Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

GÜNDEM SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Dr. Özcan GARAN

Kategori: Sosyoloji - Tarih: 03 Eylül 2026 21:56 - Okunma sayısı: 85

GÜNDEM SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

GÜNDEM SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Gelecek nesillere ne bırakıyoruz?

Önümüzdeki on yedi ay boyunca bu köşede, Birleşmiş Milletler'in 2015 yılında kabul ettiği 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacını (SKA) tek tek ele alacağız. Her ay bir amaca odaklanacak, onu hem kavramsal çerçevesi hem de Türkiye ve dünya pratiğiyle birlikte tartışacağız. Ancak bu uzun yürüyüşe çıkmadan önce üzerinde yürüdüğümüz zemini tanımak gerekiyor: Sürdürülebilirlik dediğimiz kavram tam olarak nedir? Bu kavram nereden geldi ve neden bu kadar önemsiyoruz?

Sorunun aciliyetine dair

Bu sorunun aciliyeti hiç de soyut değil. Türkiye, 2024-2025 döneminde son 52 yılın en düşük yıllık yağış ortalamasını kaydetti; 2025 yazında ülke topraklarının büyük bölümü "olağanüstü kuraklık" sınıfına girdi, Temmuz ise son 55 yılın en sıcak Temmuz'u olarak kayıtlara geçti. Aynı yaz, onlarca ilde çıkan orman yangınları yaklaşık 80 bin hektarlık alanı küle çevirdi ve pek çok insanımızın can kaybına yol açtı. Küresel tablo da farklı değil. 2025 yılı kayıtlara geçen en sıcak yıllardan biri olurken, deniz seviyesindeki yükselme hızı 1990'lı yılların iki katına ulaştı. Dünya Bankası'nın Groundswell çalışmasına göre iklim değişikliği 2050 yılına kadar 200 milyonun üzerinde kişiyi kendi ülkesi içinde yer değiştirmeye zorlayacak düzeyde. Geçtiğimiz günlerde binlerce kişinin ölümüne yol açan Nepal’deki sel felaketi de zihinlerdeki tazeliğini koruyor. Bu tablo, sürdürülebilirliği akademik bir tartışma konusu olmaktan çıkarıp gündelik hayatın ve kamu politikalarının en acil meselelerinden biri hâline getiriyor.

"Sürdürülebilirlik" kavramının kısa tarihi

Sürdürülebilirlik kavramının en çok atıfta bulunulan tanımı 1987 tarihli Brundtland Raporu'ndan gelir: "Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama kapasitesinden ödün vermeden karşılayan kalkınma." Bu tanım kısa görünse de aslında oldukça iddialıdır; kalkınmayı yalnızca bugünün büyüme rakamlarıyla değil gelecek kuşaklara bırakacağımız mirasla da ölçmemizi ister.

Ancak fikrin kökleri Brundtland Raporu'ndan da eskidir. 1972'de Stockholm'de toplanan BM İnsan Çevresi Konferansı, çevre sorunlarını ilk kez küresel bir siyasi gündem maddesi hâline getirdi. Aynı yıl yayımlanan "Büyümenin Sınırları" raporu, sınırsız ekonomik büyüme varsayımını sorgulayan ilk ciddi bilimsel çalışmalardan biri oldu. 1992'de Rio de Janeiro'da düzenlenen Dünya Zirvesi ise çevre ve kalkınmayı aynı masada buluşturdu; Gündem 21 belgesiyle sürdürülebilirlik artık somut bir eylem planına dönüşmeye başladı.

2000 yılında kabul edilen Binyıl Kalkınma Hedefleri (BKH) sürdürülebilirlik gündemini daha ölçülebilir hâle getiren önemli bir adımdı; ancak burada kabul edilen sekiz hedef ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelerin yoksulluk, sağlık ve eğitim sorunlarına odaklanıyor, iklim değişikliği ve eşitsizlik gibi konuları yeterince kapsamıyordu. 2015'te BKH'lerin süresi dolduğunda, Birleşmiş Milletler üye ülkeleri çok daha kapsamlı bir çerçeve üzerinde uzlaştı: "2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi" ve onun kalbindeki 17 Amaç, 169 alt hedef. Bu kez hedefler yalnızca yoksul ülkeleri değil, zengin-yoksul ayrımı gözetmeksizin tüm dünyayı bağlıyordu.

Neden sadece çevre değil?

Sürdürülebilirlik popüler dilde çoğunlukla çevre korumayla özdeşleştirilir; oysa kavram üç sacayağı üzerine kuruludur: Ekonomik büyüme, sosyal kapsayıcılık ve çevresel koruma. 17 amacın yapısı da bu üçlü dengeyi yansıtır: Yoksulluğun sona erdirilmesinden (Amaç 1) iklim eylemine (Amaç 13), toplumsal cinsiyet eşitliğinden (Amaç 5) sanayi ve altyapıya (Amaç 9) kadar geniş bir yelpaze söz konusudur. Gündemin sloganı olan "kimseyi geride bırakmama" ilkesi, kalkınmanın yalnızca ortalama göstergelerle değil, en dezavantajlı grupların durumuyla da değerlendirilmesi gerektiğini vurgular. Bu bütüncül bakış SKA'ları önceki kalkınma çerçevelerinden ayıran temel özelliktir. Bir ülke ekonomik olarak büyürken gelir eşitsizliği derinleşiyorsa ya da sanayileşme hızlanırken karbon salınımı kontrolden çıkıyorsa, o kalkınma sürdürülebilir sayılmaz. SKA çerçevesi tam da bu tür çelişkileri görünür kılmak için tasarlanmıştır.

Madalyonun öbür yüzü: SKA'lara yöneltilen eleştiriler

Elbette SKA çerçevesi eleştirilerden de muaf değil. En sık dile getirilen eleştirilerden biri 17 amaç ve 169 alt hedefin fazlasıyla geniş ve dağınık olduğu, bu kapsamın önceliklendirmeyi zorlaştırdığı yönünde. Bağlayıcı bir yaptırım mekanizmasının bulunmaması, hedeflerin büyük ölçüde ülkelerin gönüllü taahhütlerine bağlı kalmasına yol açıyor. Bu da uygulamada ülkeler arasında büyük farklılıklara neden oluyor. Bazı akademisyenler amaçlar arasındaki iç çelişkilere dikkat çekiyor. Örneğin; sürdürülebilir ekonomik büyümeyi hedefleyen Amaç 8 ile iklim eylemini konu alan Amaç 13 ya da kara ve deniz ekosistemlerinin korunmasını öngören Amaç 14-15 arasında zaman zaman gerilim yaşanabiliyor. Ayrıca göstergeye dayalı izleme sisteminin, veri altyapısı zayıf ülkelerde sağlıklı işlemediği, bu yüzden bazı ülkelerin performansının olduğundan iyi ya da kötü görünebildiği de eleştiriler arasında yer alıyor. Son olarak şirketlerin SKA logolarını sürdürülebilirlik raporlarına somut bir dönüşüm taahhüdü olmaksızın "süs" olarak eklediği "SKA yıkaması" (SDG-washing) eleştirisi de giderek daha sık dile getiriliyor. Bu eleştiriler çerçevenin değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, onu daha etkili kılmak için nelerin geliştirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Performansı ölçmek neden önemli?

Amaçların ve alt hedeflerin kâğıt üzerinde kalmaması için düzenli izleme şarttır. Bu amaçla her yıl yayımlanan Sürdürülebilir Kalkınma Raporu, 169 ülkeyi yüzlerce gösterge üzerinden karşılaştırıyor. 2026 yılı raporunda Türkiye, 169 ülke arasında 77. sırada yer aldı ve 100 üzerinden 70,24 puan aldı; OECD ülkeleri arasındaki kıyaslamada ise 77 ülke içinde sonuncu sırada yer alıyor. Sıralamanın zirvesini yine İskandinav ülkeleri (sırasıyla Finlandiya, İsveç ve Danimarka) paylaşıyor.

Bu rakamlar salt bir "karne notu" değildir. Ülkelerin hangi alanda ilerleme kaydettiğini, hangi alanda geride kaldığını somut biçimde ortaya koyar; kamu politikalarının önceliklendirilmesine, kaynakların doğru alanlara yönlendirilmesine ve hesap verebilirliğe zemin hazırlar. Birleşmiş Milletler'in kendi değerlendirmelerine göre küresel hedeflerin yalnızca yaklaşık %17'si şu an gerçekleşme yolunda ilerliyor. Bu da izleme ve raporlamanın neden bu denli kritik olduğunu açıkça gösteriyor.

Önümüzdeki on yedi ay

Bu girişten sonra, her ay bir SKA'yı mercek altına alacağız. Her bir amacın kapsamı, alt hedefleri, küresel eğilimler, Türkiye'nin durumu ve sivil toplumdan iş dünyasına kadar farklı aktörlerin bu amaca nasıl katkı sunabileceğini tartışacağız. Amacımız SKA'ları soyut bir BM belgesi olmaktan çıkarıp, gündelik hayatla, kamu politikalarıyla ve bireysel sorumluluklarımızla ilişkilendirmek. Bir sonraki yazıda Amaç 1 ile başlıyoruz: Yoksulluğa Son.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Sosyoloji Yazıları