Prof. Dr. Özkan Yıldız
Kategori: Sosyoloji - Tarih: 04 Temmuz 2026 19:51 - Okunma sayısı: 93
Bir Sosyolojik Olgu Olarak ‘Akran Şiddeti ve Zorbalığı’
.
Prof. Dr. Özkan Yıldız
DEÜ Sosyoloji Bölümü & SESADER Başkanı
.
Son yıllarda, ülkemizde, özellikle ortaöğretim kurumlarında yaşanan, akran şiddeti ve zorbalığı vakalarının sayısı ve şiddet düzeyi, dikkat çekici biçimde artmaktadır. Basına yansıyan ve kimi zaman ağır yaralanma ya da ölümle sonuçlanan olaylar, bu sorunun artık münferit vakalar olarak değerlendirilemeyeceğini; eğitim sistemini, aileyi ve toplumsal yapıyı ilgilendiren çok boyutlu bir sosyal sorun hâline geldiğini göstermektedir.
.
Resmi istatistiklerde akran cinayetleri, doğrudan kendi başlığıyla değil, "kasti adam öldürme" veya "çocukların suça sürüklenmesi" kategorileri altında genel bir veri olarak kaydedilmektedir. Ancak eğitim sendikaları ve Umut Vakfı gibi bağımsız kuruluşların şiddet haritası raporları, okulların korunaklı alan vasfını yitirerek kamusal alandaki şiddetin doğrudan taşındığı risk bölgelerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Mevcut verilerde azalma gösteren hiçbir parametre bulunmamaktadır; aksine tüm göstergeler, okullardaki akran şiddetinin yapısal bir tırmanışla kronik bir artış trendine girdiğini ve acil kurumsal müdahale gerektirdiğini doğrulamaktadır.
.
Okullarda yaşanan şiddeti yalnızca öğrencilerin bireysel özellikleri ya da eğitimcilerin çabalarıyla açıklamak mümkün değildir. Akran şiddeti; aile yapısındaki dönüşümden dijital medya etkisine, okul ikliminden güvenlik politikalarına, sosyal çevreden kamu kurumlarının koruyucu ve önleyici hizmetlerine kadar birçok yapısal unsurun etkileşimiyle ortaya çıkan sosyolojik bir olgudur. Bu nedenle sorunun çözümü de ancak tüm paydaşların sorumluluk üstlendiği bütüncül ve bilimsel politikalarla mümkün olacaktır.
.
Gençlerin okul, ev, sokak, spor müsabakaları ve eğlence mekânları gibi gündelik hayatın pek çok farklı alanında artan oranda şiddet içerikli davranışlar sergilemesi, şiddetin toplumsal alanda sıradanlaştığını göstermektedir. Okullarımızda yaşanan son şiddet olayları, gençlerin suça yönelim eşiğinin tehlikeli biçimde düştüğünü ve sorunun kritik bir boyuta ulaştığını ortaya koymaktadır.
.
Akran şiddetini çocukların bireysel öfkelerine bağlayıp ‘münferit olaylar’ olarak geçiştirmek, sorunun özünü görmeyi engellemektedir. Bu olguyu, tek tek bireyler üzerinden değil; sınıfın ve okulun sosyal dokusu, akran grupları içindeki kabul görme arayışı, statü kazanma, sosyal ödül alma ve dışlanma mekanizmaları üzerinden okumak zorundayız.
.
Akranlar arası şiddet; toplum, aile ve okul ekseninde, kurumsal ve sistemsel boyutlarıyla bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Sonuç olarak, bu döngüyü kıracak önleyici politikaların ve müdahale programlarının, sahada değişen toplumsal koşullara göre sürekli güncellenmesi sorunun çözümü açısından temel bir gerekliliktir.
.
Akran şiddeti/zorbalığıyla mücadelede öne çıkan temel yaklaşım akran şiddetini ‘zorba’ ve ‘kurban’ arasındaki ikili bir çatışma olmaktan çıkararak, sınıf ortamındaki tüm aktörlerin dahil olduğu dinamik bir grup süreci olarak ele almaktadır.
.
Bu modele göre süreç; şiddeti başlatan ve uygulayan zorbalar, onlara doğrudan destek veren ‘asistanlar’, olaya gülerek veya tezahüratla eşlik edip zorbaya sosyal statü kazandıran ‘pekiştiriciler’, sessiz kalarak zorbayı dolaylıca onaylayan seyirciler ve kurbanın yanında durup onu korumaya çalışan ‘savunucular” üzerinden yürümektedir.
.
Sosyolojik açıdan bu yapının en çarpıcı yönü, akran şiddetini besleyen ana unsurun zorbanın bireysel gücü değil; pekiştiriciler ile seyircilerin yarattığı ve şiddeti sessizce onaylayan kolektif grup süreci olduğunun saptanmasıdır.
.
Suç faillerin bireysel ve psikolojik özellikleri de şiddet eğilimini doğrudan tetiklemektedir. Hiperaktivite, dürtüsellik, depresyon, kaygı bozuklukları ve düşük benlik algısı, gençleri şiddet içeren davranışlara yönlendirebilmektedir.
.
Akademik uyumsuzluk ile şiddet sarmalı arasında güçlü bir bağ vardır. Okul başarısızlığı ve kronik devamsızlık yaşayan gençlerin, hem şiddete maruz kalma hem de şiddet uygulama riski artmaktadır.
.
Şiddete tanıklık etmek veya geçmişte şiddet mağduru olmak, saldırgan davranışları kalıcı hale getirmektedir. Şiddet içeren ortamlarda büyüyen gençler, kriz anlarında sağlıklı baş etme mekanizmaları geliştirememekte ve sorunlarını çözmek için şiddeti tek araç olarak öğrenmektedir.
.
Okulların toplumsal yaşama öncülük etmesi gerekirken şiddet olaylarıyla anılması, geleceğimiz adına ciddi bir güvenlik ve refah krizidir. Çocukların nitelikli eğitim alacağı ve sağlıklı alışkanlıklar kazanacağı güvenli alanlar olması gereken okullar, bugün ne yazık ki yapısal risklerin odağı haline gelmiştir.
.
Ülkenin geleceğini inşa edecek gençlerin güvenliğini sağlamak, anlık tepkilerden ziyade köklü bir irade gerektirir. Bu nedenle okullardaki şiddet sarmalı; toplumsal, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla çok yönlü olarak analiz edilmeli ve vakit kaybetmeden makro düzeyde önleyici politikalar hayata geçirilmelidir.
.
Bu süreçte öncelikle geçici ve yüzeysel ("aspirin") çözümlerden uzak durulmalıdır. Akran şiddetini tüm boyutlarıyla masaya yatırmak amacıyla düzenlenecek sempozyum ve çalıştaylarda, ilgili tüm paydaşların bir araya gelerek veriye dayalı somut öneriler sunması, bilimsel önleme politikalarının geliştirilmesi için kritik önem taşımaktadır; belirlenen bu stratejiler ise zaman kaybetmeden ivedilikle uygulamaya ve eylem planlarına dönüştürülmelidir.
.
Okul rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimlerinin mevcut işlevleri ivedilikle güçlendirilmeli; geleneksel yaklaşımların ötesine geçilerek okul sisteminde yapısal bir reform gerçekleştirilmelidir. Bu doğrultuda; dijitalleşen ve karmaşıklaşan yeni nesil çocukluk sorunlarını doğru analiz edebilen, "anlama, dinleme, izleme, önleme, koruma ve müdahale" süreçlerini eş zamanlı yürüten, çok işlevli ve dinamik bir kurumsal yapı ortaya konmalıdır. Erken uyarı sistemlerini barındıran bu bütüncül modelin hayata geçirilmesi, akran şiddetinin krize ve suça dönüşmeden engellenmesi açısından hayati bir zorunluluktur.
.
Okul güvenlik politikaları kapsamında, mevcut okul şiddet ve risk haritaları sahanın değişen dinamiklerine göre hızla güncellenmeli ve bu verilere dayalı somut eylem planları oluşturulmalıdır. Bu süreçte en kritik nokta, yaşanan olayların kurumsal kaygılarla örtbas edilmemesi veya zamana bırakılarak geçiştirilmemesidir; aksine, meydana gelen her vaka tüm yönleriyle, şeffaf bir biçimde rapor edilerek kayıt altına alınmalıdır. Risklerin doğru tespiti ve erken müdahale mekanizmalarının işletilebilmesi, ancak bu kurumsal şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesinin titizlikle uygulanmasıyla mümkündür.
.
Çocuk suçluluğuyla mücadelede tek başına cezaların ağırlaştırılması kalıcı bir çözüm değildir. Ergenlik dönemindeki çocuklar, davranışlarını çoğu zaman alacakları cezayı hesaplayarak değil; akran baskısı, dürtüsellik, kimlik arayışı ve sosyal çevrenin etkisiyle şekillendirmektedir. Bu nedenle sert yaptırımların caydırıcılığı sınırlı kalmakta, bazı durumlarda çocuğun suç döngüsünün derinleşmesine neden olabilmektedir.
.
Sosyolojik açıdan çocuk adalet sisteminin temel amacı, toplumsal öfkeyi cezayla tatmin etmek değil; çocuğu yeniden topluma kazandırmaktır. Onarıcı adalet yaklaşımı; mağdurun zararının giderilmesini, fail çocuğun sorumluluk üstlenmesini ve bozulan toplumsal ilişkilerin onarılmasını esas alır. Bu nedenle çocuk suçluluğuyla mücadelede çözüm, yalnızca cezaları artırmakta değil; aileyi, okulu ve sosyal çevreyi güçlendiren koruyucu ve önleyici sosyal politikaları hayata geçirmektedir.

07 Temmuz 2026 05:59

03 Temmuz 2026 18:59

04 Temmuz 2026 19:41

10 Temmuz 2026 22:04

14 Temmuz 2026 01:45

17 Temmuz 2026 20:11

11 Temmuz 2026 15:07

14 Temmuz 2026 01:14

07 Temmuz 2026 01:20

07 Temmuz 2026 21:47