Psk. Ece SIR - Prof. Dr. Gülbahar BAŞTUĞ
Kategori: Klinik Psikoloji - Tarih: 28 Haziran 2026 22:14 - Okunma sayısı: 158
İklim Krizinin Ruh Sağlığı Üzerindeki Etkileri: Eko-Anksiyete Bağlamında Bir İnceleme
.
Psk. Ece SIRa, Prof. Dr. Gülbahar BAŞTUĞb
.
a Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programı
bKlinik Psikolog, Ankara Üniversitesi Sağlık Hizmetleri MYO
.
Türkiye'de son yıllarda birçok gölün tamamen kuruduğu ya da önemli ölçüde küçüldüğü bilinmektedir. Dünya genelinde de tatlı su kaynakları giderek azalmakta ve biyolojik çeşitlilik kaybı, kuraklık ve artan sıcaklıklar yaşamın her alanında hissedilmektedir. Nesli tükenen türler, kuraklık ve giderek daha sık karşılaşılan aşırı hava olayları, iklim değişikliğinin artık yalnızca bilimsel raporlarda yer alan bir olgu olmadığını ve sonuçlarının toplumun her kesimi için görünür hale geldiğini göstermektedir. Öyle ki son yıllarda neredeyse her yaz mevsimi "kaydedilen en sıcak yaz" olarak adlandırılmaktadır. Bir yandan görmezden gelinemeyecek kadar belirginleşen, diğer yandan giderek normalleşen bu durumun bir adı var: İklim krizi.
.
İnsan-doğa etkileşiminin bir sonucu olan iklim krizi çevresel, ekonomik, sosyal ve politik boyutları bulunan küresel bir sorundur. Birçok tür için ciddi bir varkalımsal tehdit yaratan iklim değişikliği yalnızca ekosistemler ve fiziksel yaşam koşulları üzerinde değil, aynı zamanda insan psikolojisi üzerinde de etkilidir. Son yıllarda yapılan araştırmalar iklim krizinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin giderek daha görünür hale geldiğini ortaya koymaktadır (Coffey ve ark., 2021).
.
İklim krizinin insan psikolojisi üzerindeki etkileri doğrudan, dolaylı ve farkındalık temelli olmak üzere üç grupta incelenmektedir (Coffey ve ark., 2021). Doğrudan etkiler sel, deprem, yangın ya da kuraklık gibi afetlere maruz kalma sonucunda görülürken dolaylı etkiler bu tür afetlerin ekonomik, politik ve sosyal sonuçlarına maruz kalmakla ilişkilidir. Farkındalık temelli etkiler çevresel yıkımla ilgili salt bilgi sahibi olmanın doğurduğu sonuçları ifade etmektedir.
.
Ekolojik problemlerin giderek belirginleşen ve daha ciddi sorunlara yol açan bir hale gelmesiyle birlikte söz konusu psikolojik etkiler hem toplumsal yaşamda hem de araştırmalarda görünürlük kazanmıştır. Buna bağlı olarak alanyazında “iklim anksiyetesi” ve “eko-anksiyete” gibi yeni kavramlar tartışılmaya başlanmıştır. Clayton’a (2020) göre iklim anksiyetesi iklim değişikliğinin mevcut ve gelecekteki etkilerine ilişkin hissedilen kaygı, endişe ve tehdit algısını ifade etmektedir. Bu kaygı iklim değişikliğinin bireylerin yaşamları, gelecekleri, diğer insanlar ve doğal çevre üzerindeki olası sonuçlarına yönelik duygusal tepkilerden oluşmaktadır.
.
Bu kavramlardan bir diğeri olan eko-anksiyete ise çevresel yıkım ve iklim değişikliğinin doğrudan ya da dolaylı etkileri ya da salt farkındalığından kaynaklanan endişe, korku ve anksiyete (kaygı) duygularını kapsayan çevresel felakete yönelik kronik bir korku olarak tanımlanmaktadır (Clayton, 2017). İklim anksiyetesi çoğunlukla iklim değişikliğine özgü kaygıları ifade ederken eko-anksiyete iklim değişikliğinin yanı sıra biyolojik çeşitlilik kaybı, türlerin yok oluşu ve çevresel bozulma gibi daha geniş ekolojik tehditlere yönelik kaygıları da kapsayan bir çatı kavram olarak değerlendirilmektedir (Wullenkord ve ark., 2021). Bu yazıda eko-anksiyete çatı kavramı üzerine yoğunlaşılacaktır.
.
Eko-anksiyete bireyin yalnızca kendi yaşamına yönelik duyduğu bir korku ve kaygı durumu değildir, dünyanın geleceği, diğer türlerin varkalımı ve gelecek nesiller için duyulan endişeleri de kapsar. Yapılan bir kapsam belirleme incelemesinde eko-anksiyetenin çeşitli duygularla ve psikolojik belirtilerle ilişkili olduğu gözlenmiştir. Bunlar arasında fiziksel olarak hasta hissetme, panik atak geçirme, sinirlilik, halsizlik, uykusuzluk, üzüntü, depresyon, uyuşukluk, çaresizlik, umutsuzluk, suçluluk (örneğin yeterince çevreci davranmadığını düşünme), hüsran, öfke (hükümetlere, şirketlere ya da topluma yönelik) ve korkmuş ya da belirsiz hissetme, geleceğe ilişkin yoğun kaygı, iklim değişikliği haberlerini düşünmekten kendini alamama ve gelecek planları yapmaktan kaçınma gibi olumsuz tepkiler bulunmaktadır (Coffey ve ark., 2021). Aynı araştırmada eko-anksiyetenin ilişkili bulunduğu olumlu duygulara da yer verilmiştir. Bunlar arasında umut, güçlenme ve bağ kurma duyguları yer almaktadır (Coffey ve ark., 2021). Pozitif duyguların eko-anksiyete bağlamında kolektif eyleme geçmekle ilişkili olduğu ve aynı zamanda bir motivasyon kaynağı da olabileceği belirtilmektedir (Clayton, 2020).
.
Bir tür olarak hepimiz aynı gezegeni paylaşmakta ve aynı iklim krizini yaşıyoruz ancak araştırmalar belli grupların diğerlerine kıyasla iklim krizinden daha olumsuz biçimde etkilenebildiğini ortaya koymaktadır. Clayton (2020) iklim değişikliğinin psikolojik etkilerine karşı çocukların yetişkinlerden daha savunmasız olduğunu belirtmiştir. Aynı çalışmada çocukların aşırı hava olayları dolayısıyla Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), Uyku Bozuklukları ve Majör Depresif Bozukluk geliştirebildiklerinden bahsedilmiştir. Bununla birlikte yapılan bir araştırmada kadınların erkeklere kıyasla iklim değişikliğine yönelik daha yoğun anksiyete belirtileri gösterdikleri saptanmıştır (Gifford ve Gifford, 2016).
.
Bunlara ek olarak iklim değişikliğine yönelik anksiyetenin küçük yerli gruplar arasında daha yaygın olabileceği düşünülmektedir (Clayton, 2020). Bu gruplar erozyona maruz kalan kıyı bölgeleri, alçak adalar ya da arktik bölgeler gibi coğrafi olarak daha savunmasız bölgelerde yaşamakta ve dolayısıyla iklim krizinin etkilerine doğrudan maruz kalmaktadırlar. Yerli gruplar için iklim değişikliği yerinden edilme, doğayla bağın zedelenmesi ve kültürel kimliğin kaybı gibi sonuçlara yol açabilmektedir (Cunsolo Willox ve ark., 2013). Dolayısıyla bu gruplar iklim krizinin doğrudan ve dolaylı etkilerine yoğun biçimde maruz kalmakta ve bunun sonucunda eko-anksiyete belirtileri diğer toplumlara kıyasla yerli gruplar arasında daha yaygın gözlenmektedir.
.
Yerli gruplara benzer şekilde doğayla güçlü bir bağa sahip olan, kültürel ve kişisel nedenlerle çevresel sorunları daha çok önemseyen bireylerin, gençlerin ve çevresel felaketlerden doğrudan etkilenenlerin eko-anksiyete açısından daha savunmasız olduğu bilinmektedir (Clayton, 2020). Doğa bilimciler, iklim bilimciler, aktivistler ve bu alanda çalışan ruh sağlığı uzmanlarının da risk altındaki gruplara dahil olduğu belirtilebilir. Bunun temelinde özellikle iklim bilimciler ve çevre araştırmacılarının iklim kriziyle ilgili bilimsel verilerle yoğun temas halinde olmalarından dolayı farkındalık temelli eko-anksiyeteye açık hale gelmeleri (Pikhala, 2020) ve aktivistlerin ise doğayla aralarındaki derin bağın beraberinde getirdiği sorumluluğun karşısında değişimin yavaşlığı, direnç ve politik engeller nedeniyle çaresizlik ve tükenmişlik yaşayabilmeleri bulunmaktadır (Cunsolo ve Ellis, 2018; Pikhala, 2020). Benzer şekilde bu alanda hizmet veren ruh sağlığı çalışanlarının da iklim krizine ilişkin bilimsel verilerle temas halinde olmalarının ve ekolojik yıkımla bağlantılı afetlerden etkilenen bireylerin kaygı, yas ve travma süreçlerine tanıklık etmelerinin ikincil travmatik stres ve duygusal tükenmişlik açısından risk oluşturabileceği düşünülmektedir.
.
Eko-anksiyetenin gerçek bir tehdit olan iklim krizine verilmiş sağlıklı, adaptif bir tepki olarak mı yoksa psikopatolojik ve uyumsuz bir tepki olarak mı yorumlanması gerektiği alanyazında tartışılmakta olan bir konudur. Yapılan bir sistematik derlemede iklim değişikliğinin farkında olmanın işlevselliği etkileyebildiği ve psikiyatrik açıdan yük oluşturduğu saptanmıştır (Cosh ve ark., 2024). Aynı araştırmada eko-anksiyetenin durumluk kaygıyla ilişkili olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla eko-anksiyete bireylerin kalıcı ve yaygın özelliklerinin bir sonucu olmaktan çok mevcut duruma verilen bir yanıt olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte yaşanan bu kaygının bazı insanlarda -tıpkı duygudurum bozuklukları ve anksiyete bozukluklarında gözlendiği gibi- işlevsellikte bozulmaya yol açtığı gözlenmiştir (Cosh ve ark., 2024). Eko-anksiyetenin bazı bireylerde günlük yaşama katılmayı engelleyen bir hale gelmesi gerçek olay ve tehditlerle ilişkili olarak ortaya çıkan çeşitli bozuklukların (TSSB, Tepkisel Bağlanma Bozukluğu vb.) tanısal sınıflandırmalarıyla da uyumludur (Cosh ve ark., 2024). Buna ek olarak yapılan bir çalışmada eko-anksiyetenin klinik görünümünde dört tür semptomun gözlendiği ifade edilmiştir (Mento ve ark., 2023). Bunlar duygusal belirtiler, ruminasyon, davranışsal belirtiler ve kişinin gezegen üzerindeki olumsuz etkisine dair kaygısıdır.
.
Eko-anksiyetenin çevreci davranışlarla ilişkisi de alanyazında üzerinde durulan konulardan biridir. Araştırma bulguları eko-anksiyetenin şiddetli seviyelerinde bireylerde kayıtsızlıkla seyreden eko-felç durumunun görülebildiğini ve bunun sonucunda çevre sorunlarından kaçınmayla birlikte kolektif eyleme katılımın azaldığını belirtmektedir (Coffey ve ark., 2021). Alanyazındaki bazı araştırmalar eko-anksiyetenin her zaman eko-felç edici bir yük olmadığını, aksine kolektif eylem yolları mevcut olduğunda insanları sistemsel değişime yönlendirebildiğini de ortaya koymaktadır (Davì ve ark., 2026). Dolayısıyla eko-anksiyetenin şiddeti çevreci eyleme katılımı etkileyen bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.
.
İklim krizinin bir stres kaynağı olduğu düşünülürse bu olguya stresle başa çıkma yolları çerçevesinden yaklaşmak da mümkündür. Alanyazında problem odaklı başa çıkma ve duygu odaklı başa çıkma (Lazarus ve Folkman, 1984) olmak üzere iki temel başa çıkma biçiminden bahsedilmektedir. Problem odaklı başa çıkma stresörün kendisine müdahale etmeyi ya da stres kaynağını ortadan kaldırmayı içerirken duygu odaklı başa çıkma stresörün yarattığı duygusal yükün düzenlenmesinin hedeflendiği stratejidir. Kolektif bir problem olan iklim kriziyle ilgili olarak her iki strateji de önemli bir işleve sahiptir. Yüksek şiddette yaşanan eko-anksiyetenin çevreci davranışlarla olan negatif yöndeki ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda iklim krizine yönelik müdahalelerde yalnızca çevresel sorunların çözümüne odaklanan problem odaklı stratejilerin değil, aynı zamanda bireylerin kaygı, yas ve çaresizlik duygularını düzenlemelerine yardımcı olan duygu odaklı stratejilerin de birlikte ele alınması gerektiği söylenebilir. Bu bütüncül yaklaşım hem bireysel psikolojik iyi oluşun korunmasına hem de sürdürülebilir çevresel eylemlerin desteklenmesine katkı sağlayabilir.
.
Sonuç olarak iklim krizi de, buna bağlı olarak yaşanan eko-anksiyete de gerçek problemlerdir. Bununla birlikte eko-anksiyete bir psikopatoloji olarak değerlendirilmese de bireylerin yaşamlarını ve psikolojik iyi oluşlarını önemli ölçüde etkileyebilmekte ve iklim krizine yönelik eyleme geçmeyi zorlaştırabilmektedir. Bu durum kolektif çaba gerektiren çevresel sorunlarla mücadeleyi güçleştirmektedir. Dolayısıyla eko-anksiyeteye yönelik müdahaleler gezegeni bütüncül olarak etkileyen ve ciddi bir varkalımsal tehdit oluşturan iklim kriziyle mücadelenin bir parçası haline gelmelidir. Eko-anksiyete günümüzde ruhsal bozuklukların tanısal sınıflandırma sistemlerinde (örneğin DSM-5-TR) yer almamaktadır. Bu durum eko-anksiyetenin gelecekte ayrı bir tanı kategorisi olarak değerlendirilmeyeceği anlamına gelmemektedir. Eko-anksiyetenin psikopatolojik bir durum mu yoksa gerçeklikle uyumlu bir kaygı mı olduğu alanyazında sürmekte olan bir tartışmadır. Bu tartışmanın gelecek araştırmalar için de odak noktası olmaya devam edeceği düşünülmektedir.
.
Kaynakça
Coffey, Y., Bhullar, N., Durkin, J., Islam, M. S., & Usher, K. (2021). Understanding eco-anxiety: A systematic scoping review of current literature and identified knowledge gaps. The Journal of Climate Change and Health, 3, 100047. https://doi.org/10.1016/j.jcch.2021.100047
.
Cosh, S. M., Ryan, R., Fallander, K., Robinson, K., Tognela, J., Tully, P. J., & Lykins, A. D. (2024). The relationship between climate change and mental health: A systematic review of the association between eco-anxiety, psychological distress, and symptoms of major affective disorders. BMC Psychiatry, 24(1), 833.
.
Clayton, S. (2020). Climate anxiety: Psychological responses to climate change. Journal of Anxiety Disorders, 74, 102263. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2020.102263
.
Clayton, S., & Karazsia, B. T. (2020). Development and validation of a measure of climate change anxiety. Journal of Environmental Psychology, 69, 101434. https://doi.org/10.1016/j.jenvp.2020.101434
.
Clayton, S., Manning, C., Krygsman, K., & Speiser, M. (2017). Mental health and our changing climate: Impacts, implications, and guidance. American Psychological Association.
.
Cunsolo, A., & Ellis, N. R. (2018). Ecological grief as a mental health response to climate change-related loss. Nature Climate Change, 8(4), 275–281.
.
Cunsolo, W., Harper, A., Ford, J. D., Edge, V. L., Landman, K., Houle, K., Blake, S., & Wolfrey, C. (2013). Climate change and mental health: An exploratory case study from Rigolet, Nunatsiavut, Canada. Climatic Change, 121(2), 255–270. https://doi.org/10.1007/s10584-013-0875-4
.
Davì, D., Lo Destro, C., & Melchiori, F. (2026). How does eco-anxiety relate to pro-environmental behavior? A correlational meta-analysis with clinical and social implications. Social Sciences, 15(2), 88.
.
Gifford, E., & Gifford, R. (2016). The largely unacknowledged impact of climate change on mental health. Bulletin of the Atomic Scientists, 72(5), 292–297. https://doi.org/10.1080/00963402.2016.1216505
.
Lazarus, R. S., & Folkman, S. (1984). Stress, appraisal, and coping. Springer.
.
Mento, C., Damiani, F., La Versa, M., Cedro, C., Muscatello, M. R. A., Bruno, A., … Silvestri, M. C. (2023). Eco-anxiety: An evolutionary line from psychology to psychopathology. Medicina, 59(12), 2053.
.
Pihkala, P. (2020). Anxiety and the ecological crisis: An analysis of eco-anxiety and climate anxiety. Sustainability, 12(19), 7836.
.
Wullenkord, M. C., Tröger, J., Hamann, K. R. S., Loy, L. S., & Reese, G. (2021). Anxiety and climate change: A validation of the Climate Anxiety Scale in a German-speaking quota sample and an investigation of psychological correlates. Climatic Change, 168(3), Article 20. https://doi.org/10.1007/s10584-021-03234-6

07 Temmuz 2026 05:59

03 Temmuz 2026 18:59

04 Temmuz 2026 19:41

10 Temmuz 2026 22:04

14 Temmuz 2026 01:45

17 Temmuz 2026 20:11

11 Temmuz 2026 15:07

14 Temmuz 2026 01:14

07 Temmuz 2026 21:47

07 Temmuz 2026 01:20