Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Travmalar: Ruh Dünyamızdaki Etkileri ve Baş Etme

Prof. Dr. Baki DUY yazdı

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 25 Mart 2023 12:02 - Okunma sayısı: 830

Travmalar: Ruh Dünyamızdaki Etkileri ve Baş Etme

Travmalar: Ruh Dünyamızdaki Etkileri ve Baş Etme

Yazıya başlamadan önce tüm deprem bölgesinde bu yıkıcı deneyimi yaşayan vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor, depremde hayatını kaybedenlere tanrıdan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum. Yaralı olarak kurtulanlara da acil şifalar diliyorum. Evet, 24 saat içinde 7’nin üzerinde iki depremin olması ve büyük bir alanı kapsaması yıkıcılığı, ölümleri artıran etkiler oldu, ancak deprem sonrası kurtarma çalışmaları sırasındaki ve bölge insanının ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik hizmetlerde yaşanılan sorunlar deprem kuşağında olan bir ülke olarak yeterince bilinçli olmadığımızı, bireysel ve kurumsal bazda hazır olmadığımız gerçeğiyle yüzleşmemize neden oldu. Umarım yaşadığımız bu felaket sonrası artık olması gereken bilinçlenmeyi gerçekleştirir, hazırlıkları da yaparız ki böylesi afetleri en az can ve mal kaybıyla atlatırız.

Yaşamdaki olağan akışı bozan, aniden ortaya çıkan ve bireyin fiziksel veya ruhsal bütünlüğünü tehdit eden ya da tehdit eder olarak algılanan her türlü yaşam olayları travmatik yaşam olayı olarak tanımlanmaktadır. Bu olaylar tekil olarak yaşanıldığı gibi (trafik kazası, iş kazası, cinsel saldırı vb.), deprem, sel, salgın benzeri olaylarda olduğu gibi bir grup insan tarafından da yaşanılabilmektedir. İster bireysel olsun ister bir grup tarafından yaşanılsın, travmatik olaylara verilen tepkiler genelde benzerdir. Kişi ya ölümle burun buruna gelmiştir, fizyolojik bütünlüğü tehdit altınsa kalmıştır ya da bunun bir başkasının başına gelmesine tanık olmuştur. Böylesi yaşantılar sonrası bireyler tipik olarak akut ve yoğun bir kaygı, çaresizlik ve acizlik duyguları yaşarlar, güvenlik duyguları alt üst olur. Travmatik yaşantıya verilen tepkiler bunlarla sınırlı değildir. Travmaya karşı gösterilen gösterilen tepkiler fizyolojik, bilişsel, duygusal ve davranışsal olarak sınıflandırılmaktadır. Fizyolojik tepkiler; yorgunluk, bulantı, baş ağrısı, tikler, baş dönmesi ve aşırı uyarılmadır. Bilişsel tepkiler arasında hafıza ve dikkat sorunları, travmatik olayın zihinde sürekli olarak yinelenmesi, karar vermekte zorlanma yer almaktadır. Davranışsal tepkiler ise uyku sorunları, sık ve kontrolsüz ağlama, tedirginlik hali, isteksizlik, travmayı hatırlatan her türlü uyarıcıdan kaçınma (ör., binalara girememe), alkol-madde kötüye kullanımı gibi tepkilerdir. Duygusal tepkiler; kaygı, depresyon, suçluluk hissetme, umutsuzluk, iki uçta duygular arasında gidip gelme, çaresizlik, üzüntü/acı ve duyarsızlık/hissizliktir.

Travmatik yaşantı sonrası akut dönemde gösterilen bu tepkilerin hepsi olağan dışı bir duruma karşı gösterilen olağan tepkiler olarak kabul edilmektedir. Travmaya verilen tepkiler benzerlik taşısa da bireyin travmatik olaydan ne kadar etkileneceği farklılık gösterecektir. Bireyin travmatik olaya maruz kalma düzeyi, kayıplarının olup olmaması, ihtiyaçlarını giderme düzeyi, psikolojik sağlamlık düzeyi, geçmiş travmatik deneyimine sahip olma, mevcut sosyal destek sistemi ve gelişim düzeyi gibi bir dizi etmen bireysel farklılıklara zemin hazırlamakta. Her ne kadar akut dönemde gösterilen bu tepkiler olsa da bu tepkilerin 6-8 hafta kadar sürmesi olağan olarak kabul edilmektedir. Bireyin temel ihtiyaçlarının giderilmesi, güvende hissedeceği bir ortama, barınağa kavuşması, sosyal destek sisteminin devreye girmesi ve yaşamdaki olağan rutinlerin başlaması ile bu tepkilerin giderek azalması beklenmektedir. Aksinin olması durumunda, yani 6-8 hafta sonrası bireylerde bu tepkilerin azalmadan devam etmesi, belki artması halinde kaygı bozuklukları, depresyon ve daha da ötesinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu gibi ruhsal hastalıkların gelişmesi söz konusudur. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim; meydana gelen ve devam eden artçı sarsıntılar maalesef bu tepkilerin daha uzun zamana yayılmasına neden olmaktadır. Sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için bir ruh sağlığı uzmanının, tercihen bir psikiyatr veya klinik psikoloğun değerlendirme yapması uygun olacaktır.

Travmatik olaya karşı akut dönemde gösterilen yukarıda saydığımız tepkiler son derece olağan olsa da bireyler bu tepkileri daha önce bu düzeyde, şiddette göstermedikleri için, bu tepkileri olağan dışı tepkiler olarak değerlendirip, akıllarını kaybetmek üzere olduklarını düşünebilmekteler. Bu düşüncenin gelişmesinde etkili olan etmenlerden biri de bireyin kontrolünü yitirmekte olduğu düşüncesidir. Bu düşünce çok anlaşılır görünmektedir, özellikle travmatik yaşantının yeniden defalarca zihinde canlanması olarak tanımlayabileceğimiz ruminasyonlar düşünüldüğünde.

Ruminasyonlar ruh dünyamız tarafından nahoş olarak algılanan ve bireyi derinden etkileyen olayın zihinde kontrolsüz ve istemsiz bir biçimde yinelenmesidir. Ruminasyonlar olduğunda, birey sanki o travmatik olayı yeniden yaşıyormuşçasına, travmatik olaya verdiği tepkileri ilk andakine yakın bir yoğunlukta yaşar. Birey için çok rahatsız edici olan ruminasyonlar kontrolsüz ve istemsiz bir biçimde zihne üşüştüğünden dolayı birey kontrolünü yitirdiği, aklını kaçırmakta olduğu gibi düşüncelere kapılabilmektedir. Ruminasyonlara ek olarak bazen bireyler gerçeklik algısında bozulma yaşayabilirler, geçici sanrılar geliştirebilirler ki akut dönemde bu tepkiler de olağan tepkilerdir.

Deprem gibi yakınlarımızın da etkilendiği travmatik olaylar sonrası hayatta kalanların yaşadığı tipik duygusal tepkilerden biri yoğun suçluluk duygusudur. Kişi gerek travmatik olay öncesinde gerekse sonrasında yakınlarını korumak adına yapmadıkları şeylerden dolayı, onları kurtaramadıklarından dolayı yoğun suçluluk duygusu yaşarlar. Bundan dolayı kendilerine yönelik yoğun öfke duyabilirler. Ne var ki bu duygular çoğu zaman gerçekçi ve işlevsel değildir, çünkü böylesi doğal afetlerde bireyin kontrolünde ola şey oldukça sınırlıdır. Yoğun suçluluk ve üzüntü depresyonun gelişime zemin hazırlar. Travmadan doğrudan etkilenmeyen bireylerin de tipik olarak suçluluk duyguları yaşadıkları bilinmektedir. Kişi yemekten, uyumaktan hatta nefes almaktan dahi suçluluk duyar, çünkü travma mağdurları bu yaşamın olağan konforundan çok uzaktadır; açtır, susuzdur, uykusuzdur ve hatta enkaz altında zor nefes almaktadır. Bu bağlamda bize en iyi gelecek şeylerden biri, gücümüz ve olanaklarımız çerçevesinde bu bireyler için bir şeyler yapmaktadır.

Suçluluk yanında deprem benzeri travmatik yaşantılar sonrası yaşanılan bir diğer güçlü duygu da öfkedir. Birey yakınlarını kurtaramadığı ve gerekenleri yapmadığı için kendisine, onların ölümünde payı olduğuna inandığı yetkililere, siyasilere, kurumlara, kurtarma ve yardım ekiplerine, kadere ve hatta bu olayı önlemediği için tanrıya karşı öfke duyguları besleyebilir. Öfke yanında bireyler yoğun bir çaresizlik, umutsuzluk duygusu da yaşayabilirler ki yakınlarını, mallarını, anılarını, geçmişini enkaz altında bırakmış bireyler için bu duygular çok anlaşılırdır. Böylesi durumlarda kişiler kendi dünyalarına kapanabilirler ki bu durum depresyonun gelişmesine zemin hazırlayabilir. Bu duygular yanında kişiler ani duygu değişimleri de yaşayabilirler; yoğun üzüntüden birden coşkulu hissetmeye, coşkulu duygu halinden ağlamaklı olmaya doğru geçişler yaşanabilir. Daha önce böylesi ani duygu geçişleri yaşamayan kişiler bu ani duygu değişimlerini ruh sağlıklarını kaybettiklerine yorabilirler. Bu duygu değişimleri yaşam rutinlerine döndükçe, yaşamı yeniden kurgulama başladığında bu tepkiler kendiliğinden ortadan kalkmaya başlar.

Duygular tepkiler yanında bazen somatik tepkiler dediğimiz bazı bedensel tepkiler de geliştirilebilir. Bedenin çeşitli yerlerinde fiziksel travmaya bağlı olmayan ağrılar, mide krampları, sindirim sisteminde bozulmalar, mide bulantıları ve hatta kusmalar, geçici tiklerin oluşması gibi bedensel yakınmalar da yine 2-4 haftalık sürede çok olağan tepkilerdir. Bunlara ek olarak iştah kaybı, uyku sorunları bu bedensel yakınmalara eşlik edebilir.

Duygusal anlamda bireyler ya kontrol edemedikleri yoğun duygular ve tepkiler gösterirken, bir grup birey ise travmatik yaşantıya karşı duygusuzluk/hissizlik tepkisi verebilir ve bundan dolayı kendisinde yanlış bir şeyler olduğunu düşünebilir, kendisine öfke duyabilir. Gösterilen yoğun duygular ne kadar normal ise garipsenen bu duygusuzluk/hissizlik tepkisi de bir o kadar normaldir. Unutmamak gerekir ki bizler travmatik olaylarla farklı biçimlerde baş etmeye çalışıyoruz.

Deprem sonrası gerek yuvamız gerekse yere bastığımız toprak gerekse binalar artık bizim için güvenilmez, hayatımızı tehdit eden yerler haline geliyor. Dolayısıyla bu yerlerde duramama, durmakta zorlanma, binalara girmekten kaçınmak gibi tepkiler depremi takip eden ilk birkaç haftada son derece normal tepkilerdir. Böylesi durumlarda kişiler güçlü ve kesik kesik nefes alıp verme, nefes almada zorlanma, sıcak basması, bazı beden bölgelerinde titreme gibi yoğun kaygı tepkileri yaşayabilirler. Ayrıca en küçük sarsıntıya, sese karşı aşırı tepkiler göstermek de depremi takip eden ilk birkaç haftada olağan tepkilerdir.

Peki, bu tepkilerle nasıl başa çıkılabilir? Travmatik deneyimler sonrası ortaya çıkan travmatik tepkilerin azalmasında en etkili olan şeyler biri mümkün olduğunca, şartlar çerçevesinde önceki yaşam rutinlerine dönmektir. Elbette deprem gibi çok yıkıcı olan travmatik deneyimler sonrasında eski yaşam pratiklerine dönmek çok daha zor olmakta, ancak çok basit gibi görünen birlikte kahvaltı yapmak, akşam yemeği yemek gibi ve varsa size özel rutinlere dönmek normalleşmeye yardımcı olmakta.

Sadece travmatik deneyimler sonrası değil, yaşamda karşılaştığımız duygusal zorlanmalarla, kronik stresle başa çıkmada etkili olan etmenlerden biri de sosyal destek sağlamaktır. Aile üyeleri ile birlikte vakit geçirmek, yakınlarla, komşularla, eş dostla bir araya gelip sohbetler yapmak, birlikte keyifli zamanlar geçirmek yaşanılan travmanın zorlayıcı etkilerini azaltıcı bir etkiye sahiptir. Bu nedenle her fırsatta sosyal ortamlar hazırlamak, bu ortamlara katılmak çok işlevsel olacaktır. Bazen kişiler yaşadıkları acı, üzüntü nedeniyle kendilerini yalnızlaştırabilmekte. Ancak bu tek başına kalmaların gerçek anlamda kişiye bir yararı yoktur ve depresyonun, travma sonrası stres bozukluğunun gelişimine zemin hazırlar.

Travmatik tepkilerle başa çıkmanın bir yolu da özellikle de doğada çok yorucu olmayan, 40-50 dk’lık tempolu yürüyüşler yapmaktır. Doğada olmanın rahatlatıcı bir etkisi vardır. Diğer taraftan hem yürüyüş sırasında alınan yüksek miktardaki oksijen hem de yürüyüş sonrası deneyimlenen mutluluk duygusunu tetikleyen dopamin salgısındaki artış hem kaygı gibi olumsuz duygularla hem de stresle başa çıkmaya yardımcı olur.

Dışa vurulmayan duygular ruh dünyamızda yük olarak kalırlar. Dolayısıyla travmatik deneyim sonrası yaşadıklarınızı güven duyduğunuz kişilerle paylaşmanız, duygusal boşalıma, katarsise yol açıp, eski kadar bu duyguların rahatsız edici olmamasına yol açar. Birisine anlatmak zor geliyorsa, yaşadıklarınızı günlük olarak verdiğiniz duygusal, düşünsel ve davranışsal tepkileri sansür koymadan yazmanız da duygusal boşalıma kaynaklık eder.

Travmatik yaşantının neden olduğu somatik tepkiler ve diğer tepkilerle baş etmek için yoga, meditasyon, meditasyon etkisi olan etkinlikler (dua etmek, ibadet etmek, uyarışlarla ilgilenmek gibi) uygun olacaktır. Böylece rahatsız edici olan “ruminasyonlaurr”la ve diğer işlevsel olmayan inançlarla baş etmeye de yardımcı olur. Dikkatinizi bu anda yaptığınız şeye verdiğinizde, doğal olarak kaygıya, duygusal gerilime yol açan düşüncelerden de uzaklaşmış olursunuz.

Bunlara ek olarak Diyaframdan nefes alma yoluyla gevşeme tekniğini kullanabilirsiniz. Diyafram denilen kısım mide çeperinin üst kısmı ile göğüs kafesinin alt kısmı arasındaki boşluktur. Günlük yaşamda çoğu zaman ciğerlerimizin üst kısmı ile ve bir parça da diyaframdan nefes alıp veririz. Diyaframdan nefes aldığımızda bol oksijen alırız ve böylece kaygı nedeniyle kasılan ve yeterince oksijen gitmeyen kaslara oksijen gider. Ayrıca nefes almaya odaklandığımız için dikkatiniz travmatik olayla ilgili kaygı veya üzüntü verici düşüncelerden uzaklaşmanıza olanak sağlar. Diyaframdan nefes alma ilgili youtube kanalında birçok video bulabilirsiniz.

Peki, ruh sağlığı uzmanlarının sundukları yardımlar nelerdir?

Yukarıda sözünü ettiğimiz tepkilerin olayın üstünden 2-4 ay geçmesine rağmen azalmadan devam etmesi ya da artması halinde profesyonel yardım alınması en doğru karar olacaktır çünkü depresyon, kaygı bozukluğu ya da daha zorlayıcı olan Travma Sonrası Stres Bozukluğu gelişme olasılığı yüksektir. Böylesi durumlarda en uygun tedavi psikiyatrik yadım yanında terapi yardımı alınmasıdır. Travmaya bağlı psikolojik bozukluklarda, kaygı ve depresyonla başa çıkmada en etkili kuramlardan biri bilişsel-davranışçı terapidir (BDT). Bilişsel davranışçı terapide danışanın travmatik deneyimlerle başe tmesine yardımcı olan bilişsel, davranışsal ve duygusal stratejiler kullanılır. BDT yanında travmayla baş etmede kullanılan bir diğer teknik de Göz Hareketiyle Duyarsızlaşma ve Yeniden Odaklamadır (EMDR). Profesyonel yardıma olan kişilerin bu kuram ve tekniği kullanmada yetkin kişilere başvurmaları doğru olacaktır.

İnsanın müthiş bir uyum bir uyum ve baş etme yeteneği var. Mesele bu yeteneğin tekrar harekete geçirilmesi ile ilgili. Bu yolda tüm deprem bölgesinde olan veya başka travmalar yaşayan bireylere kolaylıklar dilerim…

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Fikir Yazıları Yazıları