Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

AŞK’ın Zamanlaması: Sevgililer Günü (mü?)

Prof. Dr. Binnur YEŞİLYAPRAK

Kategori: Psikoloji-Sosyal Psikoloji - Tarih: 08 Şubat 2026 21:48 - Okunma sayısı: 134

AŞK’ın Zamanlaması: Sevgililer Günü (mü?)

Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak yazdı

AŞK’ın Zamanlaması: Sevgililer Günü (mü?)

Evet, aşkın bir zamanlaması var ama ‘sevgililer günü’ değil elbette!..

Değil ama her yıl 14 Şubat yaklaştığında yüreğimin fay hatları titremeye başlıyor…

Neden?

Sadece ‘Sevgililer Günü’nde değil, bütün özel gün ya da hafta olarak tanımlanıp isim konmuş zamanlarda üzerimize dört bir koldan saldıran bir canavar yüzünden.

Üstelik öyle güçlü ve gücünden aldığı hırsla ahlak ve etik kurallarını elinden geldiğince zorlayan, sınır tanımayan açgözlü bir canavar!

Doymak bilmeyen Kapitalizm canavarı…

Davranışlarımızı programlayıp duygularımızı planlayan bu canavara teslim mi olacağız?

İşte bu günlerde büyük bir iştahla üzerimize saldıran kapitalizm canavarı; bizi, zaaflarımızdan kavrayıp yönetmeye ve satın alma gücümüzle AŞK’ımızı imtihan etmeye çalışıyor!

Her şeyi tüketmeye alışmış bir arsızlıkla emeğimize, zamanımıza, huzurumuza göz diken bu sistem, hayatımızı kendi çıkarlarına göre düzenleyen bir güce sahip yazık ki!..

Mutluluğu parayla satın alabileceğimize bizi inandırmak üzerine kurulmuş “nöropazarlama” alanının; insan bilincinin, beynin dopamin/endorfin işlevlerinin hiperaktivasyonunu ve sürekli ajitasyonunu amaçlayan stratejik bir istilasına uğruyoruz.

İşte bu günlerde her koldan bu istila ile karşı karşıyayız yine; sevginizi-aşkınızı satın aldıklarınızla kanıtlamak ve karşınızdakini ‘iyi hissettirerek’ tatmin olmak…

Ne yazık ki kültürümüzde bize, geçici dışsal şeylere sahip olarak tatmin aramamız öğretiliyor. Oysa gerçek şu ki içimizde eksik olan şey, dışardan herhangi bir maddeyle doldurulamaz. Çünkü içimizdeki boşluk, en derinlerde kendi benliğimizle teması kaybettiğimiz yerlerden kaynaklanıyor.

Bir bakıma bu sahte ilişkiler içinde şekillenen toplum, öz’e karşıdır ve kendi gerçek doğamızla teması engeller. Nereye gidersek gidelim çevremizdeki herkes, hayatındaki gerçek ihtiyaçları, sahip oldukları ile doldurmaya çalışıyor… Kültürel koşullanmalar ile ikame tatmin kalıpları içine sıkıştırılan her birimiz, benzer şekilde davranmazsak kendimizi tehdit altında hissediyoruz.

Oysa aşk bize, içimizdeki boşluğun altında karşılanmamış gerçek ihtiyaçları gösterebilecek en önemli olgu… İşte kendimizle yüzleşmeye hazırsak görünürdeki yanılsamaların sakladığı katmanların en dibindeki varlığımızın gerçek özü ile karşılaşabiliriz.

Evet, Analitik Psikoloji ekolünün kurucusu C. G. Jung, hayatta başımıza gelen hiçbir şeyin tesadüf olmadığını ileri sürer.

Bu bakış açısına göre AŞK’ın da bir zamanlaması vardır!

Üstelik size çok zamansız gelse bile… Bir başka zamanda sizi hiç etkilemeyecek bir karşılaşma, tam da o anda içinizde bir şeyleri tetikler aniden. Buna göre bu senkronize anı; içinizdeki boşluk ile yüzleşmeniz için size gönderilmiş bir uyarıcıdır! Çünkü Jung’a göre; evren bize istediğimizi değil, ihtiyacımız olan şeyi verir.

Eğer biz, yüreğimizin götürdüğü yerde kendimizle karşılaşmaya hazırsak ve aşk denilen yanılsamanın bize göstereceği gerçeği görebilecek olgunluktaysak; içimizdeki boşluğu hiç kimsenin bize verebileceği şeylerle değil ancak kendi parçalarımızla doldurabileceğimizi öğreniriz...

Bunu öğreninceye dek; nöropazarlama yöntemleri ile bizi ‘uyuşturan’ kapitalizm canavarının bize açtığı kucağa teslim olup rahatlamaya çalışmayı sürdüreceğiz.

Sevgililer gününüz kutlu olsun efendim.

B.Y.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
Kitap Tanıtımı - 09 Şubat 2026 22:35

OBA

BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Psikoloji-Sosyal Psikoloji Yazıları