Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

David Lynch’in “The Straight Story” Filmi: Kolektif Değerlerin Yeniden Keşfi

Hamit Ölçer

Kategori: Sinema - Tarih: 07 Haziran 2026 13:39 - Okunma sayısı: 174

David Lynch’in “The Straight Story” Filmi:  Kolektif Değerlerin Yeniden Keşfi

David Lynch’in “The Straight Story” Filmi:

Kolektif Değerlerin Yeniden Keşfi

David Lynch’in “The Straight Story” (1999) filmi, yönetmenin bilindik gerilim-noir türünden çok daha farklı dramatik kurgusuyla karşımıza çıkıyor. Film 1920-1996 yılları arasında yaşamış olan Alvin Boone Straight adlı bir adamın gerçek yaşamöyküsüne dayanıyor. Alvin Straight şeker hastası ve nispeten güçten düşmüş, bastonlar yardımıyla yürüyebilen ihtiyar bir adamdır. Ayrıca görme sorunu olduğundan ehliyet sahibi de değildir. Küçük bir kasabada kızıyla birlikte yaşamaktadır. Alvin’in abisi bir inme hastalığı geçirmiştir. Hastalığına ve tüm zorluklara rağmen Alvin uzun yıllardan beridir küs olduğu ve yüzlerce kilometre uzakta olan abisini (Lyle) ziyaret etmeye karar verir. İhtiyar adam Alvin sıra dışı bir biçimde bir çim biçme makinesiyle yola koyulur. Önce evin çim biçme makinesini dener, birkaç kilometre yol aldıktan sonra makine bozulunca geri döner ve daha dayanıklı bir çim biçme traktörünü satın alır, temel ihtiyaçlarını taşımak için makinenin ardına bir römork bağlayarak yoluna devam eder.

Yönetmen David Lynch bir yandan ihtiyar adamın peşine takılırken bir yandan film boyunca kamerayı Amerika’nın uçsuz bucaksız kırlarına, tarlalarına, eşsiz manzarasına yöneltir. Manzaraların bolca ön planda tutulması bu filmi Lynch’in diğer gerilimli, karanlık film yapma tarzlarından ayrı bir yere koyar. Yanı sıra Lynch, yol boyunca Amerikan toplumuna dair küçük ama derinlikli eleştiriler getirir. Filmin hemen başında şezlonga uzanmış, atıştırmalıklarını yiyen obez, şişman bir kadın belirir. Bu sahne muhtemelen oburlaşmış Amerika’nın alegorik bir betimi gibidir. Burada muhtemelen fazlasıyla hantallaşmış bir beden ile duyarsızlık, kayıtsızlık arasında bir ilginin kurulma çabasından söz edilebilir.

Filmin önemli sahnelerinden biri ihtiyar adam Alvin ile bir genç kızın yolda karşılaşması ve ikisinin geceyi kamp ateşi etrafında sohbet ederek geçirmeleridir. Kız beş aydır ailesini terk edip yollara düşmüş ve gezgin, evsiz bir hayat sürmeye karar vermiştir. Bu neredeyse tipik bir Amerikalı evsiz, gezgin tipinin betimidir. Kız ailesinden söz etmeye başlar, ailesinin onu sevmediğini düşünmektedir. Bunun üzerine Alvin, kısa bir hikâye anlatmaya başlar. İhtiyar adam Alvin, zamanında çocuklara dalları kırmalarını ve onları tekrar bir araya getirmelerini söylediği bir hikâyeden söz eder. Alvin, çocukların dalları bir araya getirdiğini ve onlara işte bu ailedir demiştir. Alvin anlattığı bu kısa hikâye aracılığıyla bir bakıma aile fikrini kızın zihninde yeniden canlandırmaya, inşa etmeye çalışır. Sabah olduğunda kız ayrılmıştır ve geride kırılan dalların bir araya getirildiği bir demet dal bırakmıştır.

Filmin belki de en sıra dışı, şaşırtıcı, tatlı-trajik diyebileceğimiz bir sahnesi de bir kadının son sürat yol alırken yoldan geçen bir geyiğe çarpmasıdır. Kadın arabadan indiği gibi kendi kendine söylenip feryat eder, ihtiyar adamın sessizliği karşısında isyan eder. Zira kadın toplantıya yetişmek zorundadır ve bu toplantı onun için son derece önemlidir, çünkü yetişmezse rakipleri onu geçecektir. Sonrasında kadın çok üzgün biçimde “ama ben geyikleri severim!” deyip arabasına biner ve yoluna son hızla devam eder. Bu sahne hız, rekabet ve hırs ile vicdan ve merhamet duygusu arasında sıkışıp kalmış olan modern insanın bunalımını tasvir etmektedir adeta.

The Straight Story filmi aslında tam da “yavaşlık ve yaşlılık” teması üzerine kurulu olup ihtiyar adam Alvin de modernitenin, modern yaşamın, modern dünyanın hızının, aşırılığının, aşırı hırsın ve rekabetçi ve yarışmacı ideolojisinin karşısında eleştirel bir duruş, tavır sergiler. Dolayısıyla çim biçme makinesinin yavaşlığı bir bakıma Anthony Giddens'ın "modernitenin denetimden çıkmış makina"sına (juggernaut) karşı eleştirel bir metafor işlevi görür. Modern dünyanın makineleri aşırı yüklü ve bir o kadar da kaygı verici düzeyde hızlı ve tehlike arz etmektedir. Alvin'İn yaşlılığı ve yavaşlığı modernite üzerine düşünümselliğe yol açar. Alvin tüm hızına ve risklerine karşılık yine de soğukkanlıdır, yaşamı olduğu haliyle kabullenmiştir, kimseye zararı yoktur, asi de değildir ve yoldan geçenleri selamlamakta ve onları anlamaya çalışmaktadır. Örneğin aniden yoldan geçen yüzlerce bisikletli belirir. Muhtemelen bu bir yarış da olabilir ancak nihayetinde Alvin’in vardığı Wisconsin kamp yerinde gençlerin alkışlarıyla selamlanır. Bu kampta da ihtiyar adam gençlere bilgece konuşmalar yapar.

Bir başka sahne ise ihtiyar adamın makinesinin yolda bozulmasının ardından makinenin tamiratıyla ilgilenen ayrık yumurta ikizleri olan kardeşlerin kendi aralarındaki rekabetinin resmedildiği sahnedir. İki kardeş makinenin arızası ve tamiratı hakkında bahse girmişlerdir ve aralarında gerilimli bir ilişki söz konusudur. İhtiyar adam makinenin tamiratı için ücret noktasında biraz pazarlık yaptıktan sonra ikiz kardeşlere dönüp yine bir olaydan söz eder ve yüzlerine karşı vurgulu biçimde “kardeşler hep kardeştir” der. Filmin bu sahnesi açıkçası modern-kapitalist sistemin ve bunun ürünü olan rekabetin, yarışmacılığın nasıl da kardeşleri bile birbirlerine düşman edecek kadar yıkıcı sonuçlarının olduğunu gözler önüne seren eleştirel, sorgulayıcı bir sahne olsa gerektir.

Bu film bir bakıma Amerikan toplumunun bireyci, bencil, rekabetçi ve kavgacı yaşam tarzına son derece sakin ama derinlikli bir eleştiridir. Filmde aile bağları, kardeşlik, dostluk ve arkadaşlık ilişkileri gibi kolektif değerlere derinlikli göndermelerin bulunduğunu görmekteyiz. Sosyolojik bağlamda David Lynch’in filmi Amerikan toplumunun rasyonel-seçim temelli, salt hesapçılığa indirgenmiş bir toplumsal yaşam tasarımının eleştirisine dönük bir bakış açısı sunar bize. The Straight Story filmi aile, arkadaşlık, dostluk, kardeşlik gibi kolektif değerlerin ayırt edici önemine vurgu yapar. Bir başka deyişle bu film, -Alvin'in dediği gibi- “sakince oturup yıldızlara yeniden bakmayı” önermekte ve toplumsal hayatta parasal ilişkilerin yanında başka değerli şeylerin de olduğunu hatırlatmaktadır: Kilometrelerce yol uzaklıktaki hasta bir adamı, bir kardeşi ziyaret etmek gibi…

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Sinema Yazıları
The Unbreakable Boy

Sinema 22 Şubat 2026

The Unbreakable Boy