Prof. Dr. Mehmet ÖZBAŞ
Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 13 Haziran 2026 14:34 - Okunma sayısı: 2.027
ŞİDDET
Şiddet, toplumu ve bireyleri her yönden rahatsız eden, kronik bir sosyal çürüme olgusudur. Şiddet, nereden ve nasıl ortaya çıkmakta ve yayılmaktadır? Şiddet, öncelikle sosyal bir olgudur ve toplumdan, farklı sosyal çevrelere yönelen çok değişkenli bir tehlikedir. Şiddeti, yalnızca fiziksel, psikolojik ya da duygusal bir olay ve olgu şeklinde dar bir perspektiften ele alarak tanımlamaya çalışmak, oldukça sığ ve bilinçsiz bir bakış açısıdır. Şiddet, çok yönlü ve çok değişkenli kaynaklara sahip kitlesel bir sosyal çürümenin dışavurumudur. Şiddet, bir insandan diğer insana farklı şekillerde uygulanması yönüyle bireyselmiş gibi algılansa bile gerçekte kitlesel etkiler yaratan ve sosyal çürümeden kaynaklanan kötülükler toplamıdır. İnsan dışında, hiçbir varlık, 21. Yüzyılda, insanlığın yarattığı şiddetin ortaya çıkardığı kötülüğün gölgesine bile erişememiştir.
İnsanlık, Yeni Milenyumda yaşadığı şiddet, barbarlık ve kötülüğü belki de çağlar boyu hiçbir zaman yaşamamıştır. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı yeniliklere rağmen insanlığın daha nitelikli ve barışçıl bir dünyayı yaratamadığı görülmektedir. Dünya, insanların gittikçe artan ve farklılaşan şiddet türlerine yöneldiği devasa bir şiddet arenası halini almıştır. Şiddet aynı zamanda formal ya da informal eğitim ile iletişim faaliyetleri aracılığıyla her yaş grubundan insan tarafından öğrenilen bir davranış halini almıştır. Şiddetin öğreniliyor olması, kültürel aktarımını kolaylaştırmakta ve şiddeti gelecek nesiller için çok tehlikeli bir toplumsal hastalık şeklinde yaygınlaştırmaktadır (Özbaş, 2025). İnsanlığın gelişmişlik hızına ve düzeyine, tam anlamıyla karşıt şekilde, insani değerlerini yitirmiş varlıklar, başkalarına karşı sosyal, kültürel, psikolojik, ekonomik, politik, teknolojik, bilişsel, duyuşsal, bedensel, cinsel, sanal vb. her türlü şiddeti uygulamakta adeta birbirleriyle rekabet etmektedirler.
Şiddet, bireyleri ve toplumları çok yönlü olarak etkileyen, toplumun geneline yaygınlaşan, sosyal çürüme, sosyal bozulma, duyarsızlaşma ve yozlaşmadan kaynaklanan yıkıcı ve yıpratıcı kötülükler toplamıdır. Şiddeti hem nedenleri hem sonuçları hem de toplumda ve bireylerde yarattığı olumsuz etkileri açısından çok yönlü bir şekilde analiz etmek gerekir. İnsanlığın varoluşundan günümüze, etik ve insani gelişmişlik çizgisi açısından bakıldığında beklenen durum; insanların 21. Yüzyılda, her yönden daha müreffeh ve huzur dolu bir yerküreye, yaşama ulaşmasıdır. Ancak ne yazıktır ki insanlık, 21.Yüzyılda, her yönden daha şiddet dolu bir yerküreye, yaşama yelken açmıştır. Yeni Milenyumda, insanlar ve toplumlar, daha kötü sonuçlar yaratan şiddet konusunda birbirleriyle yarışmaktadırlar.
ŞİDDET SARMALI
Şiddet, kronik bir sosyo-patolojik ur olarak toplumu ve toplumun bütün tabakalarını sarmakta; insanların hayatını hemen her alanda zehirleyen etkiler yaratmaktadır. Şiddetin, topluma ve bireylere zarar veren çok yönlü etkiler yaratmasının temel nedenleri; insanların sosyal, ekonomik, politik, kültürel, sanatsal, felsefi, sportif vb. birçok farklı hayati faaliyetleri üzerinde yıkıcı, yıpratıcı, yok edici sonuçlar ortaya çıkarmasıdır. Bir alanda ortaya çıkan şiddet, belirli bir noktada son bulmamakta; korkunç etkilerini farklı insan ve toplumlar üzerinde artırarak devam ettirmektedir. Sosyal, kültürel, psikolojik, cinsel ya da fiziksel baskı, uyuşturucu, kumar, dolandırıcılık, sahtekârlık, cinayet gibi olay ve olgulardan kaynaklanan şiddet; yalnızca bireysel değil sosyal sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Şiddet, çeşitliliği ve etkileri nedeniyle yaygınlık göstermekte; sosyal ve bireysel hayatın hemen her yönünü derin bir şekilde etkilemektedir.
Şiddetin toplumda ve bireyler arasında sarmal bir şekilde, her yöne ve her alana yayılmasında, şiddetin sosyal ve bireysel olarak normalleştirilmesi, kanıksanması önemli bir etkiye sahiptir. Bireylerin ve toplumun şiddete, çoğulcu ve örgütlü demokratik tepkiler verememesi ise şiddetin kabulüne neden olmaktadır. İdeolojik saplantı ve bağnazlıklar, şiddeti, karşıt toplumsal kesimlerce onaylanan; hatta alkışlanan bir olgu haline getirmiştir.
İnsanlar kültürel varlıklardır. Kültürel varlıkların temel özelliklerinden biri hem bireysel hem de sosyal olarak öğrendiklerini nesilden nesile aktarabilme yeteneğidir. Bu durum, aynı zamanda insanların öğrenme becerileriyle ilgilidir. İnsanlar, öğrendiklerini, kaydedici teknolojik cihazlar vasıtasıyla anında ya da geniş bir zaman sürecinde başkalarına iletebilme becerilerine sahiptir. Düşünen ve düşündüklerini, yaşadıklarını hem kendileri hem de başkalarıyla paylaşabilme gücüne sahip olan insanların, geliştikçe “Daha nitelikli bir varlık olma bilinci” kazanmaları gerekirken, insanlar asırlar geçtikçe ne yazık ki daha kötü birer varlık haline dönüşmüşlerdir. İnsanlık, binlerce yıllık geçmişi, kültürel birikimi ile daha iyi bir gelecek, barış ve sevgi dolu bir dünya yaratamamıştır. İnsanlar, kendilerine bahşedilen dünyayı; adeta bir “şiddet arenasına” dönüştürmüşlerdir. Şiddet sarmalı toplum, politika ve ekonomi üst sistemlerini çepeçevre etkisi altına almış; aynı zamanda eğitim, hukuk, çevre, doğa, aile, sanat, sağlık, spor, güvenlik, turizm, ticaret vb. alt sistemleri 360° kapsayan sınırsız bir korku iklimi meydana getirmiştir (Özbaş, 2025b).
TOPLUMDA ŞİDDET
Şiddet, özellikle ailede kadınlara ve çocuklara, okulda öğrencilere ve eğitimcilere, dezavantajlı sosyolojik tabakalarda ise yoksullara karşı çoğunlukla ekonomik olmak üzere farklı istismar türleri şeklinde işlenen bir genel ve öznel insanlık problemidir. Şiddet olgusu, sosyo-ekonomik, psiko-sosyal ve kültürel bir sarmal problemler ağıdır. Şiddet ayrıca sporda, trafikte, eğlence mekânlarında, sokakta, siyasette; kısaca yaşamın birçok alanında her gün yaşanmakta olan ve yaygınlık gösteren özellikler sergilemektedir. Şiddetin toplumsal kesimler ve psikolojik olarak bireyler üzerinde dikkat çekici bir biçimde öğrenilmiş çaresizlik duyguları yarattığı anlaşılmaktadır. Öznelleştirici bir yaklaşımla şiddetin kadınlar ve kız çocukları arasında daha fazla öğrenilmiş çaresizliğe yol açtığını ifade edebiliriz (Özbaş, 2025b).
Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin son bulmaması; hatta artarak devam etmesi, toplumda ve bireyler arasında sosyal, psikolojik ve kültürel travmalara yol açmaktadır. Kadınlara, çocuklara ve okul öncesi eğitimden üniversitelere kadar hemen her öğrenim kademesinde eğitimcilere uygulanan şiddete karşı insanlar, örgütlü, demokratik ve kitlesel tepkiler ortaya koyamamaktadırlar. Çocukların temel insan hak ve hürriyetlerinden gereği gibi yararlandırılamaması; dünyanın her yerinde çocuklara yönelik şiddetin en temel nedenleri arasında yer almaktadır. En başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere eğitimciler ve emekçiler toplumun can damarlarını oluşturan kesimlerdir. Bu kesimlere yönelen şiddetin önlenememesi; özellikle kadınlar ve çocuklar, eğitimciler ile emekçilerde “öğrenilmiş çaresizlik duyguları” yaratmaktadır.
Çocukların cinsel istismarı ve erken yaşta evlendirilmesi, savaş mağduru çocuklar, çocuk işçiliği ile okul terki, çocukların örgün ve zorunlu eğitim süreçlerinden yararlandırılmaması; çocukların yaşadığı şiddetin türleri arasında önemli yer tutmaktadır. Terk edilmiş çocuklar, çocukların eğitimde yaşadığı fırsat ve imkân eşitsizlikleri, parçalanmış aile çocuklarının yaşadığı psikolojik ve sosyal travmalar da çocuklara uygulanan şiddetin en önemlileri arasında sınıflandırılabilir. Özellikle Ortadoğu başta olmak üzere çocukların savaşlarda vahşice katledilmesi, bizzat Uluslararası Örgütlerin etkisizliği ve desteğinde, işgalci ve baskıcı ülkelerin, masum çocuklara uyguladığı şiddettir.
Dünyanın her yerinde, başta zorunlu göçler, savaşlar, ekonomik ve cinsel saldırılar olmak üzere çocuklara yaşatılan her türlü istismar, şiddet kapsamında değerlendirilecek problemlerdir. Sığınmacı ve zorunlu göç mağduru çocuklar, bulundukları ülkelerde, temel insan hak ve hürriyetlerinden insani ihtiyaçları yönünde yararlandırılamamakta ve her türlü baskı ve şiddete maruz kalmaktadırlar. Dünyanın önemli bir bölümüne egemen olan antidemokratik ve baskıcı rejimler, insan hakları bağlamında, çocuklara ilişkin şiddetin baş aktörleri olarak rol oynamaktadırlar.
EĞİTİMDE VE OKULDA ŞİDDET
Öğrenciler, okulda ve sınıfta bulunmanın psikolojik ve aynı zamanda sosyal bir ihtiyaç olduğunu kavrayıp içselleştirememektedirler. Okullar, öğrencilerine, sosyalleşme ihtiyaçları nedeniyle niçin zorunlu öğrenim görmeleri gerektiğini davranış olarak kazandıramamaktadırlar. İnsanlar, çağdaş dünyanın saygın bireyleri olmak için zorunlu sosyal öğrenme merkezleri olan okullara niçin ihtiyaç duyduklarını içselleştirememektedirler. Aynı şekilde çocuklara hangi gerekçelerle zorunlu ve temel eğitime muhtaç oldukları kavratılamamaktadır. Okulların öğrencilerine, olumlu davranışlar kazandırıcı sosyalleşme çevreleri olduğu yaklaşımı dikkate alınmamaktadır. Öğrenciler okullarını, olumlu davranış geliştirme merkezleri olarak algılamamaktadır. Okullar, sosyo-kültürel işlev ve sorumluluklarını bilinçli bir şekilde karşılamadıkları için öğrenciler, okullarında daha çok bencil istek ve beklentilerinin peşinde koşmaktadır. Bu durum, okullarda şiddeti önlenemez boyutlara ulaştırmaktadır. Böylece şiddet, “eğitimde çürümenin” kanıtı şeklinde ve farklı boyutlarda her yerde kendini göstermekte, hissettirmektedir.
Eğitimde şiddet ortamı, eğitim ve okul yönetiminde çok ciddi bir kaosa yol açmaktadır. Başta eğitim yönetiminin, eğitim sisteminde, kaos, kargaşa, karmaşa, belirsizlik ve korku yaratan, okul güvenliğini tehdit eden şiddet olaylarını önleyici tedbirler alamaması; nihayetinde eğitimcilerin, eğitim sistemine ilişkin rollerini gerçekleştirmelerini sekteye uğratmaktadır. Eğitimcilere şiddetin temel ve zorunlu eğitim kademelerinde adeta patlama yapması; öğrencilerin eğitim hakkını engelleyen bir probleme dönüşmektedir. Temel ve zorunlu eğitim, sosyal yararı, total toplumsal katkısı en çok olan eğitim kademelerini oluşturmaktadır. Eğitimcilere şiddet, doğrudan ya da dolaylı olarak toplumsal gelişmeye, öğrencilerin sosyalleşme ve kültürlenmelerine engel olan problemler ortaya çıkarmaktadır (Özbaş, 2024).
21. Yüzyıl okulları, sosyal öğrenme ve sosyalleşme merkezleri oldukları gerçeğini unutmuştur. Okullar, öğrencilerini, genel olarak akademik bilişsel öğrenme sorumlusu ve aynı zamanda çoktan seçmeli soru çözme makineleri olarak yetiştirme gayreti içerisindedir. Okullarda, sosyalleşme ve kültürleme işlevlerinin gerçekleştirilmesi imkânsızlaşmış; yakın çevrelerinde olduğu gibi okullarda da sosyal çürüme tavan yapmıştır. Okullar, en yakın sosyal çevrelerini oluşturan aileler ve farklı insan gruplarından kopmuş; ucube sosyal ağlar halini almıştır. Okullar, şeffaf, hesap verebilir ve denetlenebilir açık sistemler olmaktan uzaklaşmıştır. Okulların varlıklarını sürdürdükleri en yakın sosyal çevrelerinden ve demokratik çoğulcu kamuoyundan yalıtılmış oldukları görülmektedir. Okullar, özellikle kamu okulları, içinde bulundukları etkisiz ve verimsiz eğitim hizmetlerine rağmen varlıklarını sürdürmeye devam etmektedirler. Bu durumun en önemli nedeni, bu tür okulların, doğrudan kamu kaynaklarıyla finanse edilmeleri ve çalışanları için yaşıyor olmalarıdır. Bu durumda, okulun varlığı, öğrenciye değil kendisinin sürekliğine bağlıdır. Diğer yandan okullarda yaşanan temel problemlerden biri, okulların en yakın sosyal çevrelerine duyarsız şekilde varlıklarını sürdürmeleridir. Bu olgusal problem, okulların açık sistem özelliklerini yitirdiklerinin göstergesidir (Özbaş, 2026).
Eğitimde şiddet sarmalı, öğrencilere, öğretmenlere, okul yöneticilerine, eğitimle ilgili farklı sosyal taraflara yönelmiş; aynı zamanda gittikçe çok daha büyük sosyal ve psikolojik problemlere yol açar hale gelmiştir. Ancak son yıllarda; özellik Covid-19 Salgını ile birlikte öğrenciler ve velilerden okul yöneticileri ve öğretmenlere yoğunlaşan bir şiddetin varlığı kendini çok ciddi bir şekilde hissettirmeye başlamıştır. Eğitimcilere odaklanan şiddet yeterli hukuki ve yasal önlemler alınmadığından, okulda, eğitim çevrelerinde korku, endişe ve kaygı yaratmaktadır. Eğitimcilere uygulanan ve okul güvenliğini olumsuz yönde etkileyen şiddet; en başta eğitimcilerin, öğretmenlerin “öğretme hakkını” engellemektedir. Bu durum aynı zamanda öğrencilerin “eğitim hakkını” ortadan kaldıran negatif sonuçlar yaratmaktadır. Okulun, eğitimin en temel işlevinin “öğretmek” olduğu düşünüldüğünde, eğitimde şiddet, okulun etkili yönetim uygulamalarına, öğrencilerin okul yaşantılarının başarıya ulaşmasına etki eden problemler neden olmaktadır (Özbaş, 2024).
Temel eğitimin 3. kademesini oluşturan ortaokullardan itibaren etkili, sonuç getirici ve caydırıcı özelliklere sahip Disiplin Yönetmeliğinin düzenlenmesi ihtiyacı çok önemli bir yasal ve yönetsel zorunluluk haline gelmiştir. Zorunlu eğitim süreci içerisinde yer alan ve temel eğitimin 3. kademesini oluşturan ortaokullarla ortaöğretim kapsamında bulunan liselerde, şiddet ve disiplin problemlerini, hukukun üstünlüğüne uygun olarak ele alabilecek doğrudan bir Disiplin Yönetmeliğine ihtiyaç vardır. Okullarda yaşanan disiplin problemleri, eğitimcilere uygulanan şiddet gibi öğrencilerin eğitim hakkını sabote eden olumsuzluklara yol açmaktadır. Eğitimde disiplinsizlik problemleri, öğretim sürecini negatif yönde etkileyen istenmedik davranışlarla kendini göstermektedir. Disiplinsizlik ya da kuralsızlık yaşayan öğrenciler, disipline ilişkin sosyal normlara uymayı öz disiplin haline getirmiş öğrencilerin eğitim haklarını engellemektedirler. Öğrencilerin yarattıkları disiplinsizlikler, ailelerin de sürece dâhil olmalarıyla birlikte şiddet sarmalına dönüşmektedir (Özbaş, 2024).
EĞİTİMDE ŞİDDETİN KAYNAKLARI
Şiddet, toplumdan okula mı? Okuldan, topluma mı yayılmaktadır? Eğitimde meydana gelen şiddet, öncelikle toplumdan okula yayılan ve sosyal çürüme nedeniyle eğitim çevrelerinde gerçekleşen duyarsızlaşma ve yozlaşmanın yarattığı yıkım ya da kötülükler toplamıdır. Okuldan da topluma hızla ve çok çeşitli varyasyonlarla yayılan şiddet olaylarında korkunç artışlar olmaktadır. Hayatın geneline yaygınlaşan sosyal çürüme, ne acıdır ki hemen her kademe ve okul türünden sosyal çevrelere doğru hızla ve yıkıcı bir etkiyle yayılmaktadır.
Öğrencilerde, olumlu davranış değişiklikleri yaratmak amacıyla özel olarak oluşturulmuş sosyal çevreler olan okullar, şiddetle anlamlandırılamayacak kadar önemli eğitim örgütleridir. Okullarda meydana gelen şiddet olayları, okulların varlık gerekçeleri olan öğrencilerinden dolayı hiçbir şekilde basitleştirilemez, küçümsenemez ve gizlenemez. Çünkü okulların öznesi, varlık nedeni ayrımsız bir şekilde bütün öğrencileridir. Okullarda meydana gelen şiddeti, “akran zorbalığı” vb. gibi basitleştirici ve hatta anlamsızlaştırıcı bir dille ifade etmek; en açık tabiriyle şiddet problemini küçümsemek olarak algılanabilir. Eğitimde şiddet problemine ciddiyetle yaklaşmak ve toplumsal mutabakat sağlayıcı tedbirler bulmak gerekir.
Eğitim sisteminin başlangıç noktalarını oluşturan okullarda, farklı birçok nedenlerle sosyal, psikolojik ve fiziksel şiddet olayları meydana gelmektedir. Okullarda, sonu fiziksel yaralanma, hatta ölüm ya da birden çok ölümle sonuçlanan şiddet vakaları yaşanmaktadır. Eğitim sistemleri, eğitimde ortaya çıkan şiddet olaylarını, çoğulcu toplumsal bakış açısıyla ele almak ve nedenlerini çok yönlü bir analiz sürecine tabi tutmak zorundadır. Okulların temel problemleri, sağlık ve güvenlik koşullarına ilişkindir. Öğrenciler, okullarda meydana gelen çeşitli şiddet olaylarını gerekçe göstererek, umutsuzluk, kaygı ve stres yaşamaktadırlar.
Öğrencilerin sosyal varlıklar olmalarını sağlayacak olan okullar, kendilerine atfedilen sosyalleştirme işlevleri ile ilgili stratejik rollerini yeterince gerçekleştirememektedirler. Öğrencilerin sosyalleştirilmeleri aracılığıyla kültürlenmelerini sağlayacak olan uygulamalar, gerçek sosyal hayatın aynısı olmak zorundadır. Bu nedenler en önemli problemler, okullarda, sosyal etkinliklerin etkisizlik ve verimsizliğiyle birlikte okulların, bilişsel akademik öğretim süreçlerinde de çok önemli düzeylerde başarısız olmasıdır. Okullar, öğrencilerinin psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamakta yaşattıkları işlevsizlikle birlikte akademik yönden de başarısızlık sergilemektedirler. Eğitim sürecinin merkezlerini oluşturan okullar, etkisizlik ve verimsizliğin sınırlarında yaşamakta; ancak kendi çevrelerinde yarattıkları şiddet ve sosyal çürümeyi derinden hissettirmektedirler. Okullarda şiddeti, aile yapılarından ve öğrencilerin sosyal çevrelerinden soyutlayarak anlamlandırmaya çalışmak oldukça yanıltıcı sonuçlar yaratabilir. Şiddet, modelleme yoluyla öğrenilen bir kötülük ve olumsuz davranıştır. Okulların asli işlevlerinden uzaklaşması ve öğrenci için sosyal bir gelişim alanı olmaktan alıkonulması, öğrencilerde şiddet eğilimi yaratmaktadır. Okullarda ya da eğitim çevrelerinde meydana gelen şiddet, baskı ve sosyal olumsuzlukların önlenmesinde, okulun yönetimi ile öğretmenlerinin bir bütün olarak şiddete karşı engelleyici beceriler kazanmasının önemi büyüktür. Okullardan başlayan ve çevreye yayılan şiddet, aynı zamanda yarattığı birçok olumsuzluk nedeniyle sosyal yaşamın hemen her yerine sirayet eden organize bir bozulmanın göstergesidir (Özbaş, 2026).
Eğitimcilere uygulanan şiddet; ilk olarak okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin, öğretim süreçlerine odaklanmaları engelleyen; ardından öğrencilerin eğitim hakkını ortadan kaldıran eylemler toplamıdır. Genel olarak ifade etmek gerekirse eğitimcilere şiddet, çok yönlü ve çok değişkenli bir şekilde en büyük zararı öğrencilere vermektedir. Eğitimde şiddet olgusu, öğrencilerin psikolojisini bozan, öğretim performansını düşüren, okula ilgi ve heyecanını azaltan, öğrenme ihtiyaç, istek ve beklentilerini olumsuz yönde etkileyen; kısaca okul yaşantıları üzerinde, sarmal olarak, negatif etkiler yaratan bir süreçtir. Şiddet, öğrencilerde, korku, endişe ve kaygı yaratarak okulun sağlıklı ve güvenli bir sosyal öğrenme ortamı olmasını engelleyen mekanizmaları harekete geçirmektedir. Hukukun üstünlüğüne uygun bir şekilde önlenemeyen ve çözülemeyen şiddet olgusu, eğitim sisteminin yönetiminde kaosa neden olmaktadır. Eğitimciler üzerinde, güvensizlik duygusu yaratan şiddet; çok dikkat çekici bir şekilde kamusal eğitimi işlevsiz hale getirmektedir. Öğrencilerin, özellikle zorunlu ortaöğretimde, yüz yüze ve örgün eğitim süreçlerinden uzaklaşmasına ve açıköğretime yönlenmelerine neden olmaktadır (Özbaş, 2024).
ŞİDDETİN YAYGINLAŞMASI
Özel hayatın şeffaflaşması ve saygısızca alenileşmesi, kişisel verilerin paylaşılması, insanların kendilerini koruma içgüdüsüyle şiddetin yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Özel hayatın dokunulmazlık ve gizliliğinin ihmal edilmesi ile ihlali şiddetin artışına yol açmaktadır. Başkalarının özel hayatına imrenilmesi ve pervasızca model alınıp taklit edilmesi, yalancı mutluluklar şiddet eğilimini artırmaktadır. Özenti hayatlar, kontrolsüz dijitalleşme, sanal âlem ve sosyal medyada ortaya çıkan hukuksuzluklar şiddeti küresel bir kriz ve risk unsuru haline getirmektedir. Cezasızlık algısı, şiddetin ideolojik bir baskı aracı halini alması, hukukun üstünlüğünün egemen kılınamaması; özellikle sosyal duyarsızlık ve bencillik algıları şiddetin yaygınlaşmasında başat rol oynayan etkenlerdir.
Ekonomik hayatı ilgilendiren iş dünyası ve çalışma hayatında, çalışanların sendikal hak ve hürriyetlerin ihlal edilmesi sonucu ortaya çıkan emek sömürüsü şiddeti; ailelerin, bireylerin, toplumun geçim problemi, ölüm kalım savaşımına dönüştürmektedir. Hizmet sektörü başta olmak üzere ekonomi dünyasının bütün faaliyet alanlarında, asgari yaşam koşullarını idame ettirecek bir gelire sahip olamayan insanlar, maddi olarak şiddete maruz kalıyorlar demektir. İnsanları ekonomik şiddetin yıkımından kurtarmanın yolu, herkesin insanca yaşayabileceği maddi imkânlara sahip olmalarının sağlanmasıdır. Bu problem, gelirin sürekliliği ve yeterliliği temin edilerek çözülebilir.
Şiddetin toplumda yarattığı etki “toplumsal cinnet hali”, bireylerde yarattığı duygu ise “psikolojik cinnet halidir.” Toplumda ve eğitimde yaşanan şiddetin sarmal bir şekilde sürekli artması ve her yönden yaygınlaşmasının en önemli nedenlerinden biri, “Şiddeti tamamen önleyecek ya olabildiğince azaltacak hukuki yaptırımların olmamasıdır.” Şiddetin tekrarını ya da şiddetlenerek artışını sağlayan nedenler, şiddetin faillerine uygulanan yaptırımların karşılıksız, anlamsız ya da yetersiz olması; ayrıca etkisiz veya ne derece etkili olduğu demokratik kamuoyunca yeterince anlaşılmayan hukuki eylemler şeklinde ifade edilebilir. Şiddet, insanlığın değişim, dönüşüm ve farklılaşma düzeyine bağlı olarak çağlar boyunca daha iyi bir dünya yaratılması uğruna azalmamış; aksine şiddetli bir şekilde artış göstermiştir. 21. Yüzyıl dünyasında ve Türkiye’de, şiddetin vahşet düzeyine ulaşmasında, dehşet verici bir şekilde farklılaşarak artışında sosyal medyanın, sanal hayatların, küresel haberleşme araçları ile bilişim teknolojilerinin amaç dışı kullanımının büyük etkisi vardır. Şiddet bazı insanların şöhret olma, para kazanma, izlenme rekorları kırma vb. hırsları nedeniyle adeta bir canlı yayın arenası haline dönüşmüştür. Şiddete karşı örgütlü bir toplumsal duyarlılık, bilinçli bireysel tepki ve gerçekçi hukuki yaptırımların ortaya konulamaması; nihayetinde şiddet olgusunun sınırsız bir şekilde yaygınlaşmasına yol açmaktadır (Özbaş, 2025b).
KAYNAKÇA
Özbaş, M. (2024). Eğitim sisteminde kaos: Eğitimcilere şiddet - Chaos in the education system: Violence against educators. Istanbul International Modern Scientific Research Congress – VI, July, 5-7 2024, Istanbul, Türkiye. Head of Congress: Prof. Dr. Osman ERKMEN. EDITED BY Prof. Dr. Osman ERKMEN. Coordinator: Gulnaz GAFUROVA. Institute of Economıc Development and Socıal Research-IKSAD. Proceedings Book (ss. 220-227). ISBN: 978-625-367-775-6. IKSAD Publishing House. http://www.istanbulkongresi.org/ Congress's Identıfıcatıon: Istanbul Internatıonal Contemporary Scıentıfıc Research Congress –VI. Date and Place: July 5-7, 2024. İstanbul, TÜRKİYE. (ONLINE). Organization: IKSAD Institute. Issued date: 25.07.2024.
Özbaş, M. (2025a). Şiddet öğreniliyor mu, hayatın her yerinde şiddet: Total toplumsal duyarsızlaşma - Is violence learned, violence everywhere in life: Total social desensitization. AL FARABI 14th International Scientific Research and Innovation Congress April 25-26, 2025 / Beysehir, Konya, Türkiye. EDITORS: Assoc. Prof. Dr. Mustafa Göktuğ KAYA & Lect. Dr. Serhat KURT. FULL TEXTS BOOK (ss. 1157-1166). Copyright © Liberty. ISBN: 979-8-89695-082-0. Publication Date: 01.06.2025. Liberty Publishing House Water Street Corridor New York, NY 10038. www.libertyacademicbooks.com © Liberty Academic Publishers 2025.
Özbaş, M. (2025b). Toplumda ve eğitimde şiddet: Sosyal, ekonomik, politik ve psikolojik nedenler - Violence in society and education: Social, economic, political and psychological causes. AKDENIZ 13th INTERNATIONAL CONFERENCE ON SOCIAL SCIENCES, JANUARY 3 – 5, 2025 KYRENIA – AKDENİZ 13. Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi, Girne 3-5 Ocak 2025. ISBN: 978-625-5962-13-3. Published by: Academy Global Publishing House. Edited By PROF. ZAIN MUSA. PROCEEDING BOOK (pp. 1-13). Head of Conference: Prof. Dr. Hülya Çiçek. Issued: 05.02.2025. www.akdenizkongresi.org https://www.akdenizkongresi.org/
Özbaş, M. (2026). Okullarda şiddet: Sınırsız egoizm ve sosyal çürüme-Violence in schools: Unlimited egoism and social decay. Hattusas 3rd Internatıonal Conference on Socıal Scıences February 13 – 15, 2026, Corum, TURKEY – HATTUSAS 3. Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi, Çorum, 13-15 Şubat 2026 Türkiye. Editor: Assıs. Prof. Dr. Gultekın Gurcay. Conference Book (ss. 104-117). www.akademikongre.org www.hattusaskongresi.org https://www.hattusaskongresi.org/kongre-ki%CC%87taplari ISBN:978-625-5694-80-5 Academy Global Publishing House, Academy Global Conferences & Journals. Issued: 20.03.2026.

07 Temmuz 2026 05:59

03 Temmuz 2026 18:59

04 Temmuz 2026 19:41

07 Temmuz 2026 01:20

05 Temmuz 2026 19:55

02 Temmuz 2026 21:38

07 Temmuz 2026 21:47

04 Temmuz 2026 19:51

05 Temmuz 2026 22:03

06 Temmuz 2026 16:06