RECEP HEKİMOĞLU
Kategori: Felsefe-Mantık - Tarih: 01 Ekim 2026 20:39 - Okunma sayısı: 16
RECEP HEKİMOĞLU
Bir insanın yaşam kaynağı mutluluk olmamalı. Mutluluk sadece mutsuzluk gibi gelip geçici bir duygudur ve genelde insan mutlu olduğu zaman yaşamının farkında değildir, bu yüzden iyi bir uğraşla dolu vakitler çok çabuk geçer. İnsanın gerçekten yaşama tutunması için İsveç çeliği gibi bir iradeye sahip olması gerekir, yoksa kendisini Çukurova pamuğu gibi duygusallığın içerisinde bulur. Mutluluk ciddi anlamda hiçbir şey vaat etmez, mutluluk ulaşılması gereken bir amaç olmamalıdır; iyi vakit geçirmek için insanlar türlü türlü eylemler yapar lakin mutluluk sadece belli bir süre içerisinde devam eder. Woody Allen'in dediği gibi aslında "Mutluluk tüylü bir şeydir. "İnsanı gerçekten olgunluğa eriştiren şey mutluluk değil tam aksine mutsuzluktur, hayatındaki insanlardan yediği tokattır. Belli bir öğreti yok, belli bir yaşama amacı yok, sadece bir kaos var ki üzerine düzen kurulabilsin ve bu düzen yaşamaktan başka bir şey vaat etmeyecek kadar ilkesizdir, bu düzen yaşamın kendisidir. İşte bu acının güzel tarafı, çünkü bir anlam yoktur, anlam arayışı sadece mutlu olmak ve nedensellik ilkesine duygusal bir açıklama getirmek içindir, kimse bir tesadüf eseri yaşadığına inanmak istemez, onların gözünde herkesin bir amacı vardır ve bu amaçla kişi yaşamını çizer. Anlamsızlık, sıradan bir insana çok ama çok ağır gelir ve onu intihara kadar sürükler, Bunun nedeni hayat boyunca sürekli acının yaşanmasıdır. Istıraba katlanabilen insan güçlü, katlanamayan ağlak ve suisidal olur.
Sahi kim bize hayatın mutlu bir şey olduğunu söyledi? Hayat, sadece ve sadece bir kargaşadır. Bunu hayatımızdaki saçma sonuçlanan eylemlerden, acının ve mutluluğunun karmaşık şekilde yayılmasından anlayabiliriz. İşte bu yüzden Çekilemeyen hayatın içinde zevk aramak değil yaratmak gerekir. Bunu da sadece ilgi alanlarımıza yönelerek yapabiliriz. Burada karar vermek tamamen olmasa da insanın elinde. “Yaşam Savaşı:” Güçlünün zayıfı yok ettiği ve rekabeti doğuran bu yasa canlıya sonsuz bir acı verir. Güçlü güçlü kalabilmek için sürekli savaşmak zorundadır, zayıf ise güçlü olabilmek ve yok olmamak için yine savaşmak zorundadır. Yani savaş zorunludur ve yaşam, başlı başına bir savaştır. Bu savaşın sebebi de sonucu da “Güç İstencidir.”
Nietzsche, bu kavramı şu şekilde dile getirmiştir: “…Güç istenci ani heyecanın en ilkel biçimidir ve tüm diğer ani heyecanların bunun sadece bir gelişimidir… tüm itici güçler güç istencidir, bunun dışında hiçbir fiziksel, dinamik veya psişik güç yoktur…”
Bu zorunluluğun ortasında nihilizm bize sertliği öğretir. Bu sert olma hali acıyı kucaklamaktan geçer. Acının zarafetini övenlerden veya acıdan kaçanlardan ziyade onu kucaklamak ve kendin olabilmek… İnsanların yarsından fazlasının anlamsızlığı seçtiği bu çağda uyuşturulmuş bir hissizler ordusu ile karşı karşıya kalmaktayız. Bu kitleler kendi olmaya cesaret edemeyip bağışlanmayı dileyen, teslim olmayı kabul edenlerdir. Varoluş sahnesinde başkaları adına yaşarlar. Nihilizmi kaldıramayan insan ondan kaçmak ister çünkü nihilizm vaatler vermez, yaşamayı ister. Herkes “Ben niye yaşıyorum?” diye sorduğunda cevap aslında çok basittir: Çünkü yaşayabiliyorsun, eğer yaşayamazsaydın, ölürdün. Bu kadar, sadece bu kadar bundan ötesi sadece uzun cümleler kurmaktır.

01 Ekim 2026 09:39

01 Ekim 2026 21:23

01 Ekim 2026 20:39