Ayşegül ATALAY ( Dr. Öğretim Üyesi )
Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 16 Şubat 2026 15:55 - Okunma sayısı: 38
Dijital çağda gençlere ilişkin en sık tekrarlanan yargılardan biri şu: “Dikkatleri kısa, sabırsızlar, derinlemesine okuyamıyorlar.” Bu gözlem çoğu zaman gündelik bir şikâyet gibi dile getirilse de, son yıllarda akademik tartışmalara da taşınmış durumda. Peki, bugünün gençleri gerçekten önceki nesillerden daha mı az zeki?
Bu soruyu yüksek sesle dile getiren isimlerden biri ise eğitimci ve nörobilim temelli öğrenme araştırmalarıyla tanınan Dr. Jared Cooney Horvath. Horvath’a göre Z Kuşağı; dikkat, hafıza, okuma, matematik ve problem çözme gibi temel bilişsel alanlarda önceki kuşaklara kıyasla gerileme gösteriyor. Üstelik gençlerin büyük bir kısmı bu zayıflığın farkında değil; tam tersine kendilerini oldukça yetkin görmektedirler.
Daha da çarpıcı olan şu: Horvath’a göre bu düşüş, okul süresi artmasına rağmen gerçekleşiyor. Yani gençler tarihte hiç olmadığı kadar uzun süre eğitim alıyor; fakat bilişsel çıktılar aynı oranda artmıyor.
Bu noktada tartışma doğal olarak dijital ortama yöneliyor. Ekranlar ve kesintisiz çevrim içi yaşam gerçekten öğrenmeyi zayıflatıyor mu? Horvath’ın savı net: İnsan beyni kısa videolar (reels), yüzeysel içerikler ve sürekli dikkat bölünmesi üzerinden öğrenmek üzere evrimleşmedi. Derin odaklanma, yüz yüze etkileşim ve uzun süreli zihinsel çaba, öğrenmenin biyolojik temeli.
Bu yalnızca bir gözlem veya bir iddia değil. Uluslararası verilerin de benzer bir tablo çizdiğini görmekteyiz. Örneğin OECD tarafından yürütülen PISA değerlendirmeleri, son yıllarda birçok ülkede okuma ve matematik performansında durağanlaşma ve hatta düşüş eğilimleri olduğunu gösteriyor (OECD, 2023). Teknoloji yatırımları artarken akademik kazanımların aynı hızda artmaması, “dijitalleşme = daha iyi öğrenme” varsayımını zayıflatıyor gibi.
Benzer şekilde, sınıflarda yoğun bilgisayar kullanımının başarıyı otomatik olarak artırmadığı ve hatta bazı durumlarda negatif ilişki gösterdiği pek çok araştırma bulgularında sıkça rapor edilmektedir (Carter vd., 2017; Kuş, 2025; Vázquez-Cano vd., 2020). Bir başka boyut ise dikkat ekonomisi. Bugün öğrenciler aynı anda bildirimler, kısa videolar, çoklu görevler ve algoritmik içerik akışıyla çevrili. Bu ortamda “derin okuma” ve “uzun süreli bilişsel çaba” istisnai bir davranış hâline gelmektedir. Kısacası sorun sadece “ne öğrendiğimiz” değil, “nasıl öğrendiğimiz.” Ama belki de asıl sorun gençler değil, ölçüm araçlarımızdır. Tam burada tartışmayı tek yönlü bırakmak kolay ama eksik olur. Çünkü başka bir ihtimal daha var: Belki de biz hâlâ 20. yüzyılın zekâ tanımıyla 21. yüzyıl çocuklarını ölçüyoruz.
Bugünün gençleri çoklu görev yapabiliyor, görsel-işitsel bilgiyi hızlı işleyebiliyor, dijital problem çözmede pratik, ağ temelli öğrenmeye yatkın. Fakat klasik testler neyi ölçüyor? Uzun metinler, sabit dikkat, tek görevli düşünme, doğrusal (lineer ) problem çözme. Bu uyumsuzluk, ölçülen “başarı” ile gerçek “bilişsel uyum” arasında fark yaratıyor olabilir. Yani gençler daha fazla bilgi tüketiyor ama bu bilgi daha yüzeysel ve daha güvensiz. Bu noktada mesele “zekâ eksikliği” değil, bilgi ekosisteminin kalitesi olabilir.
Bugünün gençleri uzun metinleri sabırla okumakta zorlanabilir; fakat aynı anda birden fazla bilgi akışını izleyebilmekte, görsel-işitsel verileri hızla sentezleyebilmekte ve dijital problem çözme ortamlarında sezgisel kararlar alabilmektedir. Bu beceriler, klasik sınav formatlarında her zaman görünür değildir. Başka bir ifadeyle, performans düşüşü her zaman kapasite düşüşü anlamına gelmeyebilir; bazen yalnızca ölçülen beceri ile kullanılan beceri arasındaki uyumsuzluğu işaret eder.
Bu noktada tartışma iki uç arasında sıkışmaktadır:
Bir tarafta “teknoloji gençleri aptallaştırıyor” iddiası,
diğer tarafta “dijital yerliler zaten her şeyi sezgisel öğrenir” iyimserliği.
Her iki yaklaşım da indirgemeci.
Daha makul bir yaklaşım, teknolojiyi kendi başına olumlu ya da olumsuz olarak etiketlemek yerine, etkisini pedagojik tasarım bağlamında değerlendirmektir. Teknoloji tek başına ne zararlı ne de mucizevi bir araçtır; etkisi, nasıl ve hangi amaçla kullanıldığına bağlı. Ekranlar yalnızca pasif tüketim için kullanıldığında dikkati dağıtıp öğrenmeyi yüzeyselleştirebilir. Buna karşılık üretmeye, analiz etmeye ve problem çözmeye imkân veren dijital etkinlikler, tam tersine, üst düzey düşünme becerilerini güçlendirebilir.
Bu nedenle mesele bir “nesil krizi” olmaktan çok bir “öğrenme tasarımı krizi” gibi görünüyor.
Belki de sormamız gereken soru şudur:
Gerçekten daha az öğrenen bir kuşakla mı karşı karşıyayız, yoksa biz hâlâ 20. yüzyılın ölçütleriyle 21. yüzyılın öğrenenlerini mi değerlendirmeye çalışıyoruz?
Çünkü eğitim tarihinde bazen problem öğrencilerde değil, kullandığımız cetvelde olur.
Kaynaklar
Carter, S. P., Greenberg, K.& Walker, M. (2017). The impact of computer usage on academic performance: Evidence from a randomized trial at the United States Military Academy. Economics of Education Review. https://doi.org/10.1016/j.econedurev.2016.12.005
Kuş, M. (2025). A meta-analysis of the impact of technology related factors on students’ academic performance. Frontiers in psychology, 16, 1524645. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2025.1524645
Vázquez-Cano, E., Gómez-Galán, J., Infante-Moro, A., & López-Meneses, E. (2020). Incidence of a Non-Sustainability Use of Technology on Students’ Reading Performance in Pisa. Sustainability, 12(2), 749. https://doi.org/10.3390/su12020749
OECD. (2023). PISA 2022 results: The state of learning and equity in education. OECD Publishing. https://www.oecd.org/en/publications/pisa-2022-results-volume-i_53f23881-en/full-report/the-state-of-learning-and-equity-in-education-in-2022_e65c570e.html

04 Şubat 2026 14:47

05 Şubat 2026 17:51
08 Şubat 2026 18:46

03 Şubat 2026 22:08

02 Şubat 2026 23:06

10 Şubat 2026 06:56

09 Şubat 2026 22:48

09 Şubat 2026 01:09

11 Şubat 2026 14:41

08 Şubat 2026 21:48