Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Yıkımın ve Kötülüğün Gölgesinde Yaşamak

Haydar Uzunyayla

Kategori: Sosyal Bilimler - Tarih: 08 Şubat 2026 18:46 - Okunma sayısı: 252

Yıkımın ve Kötülüğün Gölgesinde Yaşamak

Geleceğe bakmak, geçmişe bakmak kadar kolay değildir ama önümüzdeki yüzyıllarda, eğer bugünkü kültürümüzle devam edersek karanlık bir geleceğe savrulacağımızı öngörmek de pek zor değildir.

Görünen şudur:

- Kapitalizm ve onun itici gücü pazar üretimi, insanlığı derin yıkımlara sürüklemektedir. Servet birikimi, zenginlik, silahlanma, üretim-tüketim ve ticaretteki vahşi kurallar sınır tanımıyor… Kaos, belirsizlik, doyumsuzluk üzerinden bu talancı yapıda, dünya nüfusunun büyük bölümü sefaletle boğuşuyor; yoksulluk artıyor, doğa yok ediliyor. Yatırım ve sermaye hareketleri belli bir azınlığın tekelinde… Adaletsizlik ve eşitsizlik, istikrarsızlık ve güvensizlik her yerde had safhada… Herkesin herkesi, bir devletin diğerini, bir uygarlığın ötekini yem olarak gördüğü, birinin ötekini kaynakları üzerinden kendini büyümeye adadığı bir kültürle ilerliyoruz ve bütün bunlar insanın kendini koruma gücünü azaltıyor, umut ve inancını aşağı çekiyor.

- Hızla ilerleyen niteliksiz kalabalıklar oluşturuyoruz; teknoloji ve bilgiyi köleleştirmek için kurumsallaştırıyoruz. Gerçekliği -rasyonel olmayı- mekanik şekilde işbirliği ve uyum olarak algılıyoruz ve bu gelişmeleri hayatın her alanında, iş hayatında, politikada, devlette, sivil toplum kuruluşlarında ve daha başka yerlerde görmek mümkün…. Hatta çok zaman sözünü ettiğimiz uyum ve işbirliği, farklı kültürler ve devletlerarası ilişkilerde parlak bir geleceği inşa için değil, güdülebilecek yeni sürüler, yeni tuzaklar, yeni karanlıklar kurmak için planlanıyor.

-Tanrı, peygamberler dahil kutsallık atfedilen bütün güçler, yıkıma, kötülüğe, şiddete ve talana aracı olarak kullanılabiliyor. (Kuşkusuz bu anlayış Tanrının yanlışı veya hatayı bağışlayabileceği inancından ileri gelmektedir. Çünkü Tanrı affedendir. Hem Tanrının kendisi de sık sık hata yapar… Dolayısıyla bir defacıktan bir şey olmaz ve ayrıca yıkım, musibet, sevap, günah ve be Bir defacık da olsa hatayı görmezden gelecektir, çünkü kendisi de sık sık hata yapıyor… Dahası yıkım, şiddet, musibet, bela, günah ve sevap gibi şeyler ona yabancı eylemler değildir.)

-Ve daha vahimi, imparatorlukların ve monarşilerin çözülmeye başlamasıyla birlikte sahneye çıkan ulus devletler çağında, yıkımın ve kötülüğün dozu artmış durumda. Başka bir ifadeyle yıkım ve kötülük yüceltiliyor… Büyücülerin fokurdayan kazanlarında, masal canavarlarının kasıp kavurduğu dehlizlerde bile bu ikili, hiç bu kadar rağbet görmemişti. Irkçı ve faşist eğilimler bu kadar tırmanmamıştı. Hatta insan doğasının karmaşıklığını ve belirsizliğini, hainliğini ve ihanetini, ırk ve soy kompleksini en üst seviyede anlatan SHAKESPEARE’in oyunlarında bile bu derece düşkün, sivri, kışkırtıcı anlatımlar bulamazsınız. Ama bugün her gün karşında oturduğumuz televizyonlarda, okuduğumuz gazetelerde, basın yayın organlarında, sunucu, yorumcu, reklamcı, politikacı, yönetici ve diğerlerinde, insanlığı karanlığa davet edenlerle karşılaşabiliyoruz… Bunlar genel olarak şiddeti, hakkın olanı gasp etmeyi haykırırlar… Monarşilerde imparatora kul olmak gibi seni, beni ötekini, şimdilerde devlete mülk olmaya veya yeniden kul olmaya çağırılar. Savaşmak için cepheye, vergi için daireye, kapitalist sermaye için tüketici olmaya davet ederler. Yurttaş olmayı, toplumsallaşmayı, millet olmayı en büyük onur sayarak, bireyi yanılgının zehriyle zehirlerler.

***

Yukarıda genel çerçevesini çizdiğim günümüz küresel dünyasındaki kapitalist pazar üretiminin yarattığı yıkım ve tahribatların çok daha fazlasını, burada veya başka yerde kanıtlarıyla birlikte sıralayabiliriz. Ancak var olanı sıralamak tek başına yeterli değildir. Değişim ve yenilenme var olanın tersini yapmayı gerektirir. Doğru bakış açısı, doğru görme, cesaret ve kavrayış… Gerçekler ancak doğru bir perspektiften bakılınca görülebilir…

Diyalektik bakış açısı, hayatın ve doğanın, canlı-cansız her şeyin özünü kavramak yönündeki yeteneğimizi geliştirir. Kötülük ve yıkım doğal eğilimlerimizden kaynaklandığı kadar, aynı zamanda öğrenilen-öğretilen şeylerdir. Bu doğru da bize eğitim ve kültürümüzü nitelik olarak ele almamız gerektiğini söyler.

Yorumlar (1)
Müsellim Pesen - 08 Şubat 2026 21:16
Parasız eğitim parasız sağlık için Devletçilik, Halkçılık, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Laiklik ve Devrimcilik programı iktidar olmalıdır.
EN SON EKLENENLER
Kitap Tanıtımı - 09 Şubat 2026 22:35

OBA

BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Sosyal Bilimler Yazıları