Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

TOPLUMDAKİ BÖLÜNMÜŞLÜK HASTALIĞI

Prof. Dr. Mustafa TALAS

Kategori: Sosyal Bilimler - Tarih: 15 Ekim 2026 10:02 - Okunma sayısı: 118

TOPLUMDAKİ BÖLÜNMÜŞLÜK HASTALIĞI

Yıllar öncesinde ele aldığım bu hususu tekrar gündeme taşıma mecburiyeti hissettim. Çünkü en çok birliğe ihtiyaç duyulan bir dönemde, toplum, bölünmüşlüğü çok ciddi bir seviyede hissetmektedir. Toplumdaki bu bölünmüşlük vaziyeti bir ur gibi çıktığı yerden daha geniş bir alana yayılacakmış gibi görünüyor.

Toplumsal yapıdaki bu bölünmüşlük hali ailede, siyasette, dinde, işyerinde, sporda, ekonomik yapıda kısacası hayatın her alanında kendini göstermektedir. Öyle ki, artık normal görülebilecek ayrı düşme formlarının olmadığı bir yaşam biçimi bizleri zorlamaktadır. İçinde bulunulan ortamda belirli hususlarda ayrı düşmeniz, farklı düşünüyor olmanız çok normaldir. Ancak, bu ayrı düşme hali uzlaşmaz ve kavgacı bir yaklaşımla birbirlerini öteleyen ve rencide edici bir tarzda olursa, bu durum tehlike arz edecektir. Sarmal şeklinde olan bu tablo, öncelikle kesimleri daha sonra da bütün bir yapıyı içinden çıkılmaz bir hale sürükleyecektir.

İçinde yaşanılan toplumda detay konularda ayrı düşülmesi normal iken, hiçbir meselede ortak bir paydada buluşulamaz olunması hiç de normal değildir. Aksine, sorunların çözülmesinde büyük zorluklar yaşanacaktır. Toplumsal yapıdaki bu hastalıklı vaziyetin yaygınlık arz etmesi de toplumsal yapı için büyük bir tehdit haline geldiği taktirde, sorunlar içinden çıkılmaz şekle bürünecektir.

Türkiye’de hem bireysel hem de kollektif yaşamda karşılaşılan temel görüntü şudur ki insanlar anlaşmaktan uzaklaştıkça, kavgadan beslenen ruhlar bayram ediyor. Zıtlıklardan, kavgalardan, çatışmalardan zevk alan zihniyet sahiplerinin aykırı düşmeyi zorunlu kılan her nedene sıkıca sarıldıklarını ibretle izlemekteyiz. Enflasyon, hayat pahalılığı, savaş, terörle mücadele, uyuşturucu kullanımı, tarım işçilerinin durumu, gıda güvenliği meselesi vs gibi çeşitli meselelerin hepsinde zıtlıklar toplumsal bölünmüşlüğün cepheleşmeyle kendini gösterdiği örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün bunlar toplumsal yapıyı tahrip eden hastalıkların tezahürü niteliğindedir.

Evlerde aile bireyleri birbirine cephe almış, açık arayan niteliğe bürünmüş durumda; iş ortamlarında iş arkadaşları birbirlerini mağlup etmek için fırsat kollamakta; sendikal yaşamda aynı sendikaların içi bölünmüş insan topluluklarıyla yaşamını sürdürmekte; spor alanlarında kulüpler, federasyonlar bölünmüş bir iklime katlanmak durumunda kalmaktadırlar. Bu örnekler her yerde arttırılabilir durumda varlığını sürdürmektedir. Her konuda, mutlaka var olan kamplaşmalar hemen kendini hissettirmekte ve insanlar ona göre insanlar kendi kampında vaziyet almaktadır.

Her konuda aynı düşünmek gerekmediği gibi ayrı düşmek zorunluluğu da bulunmamaktadır.

Sağlıkta bile tavır alışlar kamplaşmadan nasibini almaktadır. Sporda da durum pek farkı olmamaktadır Borç batağında olmanın sebebi olabilecek yöneticiler hakkında bakarsınız toplum hemen ikiye bölünmüş durumda oluyor. Sorunun ana kaynağı niteliğinde olanların körü körüne bağlılığının örnekleri had safhada olmaktadır.

Dünyada meydana gelen salgın ve savaş gibi gerçeklerle ekonomide yaşanan bariz bunalımlı durumları çözmeye çalışanlar ve bu çabalara destek olanlar ekonomi bakımından toplumun bir kesimini oluşturuyorsa, bir başka kesimini her türlü ekonomiyi zarara uğratan istila hareketlerinden medet uman bir yaklaşımın sahibi olmaktadır. Oysa, düşünülmelidir ki, bir ekonomide siz üretim-ihracat-yatırım-istihdam yolunda ilerlemez iseniz artan işsizlik ile daha büyük ailevi problemlerin kaynağı olursunuz. Aynı şekilde önceliği faize verirseniz, belki dövizi kontrol altına alırsınız ama üretimi felç edersiniz. Bu gemi içinde hep beraber yaşadığımız yer yurdumuzdur. Batınca hep beraber batarız, bu sebeple batırmamak milli ve insani görevimizdir. Bunu düşünmeyen ya da düşünemeyen o kadar kamplaşma örneği insan var ki, bunları anlatabilmek mümkün değildir.

Toplumdaki iklimi barış ortamından uzaklaştıran kesimleri ayırma ve öteleme olayı o kadar dikkat çeken tarza ulamıştır ki, bunları iyi analiz etmek gerekmektedir. Eğer bu iklimi birleştirici bir şekle yeniden getiremezsek, artık toplumsal çözülme boyutunda meseleyi büyütmüş oluruz. İnsanları asgari müşterekte buluşma konusunda birleştirici bir iklimi toplumsal ortama egemen kılmalıyız. Kesim ve kısım ayrımı yaparak çalışmayı terk etmeliyiz. Herhangi bir şekilde suça bulaşmadıktan sonra, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü konusunda görüş birliği içerisinde olan her insana tahammül etmeyi öğrenmemiz gerekmektedir.

Bir toplumsal yapıyı millet kılan ana neden ortak duygu ve düşüncelere sahip olmaktır. Geleceğe yönelik planlar yapma konusunda müşterekleri olan insanlara millet denir. Ana eksende ortak payda oluşur. Bu ana ilkeler konusunda uzlaşma aranır. Bu ana eksenin dışındaki konularda elbette farklı düşünüşler ve çözüm önerileri olacaktır. Dünya kadar başarılı sosyal sistemler kurmuş bir milletin evlatları olarak önceliğimiz devletimiz ve milletimiz olmalıdır. Elbette bunu başarabilecek yapı bizim genetiğimizde ve kültürel kodlarımızda mevcuttur.

İsmail Gaspıralı’nın dediği gibi çözümün anahtarı dilde, fikirde ve işte birlikte bulunmaktadır. Anlamak ve anlaşmak ana gereklilik olduğuna göre bu fikir, iş ve dil birliği büyük bir öneme sahip olur.

13.10.2026

Prof. Dr. Mustafa TALAS

Sinop Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Sosyal Bilimler Yazıları