Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji İletişim Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular Klinik Psikoloji İletişim
Akışkan Bir Dünyada Çocuk ve Eğitim

Akışkan Bir Dünyada Çocuk ve Eğitim

Sosyoloji 12 Ekim 2026 21:35 - Okunma sayısı: 217

Kemal SAKINCI

Akışkan Bir Dünyada Çocuk ve Eğitim

Günümüzde her şeyin metalaştığı bir yüzyıldayız. Duyguların, kimliklerin, eğitimin, sanatın, felsefenin hatta kültürün bile piyasanın koşullarına göre şekillendiği bir dünyada yaşıyoruz. Artık yalnızca ne tükettiğimiz değil, kim olduğumuz da büyük ölçüde tüketim üzerinden tanımlanıyor. Piyasanın yarattığı koşullara göre kimlikler oluşturuyor, kendimizi de bu kimlikler üzerinden ifade ediyoruz.

Bunun yanında güvencesiz, belirsiz ve akışkan bir hayatın içindeyiz. Bauman'ın deyimiyle ilişkilerin, işlerin, kimliklerin ve hayat biçimlerinin daha geçici hâle geldiği bir dönemden geçiyoruz. Bugün sahip olduğumuz bir şeyin yarın elimizde olup olmayacağını bilemediğimiz bir yaşam biçimi bu. İş değişiyor, ilişkiler değişiyor, yaşadığımız yer değişiyor, beklentiler değişiyor. Böyle bir ortamda insanın kendisini güvende hissetmesi de kolay olmuyor.

Oysa geçmişte insanlar kendilerini daha büyük ve ortak hikâyelerin içinde tanımlayabiliyordu. Din, millet, toprak, meslek, bilim, ilerleme, sosyalizm, milliyetçilik gibi anlatılar bireye hayatını anlamlandırabileceği bir çerçeve sunuyordu. İnsan hangi dünyaya ait olduğunu daha kolay biliyordu. Lyotard'ın söylediği gibi büyük anlatılara duyulan güvenin zayıflamasıyla birlikte bu ortak hikâyelerin de gücü azaldı. Özellikle gelişmiş ülkelerde bu hikayelerin etkisi inanılmaz azaldı.

Fakat bu büyük anlatıların her zaman insanlığa iyi bir dünya sunduğunu da söyleyemeyiz. Tarihe baktığımızda savaşlar, soykırımlar, sömürgecilik, nükleer silahlar, toplama kampları ve totaliter rejimler görüyoruz. İnsanlığın ilerleme ve kurtuluş adına kurduğu büyük hikâyeler aynı zamanda büyük yıkımlar da üretti. Belki de bu nedenle bugün tek ve herkes için geçerli bir hikâyeye inanmak yerine kendi hikâyemizi kendimiz kurmaya çalışıyoruz.

Burada başka bir sorun ortaya çıkıyor. Ortak anlamların zayıfladığı yerde piyasa kültürü daha fazla alan kazanıyor. İnsan neye sahip olduğunu, ne tükettiğini, nasıl göründüğünü ve nasıl göründüğünü başkalarına nasıl sunduğunu önemsemeye başlıyor. Baudrillard'ın tüketim toplumu ve simülasyon üzerine söyledikleri burada anlam kazanıyor. Gerçek ile görüntü arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor. Bazen yaşadığımız hayattan çok, başkalarına gösterdiğimiz hayat önemli hâle geliyor.

Derinliği kaybolan, anlamdan yoksun sessiz bir yığına dönüşür toplum.

Böyle bir toplumda çalışmak istemeyen değil, emeğinin karşılığını alamadığı için çalışmaya karşı umudunu kaybeden bireyi de görebiliriz. Sürekli iş değiştiren, güvencesiz çalışan, ilişki kurmakta zorlanan, yalnızlaşan bireyi de. Bunları sadece bireyin kişisel özellikleriyle açıklamak ne kadar doğru olabilir? Ekonomik kriz varsa, yatırımlar azalıyorsa, bazı meslekler teknoloji nedeniyle ortadan kalkıyorsa veya eğitim sistemi ile iş dünyasının ihtiyaçları arasında ciddi bir kopukluk varsa binlerce üniversite mezununun işsiz kalmasını yalnızca "yeterince çalışmadılar" diyerek açıklayabilir miyiz? Bizim gibi yarı çevre ülkelerde, liyakatin yerini torpilin aldığı, adalet duygusunun giderek zayıfladığı, insanların kendilerini daha güvencesiz ve sahipsiz hissettiği toplumlarda sorunları yalnızca bireyin kişisel özellikleriyle açıklamak ne kadar doğrudur? İnsanların emeğinin karşılığını alamadığına, hak edenin değil, bağlantıları olanın kazandığına inandığı bir düzende güvensizlik, umutsuzluk ve öfkenin toplumsal yaşamı etkilemesini nasıl görmezden gelebiliriz? Böyle bir ortamda yetişen çocukların davranışlarını değerlendirirken onları içinde yaşadıkları toplumsal koşullardan bağımsız düşünmek, sorunun yalnızca bir bölümünü görmek değil midir?Jameson'ın geç kapitalizm üzerine değerlendirmeleri de burada önem kazanıyor. Ekonomik yapı yalnızca iş hayatını değil, kültürü ve gündelik yaşamı da etkiliyor.

Peki bütün bu dönüşüm çocukları nasıl etkiliyor?

Bence asıl üzerinde durmamız gereken noktalardan biri burası. Çünkü çocuk toplumdan bağımsız bir birey değil. Çocuk içinde yaşadığı dünyayı gözlemliyor, öğreniyor, taklit ediyor ve zamanla bu dünyanın bazı davranış biçimlerini kendi davranışlarına taşıyor.

Bugün okullarda hareketli, öfkeli, kurallara uymakta zorlanan, küfür kullanan, arkadaşlarıyla çatışan, sırasını beklemekte zorlanan ve davranış problemi olarak tanımladığımız çocuklarla daha sık karşılaşıyoruz. Son zamanlarda okularda olan silahlı saldırılar hepimizin gündeminde olup bunu güvenlik tedbirlerle sadece haledeceğimizi düşünüyoruz. Hemen çocuğu suçluyor veya "bu çocuklar neden böyle?" deyip kolaya kaçıyoruz. Oysa öncelikle kendimize sormamız gereken soru: Çocuk bunu hangi dünyada öğreniyor?

Çocuğa "sakin ol" diyoruz ama çocuğun yaşadığı dünya sürekli hızlanıyor.

"Sıranı bekle" diyoruz ama tüketim kültürü istediğin şeyin hemen elde edilmesini öğretiyor.

"Küfür etme, şiddet kullanma" diyoruz ama çocuk farklı ortamlarda saldırgan bir dil ve davranışla karşılaşabiliyor.Medya da her gün sayısız şiddet programlarını izliyor.Belirsiz ve akışkan dünyada mutsuz aile ve toplum yaşantısının hem tanığı hem de yaşayanı oluyor.

"Dikkatini ver" diyoruz ama gün boyunca birkaç saniyede bir değişen görüntülere ve uyarıcılara maruz kalıyor.

"Arkadaşlarınla iyi geçin" diyoruz ama gerçek oyun alanları ve çocukların birlikte vakit geçirebileceği güvenli sosyal alanlar giderek azalabiliyor.

Davranış problemlerinin nedenini toplumsal yapıyı analiz etmeden sadece çocuğun problemi olarak görmek fotoğrafın tamamını görmemektir.

Çocuğun davranışına baktığımızda belki de şu soruları daha fazla sormamız gerekiyor: Çocuk bu davranışla ne anlatmaya çalışıyor? Bu davranışı nereden öğrendi? Bu davranış ona ne sağlıyor? Çocuğun içinde bulunduğu dünyada bu davranışı besleyen başka neler var?

Günümüz dünyası ne yazık ki sürekli kararsız, belirsiz, yalnız, akışkan, kimliksiz, tüketime odaklanmış, israfın ve aşırılığın hız kazandığı bir toplumda çocuğu suçlamak kolaya kaçmaktır.Hikayelerin tükendiği bir dünyada eğer bizler sağlam ahlaki normlar geliştirmesek inanın sonumuz daha vahim olur.

Çünkü çocuk yalnızca davranış gösteren bir birey değildir. Aynı zamanda içinde yaşadığı toplumun ilişkilerini, gerilimlerini ve çelişkilerini de taşır.

Bu nedenle çocuğu değiştirmeye çalışmadan önce çocuğun içinde yaşadığı dünyaya bakmak gerekiyor. Belki de yapmamız gereken, çocuğu değişen dünyaya zorla uydurmaya çalışmak değil; önce değişen dünyanın çocuğa ne yaptığını anlamaya çalışmaktır.

Yorumlar (0)

SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Sosyoloji
Sosyolog Orhan Türkdoğan Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Sosyoloji12 Ekim 2026 21:25

Sosyolog Orhan Türkdoğan Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

KÖY ENSTİTÜLERİNİ ya da KÖYLERİ YENİDEN CANLANDIRMAK

Sosyoloji12 Ekim 2026 10:37

KÖY ENSTİTÜLERİNİ ya da KÖYLERİ YENİDEN CANLANDIRMAK

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği 21: Zamanın Cinsiyeti; Kadınların Saatleri Nereye Akıyor?

Sosyoloji09 Ekim 2026 20:29

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği 21: Zamanın Cinsiyeti; Kadınların Saatleri Nereye Akıyor?

Prof. Dr. Bülent Kara ile “Haklar Sosyolojisi” Üzerine Söyleşi (I. BÖLÜM KAVRAMLAR VE KURAMLAR)

Sosyoloji07 Ekim 2026 20:31

Prof. Dr. Bülent Kara ile “Haklar Sosyolojisi” Üzerine Söyleşi (I. BÖLÜM KAVRAMLAR VE KURAMLAR)

Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin Ardından

Sosyoloji06 Ekim 2026 19:28

Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin Ardından

YEREL YÖNETİMLERDE KADIN PERSPEKTİFİ: KADIN DOSTU KENTLER

Sosyoloji03 Ekim 2026 05:50

YEREL YÖNETİMLERDE KADIN PERSPEKTİFİ: KADIN DOSTU KENTLER

Yoksulluk Azalıyor mu, Yer mi Değiştiriyor?

Sosyoloji03 Ekim 2026 01:01

Yoksulluk Azalıyor mu, Yer mi Değiştiriyor?

Muhaliflikten Karşıtlığa Siyasetin Sosyolojisi: Demokratik İtiraz, Siyasal Kutuplaşma ve Ortak Yaşam

Sosyoloji25 Eylül 2026 15:29

Muhaliflikten Karşıtlığa Siyasetin Sosyolojisi: Demokratik İtiraz, Siyasal Kutuplaşma ve Ortak Yaşam

Sosyoloji18 Eylül 2026 11:47

"Kabadayı”lardan “Yeni Nesil Suç Çeteleri”ne: Organize Suçun Değişen Karakteri

Skorun Arkasındaki Toplum

Sosyoloji16 Eylül 2026 10:19

Skorun Arkasındaki Toplum