Genel olarak yazarlar ve kitapları hakkında kendimi bir şeyler söylemeye zorlarken, oldukça dikkatli davranırım. Çünkü sözkonusu olan yazarın emeği, zamanı, bitmek bilmeyen sabrıdır ve bundan dolayı hakkında yargıda bulunmadan önce, onu tanımayı, mesajlarını anlamayı; yazım tekniğini, anlatım gücü ve benzer özelliklerini öğrendikten sonra değerlendirmeye başlarım.
Cafer Yurtsever, “Kurt Payı” adındaki geniş hacimli romanında, (yer yer aşırı gerçekçi, fazla yerel eski öğelerle araya girmesine rağmen) kimi zaman dolaysız, kimi zaman hedefine hemencecik ulaşan, kimi zaman şifreli, söylemek isteyip de söyleyemediğini okuyucunun kavrayışına havale eden, kimi zaman da yaşamın sürekli değişen yanını bize, hoş ve akıcı bir anlatımla sunuyor…
Bu bir yetenektir. Gücünü yetiştiği çevrenin yalıtılmış yaşamından alan yazarımız, bu yaşamın nedenlerini, anlam ve anlamsızlıklarını, tekrarlarını, alışkanlılarını, kurnazlıklarını ve tembelliklerini, Mayıs ve Haziran aylarındaki olağanüstü gayretleri, dünyaya kapalı bir havza olarak KARER’i, KULYAN vadisini ve kıvrımlarını, meşe ağaçlarını, Bandırbaba’yı, kutsal tutkuya dönüşmüş Kurukavak ziyaretgahını, Zil deresini, kıt kanat olanakları, tutku ve anlaşmazlıkları, coşkuları, gün ağarınca hergün yeniden başlayan yeni yaşamları, kusur ve çelişkileriyle birlikte önümüze sermektedir.
İnsan bilincini ve davranışlarını yansıtma becerisi çelik kadar sağlamdır. Betimlemeleri güçlüdür… Muhteşem anılara sahiptir.
Akılcı olmaktan öteye, daha çok boş inançlar etrafında oluşan yaşamın yoksulluğunu, bilinmezliğini ve umutsuz çığlıklarını cesur şekilde biz okuyucuya sorgulatabiliyor. (Şirin gelinin yıllarca devam eden öksürüğüne türbelerde çare aramak gibi…)
Çok zaman dost ama birdenbire düşman olup, birbirlerine karşı açtıkları davalardan dolayı, hiç istemeden karakolun yollarını aşındıran, git-gel usanan yakın komşular…
Cinsel ilişkilerde romantizm ve kimi zaman çılgınlık düzeyinde gerçekleşen beraberlikler, bunu yanında baskıcı ve katı yargıların hüküm sürdüğü aile tipleri, fırsatını bulduğunda bütün kuralları, dayanışma ve yardımseverliği alt-üst eden FİR… Başıboş, sinsi, aylaklığı seven biridir FİRO… Doğacak çocuğuna ağasının ismini koyarak eşitleneceğini sanan FİRO… (ki bu düşü asla gerçekleşmeyecekti…) Kendini sürekli yabancı gören, onlarca yıl geçse de burada sadece misafir olduğunu söyleyen HEMED’in trajedisi…
Ve küçük Medine’nin, dedesi ve uçak üçlemesi etrafında devam eden hayatı anlama ve sorgulama çabası. Medine ve benzerleri dağların arasında gizlenmiş yaşamın görkemli zihinleridir… Onlar her daim doğal ve güzeldirler ve Cafer Yurtsever, yaşamın sürüp giden bu canlı, kocaman tarafını ve daha birçok şeyi sevgi, şefkat, dayanışma ve iyilik gerçeğiyle aktarmaktadır.
Yazımızı Cafer Yurtsever’in, KARER’in bütün bir yaşamını özetlleyen şu harika cümlesiyle bitirelim: “Dağların ardı işte… Ne patika yolların dili vardır ne de esen rüzgarın kulağı… -Kurt Payı, sayfa 23-”
*****************