Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Kadın ve Emek 3

Doç.Dr. Barış Parkan

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 26 Temmuz 2022 21:45 - Okunma sayısı: 186

Kadın ve Emek 3

Kadın ve Emek 3

Bu yazı dizisinin daha önceki iki bölümünde, caritas (sevgi, ilgi) ve labour (emek) kavramları arasındaki ilişkileri inceledim; bakım verme etiğini, duygulanımsal emek kavramını ve emeğin feminizasyonu adı verilen olguyu tanıttım ve emeğin feminizasyonunun olumlu ve olumsuz, somut ve olası sonuçlarına işaret ettim. Olumsuz sonuçlar arasında, ya bakım verme etkinliklerinin serbest piyasaya taşınması ve dolayısıyla duygulanımsal emeğin gittikçe daha çok metalaşması, ya da sermayenin gittikçe daha çok ev hanesinin içine girmesi ve hayatımızın neredeyse tümünün sermaye için değer üretmek üzere gasp edilir hale gelmesi sayılabilir. Olası bir olumlu sonuç olarak ise, emeğin feminizasyonu yolu ile, kadın ile erkek arasındaki toplumsal cinsiyet temelli farklılıkların ve eşitsizliklerin azalması, tarihsel olarak kadınları nitelediği düşünülen özelliklerin ve erdemlerin evrenselleştiği ve daha çok değerlendiği bir toplum kurgulamanın olanaklı hale gelmesi sayılabilir. Ama bu olası olumlu sonucun karanlık yüzünü de hesaba katmamız ve tartışmamız gerekir.

Bu tartışmayı gerektiren kaygı; öncelikle emeğin feminizasyonu yolu ile kadın ile erkek arasındaki eşitsizlikler azalsa da (ki önceki yazımda belirttiğim gibi, bu da tartışmalı), sermaye ile emek arasındaki güç eşitsizliğinin azalmakta olmamasından kaynaklıdır. Eğer kadınları nitelediği düşünülen özellikler, kadınların ezilmesine ve sömürülmesine ve bu durumu kabullenmelerine ve içselleştirmelerine neden oluyordu ise; kadınlara atfedilen özelliklerin evrenselleşmesi, kapitalistin emek sömürüsünü yoğunlaştırmasına katkıda bulunmakta ve bu duruma güzellemeler yaparak çıkış yollarını kapatmakta mıdır? Bu soruyu ayrıntılandırmaya ve cevaplamaya, geçen yazımdan devreden şu soruyu hatırlayarak başlayabiliriz: “bakım verme” ve “ekmek kazanma” olarak sınıflandırılan emek alanları arasında kavramsal olarak, zorunlu olarak hiyerarşik bir ilişki var mıdır?

Bu soruyu cevaplamak için ise bir diğer soru kümesini masaya yatırmamız gerekiyor: Bir emek harcama şeklini bir diğeri ile hiyerarşik bir ilişkiye sokacak olan etkenler nedir? Bir üretim faaliyeti kendine içkin nedenlerle bir başka üretim faaliyetinden daha değerli ya da değersiz olabilir mi? Hangi türde kriterler böyle bir hiyerarşik ilişkiyi gerekçelendirir?

Bu incelemeye ilk etapta, şu olası kriterleri sayarak başlayabiliriz: (i) üretken emek/ üretken olmayan emek arasında bir ayrım; (ii) bedensel emek/zihinsel emek ayrımı; (iii) yaratıcı emek/ rutin emek aktiviteleri arasında bir ayrım.

Öncelikle üretken emek/üretken olmayan emek ayrımını ele alacak olursak, günümüz kapitalizminde, bu ayrımın “bakım verme” ve “ekmek kazanma” aktiviteleri arasında hiyerarşik bir ilişki oluşturmayacağını, hatta böyle bir ayrıma denk düşmeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Kısaca, Marks’ın tanımına göre, üretken emek sermaye ile meta üretimi sürecinde ilişkiye girerek artı-değer üreten emektir; üretken olmayan emek ise artı-değer üretmeyen emektir. Her ücretli emek artı değer üretmez. Artı-değer üretmeyen, üretken olmayan emeği iki alt-sınıfa ayırabiliriz: (i) hazine (devlet geliri) tarafından istihdam edilen üretken olmayan emek ve (ii) sermaye tarafından istihdam edilen üretken olmayan emek. Devlet dairelerinde ve evlerde çalışan kişilerin, askerlerin ve bürokratların emeği, birinci türden üretken olmayan emeğe örnek verilebilir. Burada vurgulanması gerekir ki, Marx’ın “üretken olmayan emek” ifadesi hiçbir şekilde bu emek türlerinin işe yaramaz olduğunu, toplumsal bir fayda sağlamadığını ima etmez; sadece sermaye için artı-değer üretme işine yaramadığını ifade eder. İkinci alt-sınıfta da kapitalistin, belli ki bir işine yaradığı için istihdam ettiği emek, gene de artı-değer üretmediği için üretken olmayan emek kategorisine girer. Bu alt-grup (sermaye tarafından istihdam edilen üretken olmayan emek) de kendi içinde iki alt-sınıfa ayrılmaktadır: dolaşım (satış, muhasebe, reklam, vb) ve süpervizyon (gözetim ve denetim). (Moseley, 1983) Öğretmenlik ve doktorluk gibi meslekler her iki kategoriye de girebilir. Özetle, üretken emek “i) Doğrudan sermaye ile değişime giren, ii) Değer, artı-değer ve böylece sermaye üreten, iii) Metaların üretimine katkı sağlayan” emektir. (Harvie, Savul içinde, s. 71)

Bu tartışmadan da anlaşılacağı gibi, bakım veren emek (ya da daha genel olarak kadınların istihdam edildiği çalışma alanları) üretken emek/üretken emek olmayan emek ayrımı üzerinden, geleneksel olarak erkeklerin yaptıkları işlerle hiyerarşik bir ilişki içine sokulamaz. Öncelikle, zaten, yukarıda da belirtildiği gibi, “üretken olmayan emek” yalnızca kapitalistin artı-değer üretme kaygısı açısından üretken değildir; yoksa gayet de üretkendir ve kapitalistin kendisi için de gereklidir. İkinci olarak, günümüz kapitalizminde hizmet sektörünün üretim süreçlerinde daha çok yer tutmaya başlamasıyla, birçok bakım veren emek türü üretken emek kategorisine girmeye başlamıştır. Marx’a göre “bir aktör, hatta bir palyaço” bir kapitalist için artı-değer üretiyorsa, üretken bir emekçidir; öte yandan “kapitalistin evine giden ve pantolonunu onaran gündelikçi bir terzi, kapitalist için yalnızca basit bir kullanım değeri ürettiği için üretken-olmayan bir emektir.” (Marx, Savul içinde, s. 73). Benzer şekilde, artık kuaförlük, aşçılık, hemşirelik ve benzeri birçok bakım veren emek türü üretken emek kategorisindedir; çünkü kapitalist için artı değer üretmektedir. Son olarak, ücretlendirilmeyen ev kadını emeği, zaten ne üretken emek ne de üretken olmayan emek kategorisine girer. Hatta, önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, kapitalist için artı-değer üreten üretken işçinin zorunlu bakımını yaptığı halde ücret almadığı ve bu sayede işçiyi hayatta tutma maliyetinin (yani zorunlu emek zamanının) düşük kalmasını sağladığı için artı-değer üretimine katkıda bulunduğu söylenebilir. Bu bağlamda, emeğin feminizasyonu sürecinde dikkat edilmesi gereken, ücretsiz emeğin ne şekilde artı-değer üretmek üzere sömürülebiliyor olduğudur. Bu bağlamda, kullanıcı emeği, güncel, daha dikkatli incelenmesi gereken bir kategoridir.

İkinci olarak, bedensel emek/zihinsel emek ayrımını ele alacak olursak, Antik Yunan’dan bu yana (ya da en azından Hegel’e kadar) zihinsel emeğin bedensel emekten üstün görülmüş olması, Batı Medeniyeti’nin sıklıkla tekrar edilen ve eleştirilen özelliklerinden biridir. Bu hiyerarşik yapı, 19. yüzyıldan beri, sadece feminist teori, post-kolonyal düşünce, ekolojik görüşler, vb. tarafından değil, Marx, Nietzsche, Hegel --(not: bu düşünürler arasında Hegel’i de saymamın tartışmalı olduğunun farkındayım) --gibi felsefe tarihinde kendine önemli bir yer edinmiş düşünürler tarafından da kapsamlı bir şekilde eleştirilmiş olmasaydı, burada uzun uzadıya tartışmamız gerekebilirdi. Elbette bu ikiliğin tersyüz edilmesi ya da alaşağı edilmesi projesi tamamlanmış olmamakla kalmayıp, içinde birçok çetrefilli sorun barındırmaktadır ve gündelik hayatta, yerleşik kültürde, monoteistik dinlerde hala tam olarak karşılığını bulamamış olması da bu tartışmanın sürmesi gerektiğini gösteren ironik bir gerçektir. Ancak böyle bir tartışma, bu yazı serisinin amaçlarını aşacaktır. Bu seri açısından enteresan olan nokta, bu ikiliğin tersyüz edilmesi projesinin, yerleşik kültürde henüz tam olarak karşılığını bulmamış olsa da, ekonomi ve sermaye açısından ne anlama geldiği sorusudur. Çünkü, daha önceki yazılarımda da sık sık tekrar ettiğim gibi, bakım verme ve daha genel olarak emeğin feminizasyonunun prototipini teşkil ettiğini söyleyebileceğimiz duygulanımsal emek, beden-zihin ikiliği çerçevesine sığmamaktadır ve post-endüstriyel kapitalizmde gittikçe daha önemli bir yer kaplar hale gelmiştir. Moda sektörünün duygulanımsal/bedensel emek kategorisinde incelenmesi gerektiğini düşünürsek, 2021’de moda devi Bernard Arnault’un dünyanın en zengin adamı olması bu durumun çarpıcı bir örneğidir.

Bu noktanın ele almayı önerdiğim üçüncü kriter için de aynı sonucu çıkaracağını kolaylıkla görebiliriz. İmparatorluk adlı eserlerinde Hardt ve Negri, post-endüstriyel kapitalizmde emeğin artık gittikçe daha çok dijital ortamlarda harcanmakta olduğunu belirttikten sonra, bir yandan bu değişimin emeğin artık homojenliştiği izlenimini yarattığını, ama öbür yandan dijital emek içinde yeni bir hiyerarşinin oluşmaya başladığını belirtirler. Hardt ve Negri’ye göre dijital emek içerisindeki bu yeni işbölümü yaratıcı sembol manipülasyonu ile rutin sembolik işlemler arasındadır. Bu bağlamda onlar yaratıcı sembol manipülasyonu ile bilgisel içerik üretmeye yönelik emek harcama biçimlerini kastetmektedirler. Ancak kültürel içerik (imaj, vizyon, duygulanım gibi) üreten birçok emek türü de kesinlikle yaratıcı emektir, kapitalist için çok değerlidir ve gerektirdiği emek türü sadece sembol manipülasyonu ile ilgili ve sınırlı değildir. Bedeni, duygulanımı, arzuyu ve dolayısıyla tabi ki kadını ilgilendirir. Ve erkeği ve onlarca diğer cinsiyeti, cinselliği ilgilendirir.

Özetle, duygulanımsal emeğin bu kadar merkezi bir konuma ilerliyor oluşunun temelinde günümüz kapitalizminin, bilginin üretimi ve kontrolünün yanı sıra, büyük ölçüde arzunun yönetimine ve kontrolüne dayanıyor olması yatar.

Üretim şekillerinde emeğin feminizasyonu ve beden-zihin ikiliğinin çetrefilli bir hale gelmesi ile birlikte ve ona parallel olarak, toplumsal hayatta cinsiyetin de ikili yapısının yıkılmakta olması şaşırtıcı olmasa gerek. Dolayısıyla bir sonraki yazımda, arzunun kontrol ve yönetimi ile birlikte “kadın” kategorisinin problematize edilişini ve cinsiyet konusunu ele alacağım.

Kaynakça:

Hardt, M. & Negri. (2000). Empire. Cambridge, Massachusetts: Harvard University

Press.

Haug, Frigga (2021) “Marxizm-Feminizmin 13 Tezi”, Çev: Nagihan Cemcir, Çatlak Zemin

Erişim tarihi: 26 Temmuz 2022

https://catlakzemin.com/frigga-haug-marksizm-feminizmin-13-tezi/

Moseley, Fred (1983). “Marx’s Concept of Productive Labor and Unproductive Labor: An

Application to the Postwar U.S. Economy”. Eastern Economic Journal. Cilt 9, No: 3, ss. 180-189.

Savul, Güven (2018) Sınıfın Yeni Görünümleri ve Bilişim Sektörü. NotaBene.

Whitford, 1995. Luce Irigaray: Philosophy in The Feminine. Routledge.

Yorumlar (1)
Binnur Yeşilyaprak - 31 Temmuz 2022 15:31
Bu yazı serisini ilgi ile okuyorum ve esinler alıyorum. Teşekkürler..
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Fikir Yazıları Yazıları
SONBAHAR

Fikir Yazıları 19 Eylül 2022

SONBAHAR

ŞIMARIK

Fikir Yazıları 09 Haziran 2022

ŞIMARIK