
Yazı Dizisi – 4
Bir Okulu Gerçekten Güçlü Yapan Nedir?
(Örgütsel Kapasiteyi Yeniden Düşünmek)
Dr. Cemil KURT
Bir okulun başarısını konuşurken çoğu zaman görünür sonuçlardan söz ederiz.
Sınav başarısı…
Proje sayısı…
Akademik dereceler…
Fiziki imkânlar…
Öğrenci sayısı…
Teknolojik altyapı…
Bütçe…
Bütün bunlar önemlidir.
Çünkü bir okulun sahip olduğu imkânları ve ortaya koyduğu sonuçları görmemizi sağlar.
Ancak eğitim yönetiminde uzun süredir zihnimi meşgul eden başka bir soru var:
Aynı imkânlara sahip iki okul neden yıllar içinde birbirinden tamamen farklı gelişim hikâyeleri yazmaktadır?
Aynı mevzuat…
Benzer bütçe…
Benzer öğrenci profili…
Benzer öğretmen sayısı…
Ama çok farklı sonuçlar…
Demek ki okulun gerçek gücünü yalnızca sahip olduğu kaynaklarla açıklamak yeterli değildir.
Belki de asıl mesele, okulun neye sahip olduğu değil; sahip olduklarını neye dönüştürebildiğidir.
İşte tam bu noktada örgütsel kapasite kavramı önem kazanmaktadır.
Bir ağacı düşünelim…
Bir ağaca dışarıdan baktığımızda gördüğümüz şey gövdesidir.
Dallarıdır.
Yapraklarıdır.
Ve meyveleridir.
Oysa ağacın yaşamını belirleyen asıl sistem büyük ölçüde görünmezdir.
Toprağın altında kalan kökler…
Köklerin toprağa nasıl tutunduğu…
Suyu ve mineralleri nasıl taşıdığı…
Olumsuz koşullarda ağacın yaşamını nasıl sürdürdüğü…
Okullar da biraz böyledir.
Sınav başarıları, projeler, dereceler, ödüller ve görünür performans sonuçları okulun meyveleridir.
Ama bu meyveleri ortaya çıkaran görünmeyen bir kök sistemi vardır.
İşte bu kök sistemine örgütsel kapasite diyebiliriz.
En yalın ifadeyle örgütsel kapasite;
Bir okulun değişen koşullar karşısında öğrenebilme, birlikte hareket edebilme, problem çözebilme ve kendi gelişimini sürdürebilme gücüdür.
Bu tanım bizi önemli bir noktaya götürmektedir.
Bir okulun güçlü olması, yalnızca çok kaynağa sahip olması anlamına gelmez.
Çünkü kaynak ile kapasite aynı şey değildir.
Ancak burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir.
Bu değerlendirme, kaynakların önemini küçümsemek ya da ikinci plana itmek anlamına gelmemektedir.
Hiç kuşkusuz bir okulun eğitim-öğretim faaliyetlerini sağlıklı biçimde sürdürebilmesi için belirli düzeyde fiziki altyapıya, insan kaynağına, finansal olanağa ve teknolojik donanıma sahip olması gerekir.
Başka bir ifadeyle her okulun gelişebilmesi için aşılması gereken asgari bir eşik kaynak düzeyi bulunmaktadır.
Bu eşik sağlanmadan örgütsel kapasitenin gelişmesini beklemek gerçekçi değildir.
Ancak eğitim yönetiminde asıl belirleyici olan, bu eşik aşıldıktan sonra ortaya çıkmaktadır.
Çünkü belirli bir düzeyden sonra gelişimi açıklayan temel değişken artık kaynak miktarı değil; kurumun bu kaynakları öğrenmeye, iş birliğine ve yenilik üretmeye dönüştürebilme kapasitesidir.
Dolayısıyla mesele artık "Ne kadar kaynağımız var?" sorusu değil;
"Sahip olduğumuz kaynakları nasıl anlamlı bir örgütsel kapasiteye dönüştürüyoruz?" sorusudur.
Bir okula yeni teknoloji kazandırabilirsiniz.
Ama öğretmenler bu teknolojiyi öğrenme süreçlerine dönüştüremiyorsa, teknoloji yalnızca araç olarak kalır.
Bir okula önemli miktarda bütçe sağlayabilirsiniz.
Ama bu bütçe ortak hedeflere hizmet etmiyorsa, kaynak gelişime dönüşmez.
Çok deneyimli öğretmenlerden oluşan bir kadronuz olabilir.
Ancak öğretmenler birbirlerinden öğrenmiyor, bilgi paylaşmıyor ve birlikte üretmiyorsa, bireysel uzmanlık örgütsel kapasiteye dönüşemez.
Dolayısıyla önemli olan yalnızca neye sahip olduğumuz değil, sahip olduklarımız arasında nasıl bir ilişki kurduğumuzdur.
Toprağın Niteliği ve Okulun Bağlamı
Ağaç metaforunu biraz daha derinleştirelim.
Hiçbir ağaç aynı toprakta yetişmez.
Kiminin toprağı daha verimlidir.
Kiminin suya erişimi daha kolaydır.
Kimi sert rüzgârlara maruz kalır.
Kimi kuraklıkla mücadele eder.
Okullar da aynı değildir.
Her okul farklı sosyo-ekonomik koşulların, farklı kültürel yapıların, farklı aile profillerinin ve farklı çevresel imkânların içerisinde yaşamını sürdürmektedir.
Bu nedenle okulun bulunduğu çevreyi yok sayarak gelişimi açıklamak mümkün değildir.
Toprağın niteliği nasıl ağacın gelişimini etkiliyorsa, okulun içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik çevre de okul gelişimini doğrudan etkilemektedir.
Ancak güçlü kök sistemine sahip bir ağaç, elverişsiz topraklarda bile yaşamını sürdürebilir.
Benzer şekilde güçlü örgütsel kapasiteye sahip okullar da dezavantajlı çevresel koşulları tamamen ortadan kaldıramasa bile, bu koşullara uyum sağlayabilir, öğrenebilir ve kendi gelişimini sürdürebilir.
İşte örgütsel kapasiteyi değerli kılan tam da budur.
Kapasite yalnızca uygun şartlarda başarı üretmek değildir.
Asıl değer, zor şartlarda da öğrenmeye devam edebilmektir.
Ve bazen daha da ötesidir.
Güçlü örgütsel kapasiteye sahip okullar yalnızca çevrelerinden etkilenmezler; zamanla bulundukları çevreyi de etkilemeye başlarlar.
Velilerin beklentileri değişir.
Mahallenin eğitime bakışı değişir.
Öğrencilerin gelecek hayalleri değişir.
Okul yalnızca çevresinin ürünü olmaktan çıkar; bulunduğu çevreyi dönüştüren bir kurum hâline gelir.
Belki de gerçek eğitim liderliği tam da burada başlamaktadır.
Kapasitenin görünmeyen bileşenleri
Peki, bir okulun örgütsel kapasitesini neler oluşturur?
Belki ilk sıraya güveni koymak gerekir.
Çünkü insanların birbirlerine güvenmediği bir ortamda bilgi paylaşımı sınırlanır, risk alma azalır ve yeni fikirler ortaya çıkmakta zorlanır.
Ardından ortak amaç gelir.
İnsanların aynı kurumda bulunması, aynı hedefe yürüdükleri anlamına gelmez.
Örgütsel kapasite, insanların yalnızca birlikte çalışmasıyla değil; neden birlikte çalıştıklarını bilmeleriyle güçlenir.
Bir başka unsur iş birliğidir.
Çünkü okul gelişimi bireysel kahramanlıklarla sürdürülemez.
Bir öğretmenin, bir yöneticinin ya da küçük bir grubun çabası önemli olabilir.
Fakat sürdürülebilir gelişim, bireysel yetkinliklerin ortak kapasiteye dönüşmesiyle mümkündür.
Bunun yanında liderlik, öğrenme kültürü ve kurumsal hafıza da kapasitenin temel unsurlarıdır.
Güçlü okul yaşadığı her deneyimden öğrenir.
Başarısını yalnızca tekrar etmeye çalışmaz.
Neden başarılı olduğunu anlamaya çalışır.
Başarısızlığını saklamaz.
Ondan öğrenir.
İnsanlar değişse bile kazanılan bilgi kurumda yaşamaya devam eder.
İşte bu noktada okul yalnızca eğitim veren bir kurum olmaktan çıkar ve öğrenen bir organizasyona dönüşmeye başlar.
Kaynak mı, Kapasite mi?
Belki de eğitim politikalarında en sık yaptığımız hatalardan biri, kaynak artışını doğrudan gelişim olarak kabul etmektir.
Daha fazla kaynak elbette önemlidir.
Ancak kaynak tek başına gelişim üretmez.
Asıl belirleyici olan, kurumun bu kaynağı öğrenmeye, iş birliğine ve problem çözme gücüne dönüştürme kapasitesidir.
Bu nedenle şöyle bir ayrım yapmak mümkündür.
Kaynaklar okulu büyütebilir.
Kapasite ise okulu geliştirir.
Büyümek ile gelişmek aynı şey değildir.
Bir okulun öğrenci sayısı artabilir.
Bütçesi büyüyebilir.
Teknolojik donanımı gelişebilir.
Yeni binalara sahip olabilir.
Ama bütün bunlar okulun daha iyi öğrenen, daha iyi problem çözen veya daha güçlü iş birliği kurabilen bir yapıya dönüştüğü anlamına gelmeyebilir.
Gelişim yalnızca sahip olunanların artması değildir.
Sahip olunanları anlamlı sonuçlara dönüştürebilme gücünün artmasıdır.
Asıl soru burada değişiyor
Belki de eğitim yönetiminde bundan sonra şu soruyu daha fazla sormamız gerekiyor.
Bir okulun ne kadar kaynağı var?
yerine,
Bu okul sahip olduğu kaynakları ne ölçüde öğrenmeye ve gelişime dönüştürebiliyor?
Bu soru bizi bambaşka bir eğitim yönetimi anlayışına götürmektedir.
Çünkü artık okulun gücünü yalnızca bugünkü performansıyla değil, gelecekte karşılaşacağı sorunlara verebileceği cevaplarla değerlendirmeye başlarız.
Değişen bir öğretim programına nasıl uyum sağlayacak?
Yeni teknolojileri nasıl anlamlandıracak?
Yeni gelen öğretmenleri kurum kültürüne nasıl dâhil edecek?
Öğrencilerin değişen ihtiyaçlarını nasıl fark edecek?
Bir krizle karşılaştığında nasıl tepki verecek?
Ve belki de en önemlisi…
Kendi hatalarından nasıl öğrenecek?
İşte bu soruların cevabı okulun gerçek kapasitesini göstermektedir.
Belki de şimdi konuşmamız gereken kavram: Gelişim Kapasitesi
Buraya kadar geldiğimizde yeni bir kavramın kapısı açılmaktadır.
Gelişim kapasitesi.
Çünkü örgütsel kapasitenin asıl değeri, kurumun yalnızca bugünkü sorunlarını çözmesinde değil; kendi gelişimini sürekli üretebilmesinde ortaya çıkar.
Belki de güçlü okul hiçbir sorun yaşamayan okul değildir.
Güçlü okul;
Sorunlarını fark edebilen,
Onlardan öğrenebilen,
Çözüm üretebilen,
Ve her çözümle kendisini biraz daha güçlü hâle getirebilen okuldur.
Bu nedenle eğitim yönetiminde asıl mesele yalnızca yüksek performanslı okullar oluşturmak değildir.
Asıl mesele, kendi gelişimini sürdürebilecek kapasiteye sahip okullar oluşturabilmektir.
Çünkü güçlü okullar en fazla kaynağa sahip olanlar değil;
Sahip oldukları kaynakları sürekli öğrenmeye, ortak akla ve yeni kapasiteye dönüştürebilen okullardır.
Ve sanırım şimdi asıl soruya geliyoruz:
Peki, bu gelişim kapasitesi nasıl oluşur?
DEVAM EDECEK…
Akademik Not
Bu yazı, geliştirilmekte olan Gelişim Temelli Eğitim Yönetimi yaklaşımının düşünsel altyapısını oluşturan yazı dizisinin dördüncü bölümüdür. Yazıya ilişkin eleştiri, katkı ve farklı bakış açıları; hazırlanmakta olan bilimsel makale ve kitap çalışmasının geliştirilmesinde değerlendirilecektir.