Özge Temuçin
Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 22 Nisan 2026 13:31 - Okunma sayısı: 58
Lisansüstü eğitimde hocalarımız kucak dolusu kitap öneriyor. Eskiden olsa bunu bir ödev gibi görürdüm. Ama yaş ilerledikçe mi bilinmez, insan bazı şeyleri artık yalnızca akademik bir görev olarak görmüyor. Memleketinde, okullarında, eğitimin tam ortasında gerçekleşen silahlı saldırılar senin derdin oluyor. Uykuların kaçıyor. Kaçmalı da. İnsan ister istemez soruyor: Neden? Ve daha önemlisi: Biz neyi eksik yapıyoruz?
Bir gün yine Gazi Üniversitesi’nde Eğitim Yönetimi alanındaki doktora derslerimiz eleştirel pedagoji dersinden aklımda bu düşüncelerle çıkarken hocamız Prof. Dr. Ayhan Ural hepimize bir kitapçık dağıttı ve şöyle dedi:
“Okuyalım arkadaşlar. Öteyi beriyi kurcalayalım. Araştıralım.”
Dr. Niyazi Altunya’nın kaleme aldığı Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bakış kitabının kitapçığı niteliğinde olan ‘Köy Enstitülerine Toplu Bakış’ kitabını bir solukta okudum. Kitapta, Köy Enstitüsü sisteminin kuramcısı ve uygulayıcısı olan İsmail Hakkı Tonguç’un eğitim anlayışı şöyle anlatılıyordu:
Eğitim yalnızca insanı bilgili ya da becerikli yapmak için değildir. Eğitim, köylüyü kendi yazgısını değiştirebilecek bir bilince ulaştırmalı; köyü içten canlandırmalı ve insanları kendi haklarını savunabilecek bir farkındalığa kavuşturmalıdır.”
Aslında bu düşünce, Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim vizyonuyla da örtüşür. Nitekim Grigory Petrov’un yazdığı Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı eserde de anlatıldığı gibi, bir toplumu dönüştürmenin yolu onu en ücra köşelerine kadar eğitmekten geçer.
Benzer bir yaklaşımı Brezilyalı eğitim düşünürü Paulo Freire da Pedagogy of the Oppressed (Ezilenlerin Pedagojisi) adlı eserinde dile getirir. Freire’e göre bir toplumu eğitmek isteyenler önce o toplumun içine girmeli, insanları anlamalı ve onların yaşam koşulları içinde eğitim üretmelidir.
Köy Enstitüleri tam da bunu yapmıştı. Savaş sonrası yokluk yıllarında, sınırlı imkânlarla, halkın içinden çıkan gençlerle yine halka ulaşan bir eğitim modeli kurulmuştu. Bu model yalnızca öğretmen yetiştirmedi; köylere umut taşıdı. Üstelik kız çocuklarının eğitime katılması için de önemli bir kapı araladı.
Kitabın sonunda Niyazi Altunya çok çarpıcı bir soruya yanıt arıyor:
“Tonguç bugün yaşasaydı nasıl bir Enstitü modeli kurardı?”
Bu sorunun cevabı bugün belki de her zamankinden daha önemli. Çünkü o günün yokluklarında yapılabilen şeylerin, bugünün imkânlarıyla neden yapılamadığı sorusu hâlâ önümüzde duruyor.
Niyazi hocamıza göre Tonguç bugün yaşasaydı muhtemelen yeni enstitülerini köylerde değil; kentlerin varoşlarında, yoksul mahallelerinde, kimsesiz ve dezavantajlı çocukların yaşadığı bölgelerde kurardı. Ezberci eğitimi azaltmak, çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak, her öğrenciye bir müzik aleti öğretmek, spor yaptırmak, halk oyunları oynatmak… Bunların hiçbiri 1940’ların koşullarını beklemiyor.
Ama bunun için yalnızca öğretmenlerin değil, ailelerin de sorumluluk alması gerekiyor.
Sevgili veliler;
• Ergen beyni hâlâ gelişim sürecindedir. Özellikle ön beyin bölgeleri tam olgunlaşmadığı için dürtü kontrolü, sonuçları öngörebilme ve duyguları düzenleme becerileri yetişkinlere göre daha kırılgandır. Bu yüzden çocuklarımızın hataları bazen yalnızca bir “disiplin sorunu” değildir; gelişimsel bir sürecin parçasıdır. Onları yargılamadan dinlemek ve yanında olduğumuzu hissettirmek çok önemlidir.
• Evlatlarımızın ruhsal sorunlarını, damgalanmaktan korkmadan okul rehberlik servisleri ile iletişimde kalarak çözelim. Bu konuda uzmanlık bilgisine sahip olmamanız çok normaldir.
• İyi öğretmen bulma kaygısından uzaklaşmalıyız; çünkü emin olun öğretmenlerimizin büyük çoğunluğu zaten çok fedakârlar. Bırakalım öğretmenlerimiz evlatlarımızı –pedagojiye uygun olarak– uyarabilsinler. Çocukların psikolojisi bozuluyor diye kaygılanmanıza gerek yok.
• Köy enstitülerinde öğrenciler üretime (tarım, hayvancılık vb.) öğretmenleri rehberliğinde katılmıştır. Tabii şu an dijital çağdayız ama yine de evlatlarınızı okulda yürütülen şenlikler, halk oyunları toplulukları, bilim şenlikleri, Avrupa Birliği projeleri, ağaç dikim etkinlikleri, spor müsabakaları gibi faaliyetlere mümkün mertebe yönlendirelim ve akademik başarısı düşer diye çekinmeyelim; aksine artacaktır.
• Çoğu ebeveyn artık geç saatlere kadar çalışıyor, haklısınız; ama yine de evlatlarımızın özellikle dijital alanlarda neler yaptıklarını öğrenelim, denetleyelim ve takip edelim. Sizlerin tepkilerinden korkarlarsa gerçekleri gizlemeye başlarlar ve zararlı içeriklere kapılabilirler.
Bugün yeryüzünde yaklaşık 8,3 milyar insan yaşıyor. Ve biz o 8,3 milyar insandan sadece biriyiz. Gezegenimize bir süre hizmet edip göçüp gideceğiz. O yüzden çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras ayrıcalık değil; sorumluluk duygusudur. Eğitimi değiştirmek istiyorsak, önce insanı birlikte “dayanışmayla” geliştirmeliyiz.
Çözüm hâlâ aynı yerde duruyor, Niyazi hocam:
Eğitim…
Kentten kırsala, kökten uca, dipten köşeye…
Altunya, N. (2018). Köy enstitülerine toplu bir bakış. Ankara: Kültür Yayınları.
Freire, P. (2000). Pedagogy of the oppressed (30th anniversary ed.; M. B. Ramos, Trans.). New York, NY: Continuum.
Petrov, G. (2019). Beyaz zambaklar ülkesinde (A. Tümertekin, Çev.). İstanbul: Koridor Yayıncılık.

04 Nisan 2026 20:35

07 Nisan 2026 18:28

05 Nisan 2026 17:01

05 Nisan 2026 17:17

20 Nisan 2026 09:31

10 Nisan 2026 09:19
16 Nisan 2026 11:01

10 Nisan 2026 09:54

15 Nisan 2026 15:55

05 Nisan 2026 22:34