Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

MELODİK YOL, MELODİK HAYAT

Muhsin Boz

Kategori: Edebiyat - Tarih: 13 Ocak 2026 22:23 - Okunma sayısı: 31

MELODİK YOL, MELODİK HAYAT

Ocak 2026, Eskişehir

MELODİK YOL, MELODİK HAYAT

Hayatınızın bir döneminde mutlaka bir ölü görmüşsünüzdür. Bir yakınınız, bir arkadaşınız, mesleğiniz gereği bir tanımadığınız, kazara bir insan… Bazılarımızın gördüğü ölülerin gözleri kapalı değil, açıktır. “Bir şey sorun, cevap vereyim,” bakışı donup kalmıştır yüzlerinde. Ölü değil, canlı gibidirler hâlâ. Veya hadi ölü olduklarını biliyorsunuz ama yaşamla örtüştürmek istersiniz. Sanki gözler açık, uyuyakalmıştır o kişi. Biraz daha zorladınız kendinizi ve gözler açık olsa bile, o kişinin öldüğünü kabul ettiniz. Beden ile ruhun –veya “can” ın– ayırımını, ayrıldıklarını o anda anlarsınız. Ben çoğu zaman o ruhun tepemize dikili olduğunu, çekip gitmediğini, beni ve bir ömür beraber olduğu bedeni hüzünle gözlediğini düşünür, hayal ederim.

Yaş ilerledikçe bedensel gerilemelerin farkındasınızdır. Farkına varmasanız bile fark ettirenler, hatırlatanlar olur. Beklemediğiniz bir anda hayta bir çocuk, bir ergen, bir genç… size; amca, dayı, abla, teyze… demiştir bile. Tam tedavisi olmayan, ömür boyu sürecek, süründürecek bir hastalığın tanısı da konmuştur belki de. Veya bir değil, birkaç hastalık: şeker hastalığı, tansiyon, kas-eklem hastalıkları, cilt hastalıkları… Kulaklar az duymaya başlar; hareket yeteneği ve refleksler azalır. Cilt yavaş yavaş kurur. Gözler de ciltten geri kalmaz, kurumaya başlarlar. Gözyaşı salgısının azlığından mı, yoksa hayatın ağır yüklerinden dolayı sürekli gözyaşı döktüğümüzden mi, orası meçhul! Görme bozulur. Bazılarımız kataraktla yüzleşir. Özetle yıllara yayılan bir gerileme ile iç içe, baş başayızdır. Eğer bir çalışansanız, işverenin beklentisi yaştan bağımsızdır. 25 yaştan beklediği ile 50 yaştan beklediği aynıdır.

Bedenin gerilemesine paralel olarak aktivitelerde ve eylemlerde de aynı durum söz konusu. Gençken uzun yollarda rahat araba sürebilirken, son yıllarda zorlaştı. Bir gün içinde 5-6 saatten fazla araba kullanmak istemiyorum. Zaten ideali 9, bilemediniz 10 saati aşmamak. Her 1.5-2 saatte, 15-20 dakika süren mola. Molalarda enerji toplar, yorgunluğumu atar, daha iyi odaklanırım. Ancak bir de uyku sorunu var. Uzun yola çıkmadan önceki gece stres yaptığımdan olacak, rahat uyuyamıyorum. O zaman yolculuk gerçekten işkenceye dönüşüyor. Yukarda söz ettiğim durumlara düşmemek için arabayı sık sık havalandırır, serin tutarım. Araba havalandırılmazsa oksijen azalır, uykuya davetiye çıkaran karbondioksit gazı artar. Müzik açarım. İnsanın uykusunu getiren türden bir müzik olmamalı elbette. Hareketli müzik, beni uyanık tutar. Arabamda 450-500 şarkının kayıtlı olduğu bir flaş disk var. Mola vereceğim yerin yakınlarında uykum gelirse, Ken Hensley’in “Lady İn Black” şarkısını açarım. Şarkı, bateri ile başlar. Öyle güzel bir giriştir ki, sanki beynime çekiçle vuruluyordur. Beyne çekiçle vuruluyorsa uyumanız mümkün değil. Bateri, sekiz dakikalık süre boyunca zaman zaman devreye girer. Zaten çoğu zaman o süre içinde mola yerine varmışımdır. Başka neler yapılabilir? Kahve içmek. Ağır yemek yerine hafif atıştırmalıklar yemek. Şeker sorunu yoksa kana hızla karışan, kalorisi yüksek besinler tüketmek. Böyle bir gıdayı yediğimde yorgunluğumun, uyuşukluğumun geçtiğini tespit etmişimdir. Seviyesine bakılamıyordur o sırada ama bakılsa, muhtemelen kan şeker seviyesi düşüktür. Tabii abartmamak gerek; şeker oranı yüksek bir gıda fazla yenilirse, bir süre sonra uykuyu davet edebilir. Mola yerinde kısa yürüyüşler, egzersizler… Sakız çiğnemek. Telefonla sevdiklerinizi aramak, ortamı değiştirmek, yol atmosferinden kurtulmak…

Ankara’dan Eskişehir’e gelirken, Sivrihisar’ı geçtikten sonra yolun sağında diklemesine beyaz şeritler- bantlar görmüş ve anlam verememiştim. Araba lastiklerini bantların üzerinden geçirdiğimde bir klasik müzik eseri duydum: Türk Marşı! Amaç, sürücüyü o anki atmosferinden uzaklaştırmak, neşelendirmek, eğlendirmek. Amaca ulaşılmış ve hoşuma gitmişti bu. Prensibi; asfalt yüzeyine belirli aralıklarla yerleştirilen bantlar- şeritler sayesinde araçların geçişi ile titreşim ve ses üretme esasına dayalı. Sabit bir hızla (daha çok 90-100 km/saat) gidildiğinde duyulan eser, daha bir kaliteli oluyor. Bir nevi yol /asfalt piyanosundan başka bir şey değil. Ülkemizin başka yerinde var mı? Evet, ilki Ankara- Nallıhan yolu üzerinde.

Pek çoğunuz yazının girişi ile sonu arasında bir bağ, bir bağlantı kuramadı. Haklısınız. Yaşı 4.5 milyar yıl olan gezegenimizde, bir ömür, böyle bir sürenin ancak bir melodisi olabilir. Ve ben bu melodinin hakkını vermişimdir, vereceğimdir umarım. Öldüğümde, gözlerim kapalı değil, açık olur inşallah: Kim yüzüme bakar ve benimle konuşmak isterse, hayatımın melodisini mırıldanırım.

KAYNAKLAR

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Edebiyat Yazıları
MUTLULUK

Edebiyat 20 Aralık 2025

MUTLULUK

ANI ANLATMA DOZU

Edebiyat 03 Ekim 2025

ANI ANLATMA DOZU