Dr. Cahide GÖĞÜSDERE
Kategori: Sosyal Bilimler - Tarih: 29 Haziran 2026 17:57 - Okunma sayısı: 135
Türkiye’de Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Vergilendirme: Verginin Kadın Yüzü
Dr. Cahide GÖĞÜSDERE[1]
Vergi sistemleri kamu harcamalarının finansmanını sağlamakla birlikte gelir dağılımı, eşitlik ve adalet üzerinde etkili olmaktadır. Toplumsal cinsiyete duyarlı vergilendirme (TCDV) yaklaşımı ise vergi sisteminin toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyecek şekilde yeniden yapılandırılmasını ve vergi politikalarının kadınlar ve erkekler üzerindeki farklı ekonomik ve sosyal etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu yaklaşımın temel dayanağı olan toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme anlayışı (TCDB), bütçe gelirleri ve harcamalarının kadınlar ile erkekler üzerindeki etkilerinin ayrı ayrı değerlendirilmesini ve mali politikaların eşitlik çerçevesinde oluşturulmasını öngörmektedir (United Nations Development Fund for Women [UNIFEM], 2006; United Nations Commission on the Status of Women, 2008).
Vergi sistemleri biçimsel olarak tarafsız görünmekle birlikte, kadınların iş gücü piyasasındaki konumu, ücret farklılıkları, kayıt dışı istihdam oranlarının yüksekliği ve ücretsiz bakım emeğini büyük ölçüde üstlenmeleri nedeniyle uygulamada farklı sonuçlar doğurabilmektedir (Stotsky, 1997). Bu nedenle vergi politikalarının toplumsal cinsiyet perspektifiyle analiz edilmesi, yalnızca mali etkinlik açısından değil, sosyal adaletin sağlanması bakımından da önem taşımaktadır (Şenesen, 2008).
Türkiye'de vergi gelirlerinin önemli bölümü Katma Değer Vergisi (KDV) ve Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) gibi dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Bu tür vergiler düşük gelir grupları için daha yüksek bir vergi yüküne neden olmaktadır. Kadınların gelir düzeylerinin erkeklere göre daha az olması ve temel tüketim harcamalarına daha fazla pay ayırmaları vb. nedenlerle dolaylı vergilerin etkisi kadınları daha fazla etkilemektedir. Özellikle temel gıda ürünleri, çocuk bakım ürünleri, hijyen malzemeleri ve ev içi zorunlu tüketim harcamaları vergi yükünü artırarak kadınların satın alma gücünü azaltmakta ve kadın yoksulluğunu derinleştirebilmektedir (Eğitim Sen, 2014).
Gelir vergisi uygulamalarında yer alan indirim, istisna ve muafiyetlerden ise çoğunlukla kayıtlı ve tam zamanlı çalışan bireyler yararlanabilmektedir. Kadınlar yarı zamanlı ve kayıt dışı olarak çalışmaları durumunda, bu avantajlardan yararlanamamaktadırlar. Ayrıca çocuk ve yaşlı bakımının kadınlara yüklenmesi nedeniyle çalışmaya ara veren kadınlar vergi teşviklerinden sınırlı ölçülerde yararlanabilmektedirler. Bu durum, vergi uygulamalarının toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yeniden üretebildiğini göstermektedir (Stotsky, 2006).
Bu kapsamda değerlendirilen 2005–2016 dönemi bütçe belgeleri, vergi mevzuatı ve ilgili düzenlemeler, Türkiye'de TCDV açısından önemli yapısal eksikliklerin bulunduğu söylenebilmektedir (Göğüsdere, 2018). Doktora tezinde ulaşılan bulgulara göre kadınlar; aile sağlığı, eğitim, beslenme, çocuk bakımı ve temel kişisel ihtiyaçlar gibi zorunlu harcamalara gelirlerinin daha büyük bir kısmını ayırdıkları için dolaylı vergilerden erkeklere göre daha fazla etkilenmektedir. Artan KDV ve ÖTV oranları kadınların vergi yükünü artırırken, temel gıda maddeleri, kişisel bakım ürünleri, çocuk giyimi ve ev yakıtı gibi zorunlu tüketim kalemleri üzerindeki yüksek vergiler kadın yoksulluğunu artırmaktadır (Göğüsdere, 2018).
İlgili teze göre kadın girişimcilerin ağırlıklı olarak hizmet sektöründe faaliyet göstermeleri, daha düşük gelir elde etmeleri ve vergi muafiyetleri ile teşviklerden erkek girişimcilere kıyasla daha sınırlı yararlanabilmeleri gibi nedenlerle vergi yükü cinsiyet temelinde farklılaşmaktadır. Ayrıca vergilendirmede uygulanan indirim, istisna ve muafiyetlerin kadınların ekonomik koşullarını yeterince dikkate almadığı, yarı zamanlı ve kayıt dışı çalışan kadınların gelir vergisi avantajlarından büyük ölçüde yararlanamadıkları belirlenmiştir. Erkeklerin çocuk indirimi ve diğer vergi avantajlarından daha fazla yararlanması ise toplumsal cinsiyete duyarlı eşitsizliği artıran durumlardan biri olarak değerlendirilmiştir (Göğüsdere, 2018).
2018 yılında yayınlanan tezle ilgili bazı bulgular bu yöndeki görüşleri destekler niteliktedir. Şöyle ki;
“Kadınlar aile sağlığı, eğitim, beslenme ve benzeri ihtiyaçları için kendi gelirlerini harcıyorlarsa adaletsizlik vardır.”
"Artan KDV ve ÖTV oranları kadın girişimcilere daha fazla yük getiriyorsa..."
"Kadın girişimcilerin ödediği KDV ile erkek girişimcilerin ödediği KDV sektörlere göre değişiyor ve kadın girişimcilerin ödediği KDV daha yüksekse..."
"Kadın girişimcilerin hizmet sektöründe, erkek girişimcilerin üretim ve ticaret sektörlerinde olma olasılığı daha fazla ise..."
"Kadın girişimcilerin kazançları daha düşük olduğundan muafiyetlerden yararlanma oranları da daha düşükse..."
"Yiyecek, içecek gibi ana tüketim maddelerinden alınan vergiler diğer harcama kalemlerine göre daha yüksekse..."
"Temel gıda maddeleri, temel kişisel bakım kalemleri, çocuk giyimi ve ev yakıtı kullanımı nedeniyle vergi yükü artıyorsa..."
"Aynı düzey ve tek tip indirim, istisna ve muafiyetler olursa..."
"Yüksek vergi oranları kadınları emek piyasasına girmekten caydırıyorsa..."
"Adaletsiz ve yüksek oranlı vergi sistemi yanında kayıt dışılık haksız kazançları besliyorsa…"
"Erkekler vergi indiriminden ve çocuk indiriminden daha fazla yararlanıyorsa..."
"Kadınlar yarı zamanlı ve kayıt dışı olarak çalıştığından indirimlerden yararlanamıyorsa..."
Toplumsal cinsiyete duyarlı eşitsizliği artıran ve güçlendiren vergilendirme söz konusudur. Bütün bu örnekler temelinde mevcut vergilendirme sistemi kadınların vergi yükünü artırmak suretiyle kadınları yoksullaştırmakta ve kadınlar aleyhine toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmektedir.
Sonuç olarak, Türkiye'de mevcut vergi sisteminin toplumsal cinsiyet yönünden tarafsız olmadığı; özellikle dolaylı vergilerin kadınlar üzerinde daha fazla ekonomik yük oluşturduğu görülmektedir. Bu doğrultuda gelir vergisi uygulamaları başta olmak üzere bakım emeğine yönelik düzenlemelerin geliştirilmesi, kadın girişimciler için vergi teşviklerinin artırılması, temel ihtiyaç maddelerindeki dolaylı vergi yükünün azaltılması ve bütçelerin toplumsal cinsiyet eşitliği/eşitsizliği kapsamında hazırlanması gerekmektedir. Bütün bunlara ek olarak Türkiye'de toplumsal cinsiyete duyarlı vergilendirmenin (TCDV) anayasal ve yasal çerçevede açık bir şekilde düzenlenmesinin gerekliliği hususu, vergi adaletinin sağlanmasında ve kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır (Göğüsdere, 2018).
Eğitim Sen. (2014). Vergi adaleti ve gelir dağılımı üzerine değerlendirme raporu. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Yayınları.
Göğüsdere, C. (2018). Toplumsal cinsiyet ve vergilendirme: 2005–2016 dönemi bütçe belgeleri, ilgili mevzuat ve düzenlemelerden hareketle Türkiye özelinde bir irdeleme (Yayımlanmış doktora tezi, Aristo Yayınları).
Şenesen, G. G. (2008). Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme. İstanbul Üniversitesi Yayınları.
Stotsky, J. G. (1997). Gender bias in tax systems. Tax Notes, 77(14), 1913–1923.
Stotsky, J. G. (2006). Gender and its relevance to macroeconomic policy: A survey (IMF Working Paper No. 06/233). International Monetary Fund.
United Nations Commission on the Status of Women. (2008). Financing for gender equality and the empowerment of women. United Nations.
United Nations Development Fund for Women. (2006). Gender responsive budgeting.
[1] Dr. Öğretim Görevlisi. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi. cahideb@yahoo.com

07 Temmuz 2026 05:59

03 Temmuz 2026 18:59

04 Temmuz 2026 19:41

10 Temmuz 2026 22:04

14 Temmuz 2026 01:45

17 Temmuz 2026 20:11

11 Temmuz 2026 15:07

14 Temmuz 2026 01:14

07 Temmuz 2026 21:47

07 Temmuz 2026 01:20