Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

PISA 2025 Türkiye Sonuçlarının, Türk Eğitim Sistemi ve İlgililerine Söyledikleri

Prof. Dr. Ali BALCI

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 15 Eylül 2026 16:01 - Okunma sayısı: 373

PISA 2025 Türkiye Sonuçlarının, Türk Eğitim Sistemi ve İlgililerine Söyledikleri

Giriş

PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı), 15 yaş grubundaki öğrencilerin yalnızca okulda edindikleri bilgileri ne ölçüde hatırladıklarını değil, bu bilgileri gerçek yaşam bağlamlarında kullanma, karmaşık problemleri çözme, eleştirel düşünme ve etkili iletişim kurma becerilerini değerlendiren uluslararası bir araştırmadır (OECD, 2026). Bu nedenle PISA sonuçları, bir ülkenin eğitim sisteminin bütün boyutlarını ölçen kapsamlı bir başarı göstergesi olarak değil, öğrencilerin belirli temel becerilerdeki performansını ve bu performansın eğitimsel ve toplumsal bağlamını görmeye yarayan önemli bir gösterge olarak değerlendirilmelidir.

Eylül 2026'da açıklanan PISA 2025 sonuçları görülen o ki Türkiye açısından genel olarak olumlu bir tablo ortaya koymaktadır. Türkiye, 2022'ye göre fen bilimleri, okuma becerileri ve matematikte puanlarını artırmış; hatta fen bilimleri ve okumada OECD ortalamasının üzerine çıkmış, matematikte ise OECD ortalamasına oldukça yaklaşmıştır (Millî Eğitim Bakanlığı [MEB], 2026; OECD, 2026). Bununla birlikte bu yükseliş, Türk eğitim sisteminin harika olduğu, bütün sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmemektedir. PISA 2025 sonuçlarının daha dikkatli okunması; başarı artışının yanı sıra sosyoekonomik eşitsizlikleri, okul türleri arasındaki farklılıkları, üst düzey becerilerin geliştirilmesini, dijital ve hesaplamalı problem çözmeyi ve okul iklimini birlikte ele almayı gerektirmektedir.

PISA 2025 Türkiye Sonuçlarının, PISA’nın Aradığı Özellikler Bakımından Tartışılması

Türkiye'nin PISA 2025'teki performansı. Türkiye'nin PISA 2025'teki Performansı önemli, fakat ihtiyatla yorumlanması gereken bir ilerleme olarak görülmelidir. Türkiye'nin PISA 2025'teki puanları; fen bilimlerinde 494, okuma becerilerinde 472 ve matematikte 462 olarak gerçekleşmiştir. 2022 yılına göre fen bilimlerinde 18, okumada 16 ve matematikte 9 puanlık artış meydana gelmiştir. Buna karşılık OECD ortalamaları fen bilimlerinde 482, okumada 461 ve matematikte 463'tür. Böylece Türkiye fen bilimleri ve okumada OECD ortalamasının üzerine çıkarken matematikte OECD ortalamasının yalnızca bir puan gerisinde kalmıştır (MEB, 2026; OECD, 2026). Türkiye'nin sıralamasında da önemli bir yükseliş görülmektedir. 2022'den 2025'e Türkiye fen bilimlerinde tüm katılımcılar arasında 34. sıradan 19. sıraya, okumada 36. sıradan 18. sıraya ve matematikte 39. sıradan 28. sıraya yükselmiştir. OECD ülkeleri arasındaki sıralaması ise sırasıyla 29'dan 14'e, 30'dan 13'e ve 32'den 23'e yükselmiştir (MEB, 2026). Bununla birlikte sıralamaların, PISA'ya katılan ülke ve ekonomi sayısındaki değişikliklerden etkilenebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle puanlardaki değişim, sıralama değişiminden daha sağlam bir karşılaştırma göstergesi olarak ele alınmalıdır.

Türkiye'nin 2003 yılındaki ilk PISA uygulamasından 2025'e kadar da üç temel alandaki puanlarında belirgin yükselme gerçekleşmiştir. Fen bilimleri puanı 434'ten 494'e, okuma puanı 441'den 472'ye ve matematik puanı 423'ten 462'ye yükselmiştir (MEB, 2026). Dolayısıyla Türkiye'nin PISA 2025 performansını “başarısızlık” olarak nitelendirmek gerçekçi değildir; ancak “Türk Eğitim Sistemi artık başarılı bir sistemi temsil etmektedir” biçimindeki bir sonuç da veriler tarafından desteklenmemektedir. Nitekim yüksek performans gösteren ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye'nin hâlâ önemli bir mesafesi vardır. Örneğin Singapur'un 2025 puanları fen bilimlerinde 560, okumada 535 ve matematikte 563; Japonya'nın puanları ise sırasıyla 538, 503 ve 557'dir (OECD, 2026). Bu nedenle Türkiye açısından en uygun değerlendirme, önemli bir ilerleme sağlandığı, ancak nitel gelişmenin henüz tamamlanmadığı biçiminde olmalıdır.

Başarı artışının en önemli sınırı. PISA 2025 Türkiye sonuçları, başarı artışını, eğitimde eşitsizliğin sınırlandırdığını göstermektedir. PISA 2025'in Türkiye açısından en önemli uyarılarından biri, ortalama puan artışının öğrenciler arasındaki başarı farklılıklarını ortadan kaldırmamış olmasıdır. Zira istatistiki olarak ortalama dağılımda uç puanlar arası farkı gölgeler, uç puanlara yakın bir değer üretir. Öyle ki sosyoekonomik açıdan en avantajlı %25'lik öğrenci grubu ile en dezavantajlı %25'lik grup arasında Türkiye'de fen bilimlerinde 81 puanlık bir fark bulunmaktadır. OECD ortalamasındaki fark ise 85 puandır (OECD, 2026). Daha önemlisi, Türkiye'de 2015–2025 döneminde bu sosyoekonomik başarı farkının genişlediği ve performanstaki iyileşmenin avantajlı öğrencilerde dezavantajlı öğrencilere göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu sonuç eğitim politikası açısından kritik bir soruyu gündeme getirmektedir: Başarıyı nasıl yükseltiriz? sorusu yerine artık Başarıyı bütün öğrenciler için nasıl yükseltiriz? sorusu sorulmalıdır. Sonuç olarak ortalama puanın yükselmesi, eğitimde fırsat eşitliğinin aynı ölçüde geliştiği anlamına gelmemektedir.

Benzer biçimde, 2022–2025 döneminde Türkiye'de en yüksek performans gösteren %10 ile en düşük performans gösteren %10 arasındaki farkın matematik ve fen bilimlerinde genişlemesi de dikkat çekicidir; okumada ise anlamlı bir değişiklik görülmemiştir (OECD, 2026). Dolayısıyla Türkiye'nin PISA başarısı yalnızca “ortalama puan yükseldi” biçiminde değerlendirilmemeli; ortalama başarı, başarı dağılımı birlikte düşünülmelidir. Bununla birlikte tablo bütünüyle olumsuz görülmemelidir. 2015–2025 arasında PISA'nın 2. yeterlik düzeyinin altında kalan öğrencilerin oranı matematik ve okumada 16'şar puan, fen bilimlerinde ise 25 puan azalmıştır (OECD, 2026). Özellikle fende düşük performans gösteren öğrencilerin oranındaki 25 puanlık azalma, temel yeterliklerin daha geniş bir öğrenci kitlesine kazandırılması bakımından önemli bir gelişmedir. Böylece Türkiye'nin önündeki temel sorunlardan biri, yalnızca düşük başarıyı azaltmak değil, aynı zamanda yüksek başarı düzeyine ulaşan öğrencilerin oranını artırmak ve eğitimdeki başarı farklılıklarını azaltmak olmalıdır.

Okul türleri arasındaki farklılıklar. Okul türleri arası farklılıklar , ortalama başarıdan sistem içi farklılaşmaya işaret etmektedir. Öyle ki Türkiye'deki başarı farklılıkları yalnızca sosyoekonomik gruplar arasında değil, okul türleri arasında da belirgindir. PISA 2025 verilerine göre matematikte fen liselerindeki öğrencilerin ortalama puanı 606, mesleki ve teknik Anadolu liselerindeki öğrencilerin puanı ise 400 olmuştur. İki okul türü arasındaki fark 206 puandır. Fen bilimlerinde bu puanlar sırasıyla 617 ve 435; okumada ise 579 ve 414'tür (Özkan, 2026). Bu farklılık, Türk eğitim sisteminin temel sorununun yalnızca genel ortalama başarıyı yükseltmek olmadığını; başarıdaki yapısal farklılıkları azaltmak olduğunu göstermektedir. Okul türleri arasındaki büyük performans farkları; takdir edilir ki öğrenci seçimi, sosyoekonomik özellikler, okul kaynakları, öğretmen niteliği, öğrenme ortamları ve okul kültürü gibi çeşitli faktörlerle birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle dezavantajlı öğrencilerin ve düşük performans gösteren okulların desteklenmesine yönelik hedefli politikaların geliştirilmesi önem kazanmaktadır.

Bilgi aktarımından beceri geliştirmeye geçiş. PISA'nın temel özelliği, yukarıda da belirtildiği üzere öğrencilerin yalnızca bilgiyi hatırlamalarını değil, bilgiyi yeni ve gerçek yaşam bağlamlarında kullanabilmelerini değerlendirmesidir. Karmaşık problemleri çözme, eleştirel düşünme ve etkili iletişim bu yaklaşımın temel bileşenleridir (OECD, 2026).Türkiye'de son yıllarda merkezi sınavlarda beceri temelli ve bağlam içerisinde problem çözmeye dayalı soruların yaygınlaşması ile PISA'nın değerlendirme yaklaşımı arasında belirli bir uyum bulunduğu ileri sürülebilir (Coşkun Armağan, 2026). Ancak PISA puanlarındaki yükselişi yalnızca sınav sorularındaki değişime bağlamak bilimsel açıdan doğru değildir. Zira öğretim programları, öğretmen niteliği, okul kaynakları, öğretim süresi, eğitim politikaları, öğrencilerin sosyoekonomik özellikleri ve pandemi sonrasındaki telafi uygulamaları gibi çok sayıda değişken öğrenci performansını etkileyebilir. Dolayısıyla PISA 2025, Türk eğitim sisteminde bilgi aktarma”dan “bilgiyi kullanma ve beceri geliştirme”ye geçişin daha da güçlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Yüksek düzeyli düşünme becerileri. Türkiye'nin düşük performans gösteren öğrencilerin oranını azaltmış olması elbette önemli bir kazanımdır. Ancak önemli olan eğitim sisteminin niteliğinin daha ileri taşınması için, yüksek düzeyli düşünme becerilerinin daha geniş bir öğrenci kitlesine kazandırılmasını gerektirmektedir. PISA 2025'te Türkiye'de fen bilimlerinde 5. ve 6. yeterlik düzeylerinde[1] bulunan öğrencilerin oranı %7,4'tür; OECD ortalaması ise %7,2'dir (OECD, 2026). Bu oran olumlu bir görünüm ortaya koysa da Türkiye'nin bilimsel düşünme, karmaşık problem çözme, yaratıcılık ve eleştirel düşünme becerilerini daha geniş öğrenci gruplarına yayması gerekmektedir. Bu nedenle Türkiye'nin eğitim gündemi artık yalnızca temel becerileri kazandırma değil, aynı zamanda yüksek düzeyli düşünme becerilerini kitleselleştirme” hedefini de içermelidir.

Dijital dönüşümün kritik göstergesi. PISA 2025 Türkiye sonuçları, hesaplamalı problem çözmenin[2] dijital dönüşümün kritik bir göstergesi olduğunu göstermektedir. PISA 2025'in Türkiye açısından en dikkat çekici sonuçlarından biri, hesaplamalı problem çözme alanındaki performanstır. Bu değerlendirme; modelleme, programlama, deney yapma, veri analizi, dijital ürün oluşturma ve hata ayıklama gibi bilgisayarlı araç ve uygulamalar yoluyla problem çözme becerilerini kapsamaktadır (OECD, 2026). Türkiye'nin bu alandaki ortalama puanı 473, OECD ortalaması ise 500 olarak gerçekleşmiştir. Türkiye böylece temel PISA alanlarında yükselirken hesaplamalı problem çözmede OECD ortalamasının gerisinde kalmıştır. Bu sonuç, dijitalleşmenin yalnızca öğrencilere bilgisayar, tablet veya internet erişimi sağlamakla tamamlanamayacağını göstermektedir. Eğitim teknolojilerinin asıl değeri, öğrencilerin teknolojiyi bilgi tüketmekten çok problem çözmek, veri analiz etmek, model oluşturmak, programlamak, üretmek ve eleştirel düşünmek amacıyla kullanabilmelerinde ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan FATİH Projesi ve benzeri yatırımların ağırlık verdiği dijital altyapı boyutundan, giderek daha fazla dijital pedagojinin niteliğine yönelmek gerekmektedir. Özellikle Z ve Alfa kuşaklarının eğitiminde mesele, teknolojiye erişimden çok teknolojinin hangi içerik için, hangi pedagojik amaçla ve hangi öğrenme etkinlikleriyle kullanılacağıdır.

Okul iklimi ve öğrencinin kendini güvende hissetmesi. PISA 2025 sonuçları akademik performansın yanında öğrencilerin okul yaşamına ilişkin algıları açısından da önemlidir. Türkiye'de öğrencilerin okulda kendilerini güvende hissetme göstergesi 2022'de -0,42 iken 2025'te -0,10'a yükselmiştir. Bu gelişme olumlu olmakla birlikte Türkiye'nin 0,18 olan OECD ortalamasının hâlâ altında bulunduğu görülmelidir (Eğitim-Bir-Sen, 2026). Bu durum, akademik başarının sürdürülebilirliği bakımından okul ikliminin önemini ortaya koymaktadır. Okul, yalnızca akademik bilgilerin aktarıldığı bir kurum değil; öğrencilerin güvende, değerli, desteklenmiş ve okula ait hissettikleri sosyal bir çevre olmalıdır. Öyle ki öğretmen-öğrenci ilişkileri, okul aidiyeti, zorbalığın önlenmesi, psikososyal destek ve öğrencilerin okula yönelik olumlu tutumları akademik başarı politikalarıyla birlikte ele alınmalıdır.

Krizlere rağmen gösterilen performans ve dayanıklılık. PISA 2025'e katılan öğrencilerin eğitim yaşamı, COVID-19 salgınının etkilerinin sürdüğü ve 6 Şubat 2023 depremlerinin eğitim üzerinde ciddi sorunlar yarattığı bir döneme denk gelmiştir. Buna rağmen Türkiye'nin üç temel PISA alanında puanlarını artırması, eğitim sisteminin belirli ölçüde krizlere uyum ve telafi kapasitesine sahip olabileceğini düşündürmektedir (Coşkun Armağan, 2026). Ancak bu verilerden doğrudan “Türkiye'nin eğitim sistemi krizlere karşı güçlüdür” biçiminde nedensel bir sonuç çıkarmak herhalde mümkün değildir. Daha temkinli yorum, olağanüstü koşullara rağmen öğrenci performansında düşüş yerine artış gerçekleşmiş olmasıdır. Ancak pandemi ve deprem sonrasında uygulanan telafi ve iyileştirme politikalarının hangi ölçüde etkili olduğunun ayrıca araştırılması gerekmektedir.

Eğitim yatırımlarının niteliği ve kaynakların dağılımı. OECD'nin Education at a Glance 2025 verilerine göre Türkiye'nin ilk ve ortaöğretimden yükseköğretime kadar eğitim yatırımlarının GSYH içindeki payı %3,4 iken OECD ortalaması %4,7'dir (OECD, 2025). Türkiye'nin daha düşük bir harcama düzeyinde PISA performansını artırmış olması dikkat çekici olmakla birlikte, bu durum eğitim yatırımlarının artırılmasına gerek olmadığı anlamına gelmez. Burada temel mesele yalnızca ne kadar kaynak ayrıldığı değil, kaynağın nereye ve hangi amaçla yönlendirildiğidir. Özellikle sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrenciler ve okullar için hedefli kaynak tahsisi, başarı farklarının azaltılmasında önemli olabilir.

Türk Eğitim Sistemi İçin Stratejik Çıkarımlar

PISA 2025 Türkiye sonuçları bir bütün olarak değerlendirildiğinde Türk Millî Eğitim Sistemi açısından birbirini tamamlayan beş temel politika önceliğini ortaya çıkardığı söylenebilir:

Başarı artışı korunmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Fen, okuma ve matematikteki yükseliş önemli bir kazanımdır ve sürekliliğinin sağlanması gerekir (MEB, 2026; OECD, 2026).

Başarıdaki eşitsizlikler azaltılmalıdır. Sosyoekonomik gruplar ve okul türleri arasındaki farklılıklar, eğitim politikalarının yalnızca ortalama başarıya odaklanmaması gerektiğini göstermektedir.

Temel becerilerden yüksek düzeyli becerilere geçiş hızlandırılmalıdır. Eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme, karmaşık problem çözme, bilimsel düşünme ve etkili iletişim becerileri eğitim programlarının merkezinde daha güçlü biçimde yer almalıdır.

Dijital altyapıdan dijital pedagojik kapasiteye geçilmelidir. Hesaplamalı problem çözmedeki OECD ortalamasının altında kalan performans, öğrencilerin teknolojiyi yalnızca kullanan değil, teknoloji aracılığıyla problem çözen, üreten ve veriyle çalışan bireyler olarak yetiştirilmesi gerektiğini göstermektedir (OECD, 2026).

Akademik başarı güvenli ve kapsayıcı okul iklimiyle birlikte geliştirilmelidir. Öğrencinin kendisini güvende ve okula ait hissetmesi, akademik başarının yanında eğitim politikalarının temel hedeflerinden biri olmalıdır.

Sonuç

PISA 2025 Türkiye sonuçları görüleceği üzere ne yalnızca bir başarı öyküsü ne de bir başarısızlık göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Veriler, Türkiye'nin özellikle fen bilimleri ve okuma becerilerinde önemli bir ilerleme kaydettiğini, matematikte ise OECD ortalamasına oldukça yaklaştığını göstermektedir. Üç temel alandaki puan artışı ve düşük yeterlik düzeyindeki öğrencilerin oranındaki azalma, Türk eğitim sistemi açısından dikkate değer kazanımlardır (MEB, 2026; OECD, 2026).

Bununla birlikte aynı sonuçlar, sosyoekonomik eşitsizliklerin sürmesi ve bazı alanlarda genişlemesi, okul türleri arasındaki büyük başarı farkları, yüksek düzeyli becerilerin daha geniş öğrenci kitlelerine yayılması gereği, hesaplamalı problem çözmede OECD ortalamasının altında kalınması ve okul ikliminin geliştirilmesi gibi önemli sorun alanlarını da göstermektedir. Dolayısıyla PISA 2025'i başarı yükseldi, sorunlar çözüldü” biçiminde okumak yerine, “başarı yükseldi; şimdi bu başarıyı bütün öğrencilere ve bütün okullara yayarak niteliği daha da yükseltme zamanı biçiminde değerlendirmek daha bilimsel görünmektedir.

Bu bağlamda PISA 2025'in Türk eğitim sistemi açısından temel mesajı, ortalama puanı yükseltmekten başarıyı adil, sürdürülebilir ve geleceğin becerilerini kapsayan bir niteliğe dönüştürmeye geçiş olarak özetlenebilir. Başka bir ifadeyle Türkiye'nin eğitim politikası için hedef yalnızca daha yüksek PISA puanları elde etmek değil; daha az eşitsiz, daha yüksek becerili, dijital dünyada problem çözebilen, eleştirel ve yaratıcı düşünebilen, güvenli ve kapsayıcı okullardan oluşan bir eğitim sistemi kurmak olmalıdır.

Yararlanılan Kaynaklar

Coşkun Armağan, İ. (2026, 9 Eylül). Türkiye'nin PISA tarihinde yeni bir sayfa açılıyor. Enstitü Sosyal.

Eğitim-Bir-Sen. (2026, 8 Eylül). PISA 2025 sonuçlarını değerlendirdik: Dünya ülkeleri puan kayıpları yaşarken Türkiye performansını artırmaya devam ediyor. Eğitim-Bir-Sen.

Millî Eğitim Bakanlığı. (2026). PISA 2025 sonuçlarına göre Türkiye, her alanda “en fazla yükselen ülke” oldu. Millî Eğitim Bakanlığı.

OECD. (2025). Education at a glance 2025: OECD indicators. OECD Publishing.

OECD. (2026). PISA 2025 results (Volume I): Future-ready students. OECD Publishing.

OECD. (2026). PISA 2025 results (Volume I): Türkiye—Country note. OECD Publishing.

OECD. (2026). PISA 2025 database. OECD.

Özkan, G. (2026). PISA 2025 hakkında her şey: Puanlar yükseldi ama sorunlar sürüyor. Kısa Dalga

[1] PISA 5. Yeterlik düzeyi “Karmaşık bilgiyi kullanarak çözüm üretme ve değerlendirme

6. yeterlik düzeyi ise “Soyut, karmaşık ve alışılmadık durumlarda bağımsız, yaratıcı, eleştirel ve üst düzey akıl yürütme.” olarak tanımlanmaktadır.

  1. Hesaplamalı problem çözme, karmaşık bir problemi parçalara ayırma, örüntüleri ve ilişkileri belirleme, uygun bir çözüm yöntemi/algoritma geliştirme, bunu uygulama ve elde edilen sonucu değerlendirme sürecidir.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları