Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji İletişim Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular Klinik Psikoloji İletişim
KÖY ENSTİTÜLERİNİ ya da KÖYLERİ YENİDEN CANLANDIRMAK

KÖY ENSTİTÜLERİNİ ya da KÖYLERİ YENİDEN CANLANDIRMAK

Sosyoloji 12 Ekim 2026 10:37 - Okunma sayısı: 367

Prof.Dr. Mehmet ANIK

3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu’nun TBMM tarafından 17 Nisan 1940 yılında kabul edilmesinin akabinde, kent imkanlarından yoksun olan kırsal bölgeler için öğretmen ve diğer meslek elemanlarını yetiştirmek üzere kurulmuş olan köy enstitüleri, modernleşme ve kalkınma faaliyetlerini yurdun tamamına yayma faaliyetlerinin de bir sembolü haline gelmiştir. Türkiye’nin farklı bölgelerinde, tren istasyonlarına yakın konumdaki geniş araziye sahip kırsal bölgelere kurulan bu kurumlar, bu bölgelerde kenttekinden farklı, köylülerin ve köylerin ihtiyaçlarını dikkate alan ve “iş içinde eğitim” ilkesiyle uygulamayı önemseyen bir eğitim sistemini ön plana çıkarmıştır. Kuruldukları yerin civar köylerinden öğrencilerin kabul edildiği bu eğitim kurumlarında, yatılı bir sistem benimsenmiş; ziraat, sanat, zanaat, sağlık gibi farklı alanlarda teorik ve uygulamalı eğitim bir arada verilmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında bu okullara yönelik artan eleştiriler ve bu konuda giderek artan ideolojik kutuplaşma sonrasında, önce bu kurumların programında birtakım değişiklikler yapılmış, akabinde bu çerçevede kurulan kurumların isimleri değiştirilerek, 1954 yılında köy enstitüleri fiili olarak kapatılmıştır.

Köy

Köy enstitülerinin kapatılmasının akabinde farklı dönemlerde, farklı modeller altında bu okulları canlandırmaya yönelik çeşitli öneriler dile getirilse de bu önerilerin pratikte karşılığı olmamıştır. Enstitülerdeki uygulamalardan esinlenmiş köy merkezli farklı modellerden bahsetmek mümkündür. Alparslan Türkeş tarafından 1965’te 9 ışık doktrininde yer alan ‘köycülük’ ilkesi çerçevesinde açıklanan ‘Tarım Kentleri Projesi’, köylerin tarım kentleri halinde birleştirilmesi yoluyla kırsal kalkınmayı hedeflemiştir. Kırsal bölgelerden kente göçün iyice arttığı ve bunun bir uzantısı olarak metropol kentlerde gecekondulaşmanın ve toplumsal uyum tartışmalarının çoğaldığı bir evrede, kırsal bölgelerdeki altyapı sorunlarını hallederek, kırsaldan kent merkezlerine yönelik yoğun göçün ve çarpık kentleşmenin önüne geçilmesi, bu projenin temel hedeflerinden biri olmuştur. 10 civarında köyün birleştirilerek, bu köylere yönelik ortak bir altyapı oluşturulması planlanmıştır. Böylece altyapı hizmetlerinin maliyetinin düşürülmesini ve sürdürülebilirliği hedefleyen bu projede, tarımsal üretimin verimliliğinin arttırılması ve bu ürünlerin işleneceği fabrikaların, birleştirilmiş köylere ait kırsal bölgelerde kurulması, ayrıca yol, su, elektrik, eğitim, sağlık ve konut altyapısının iyileştirilmesinin yanı sıra kültürel ve sportif faaliyetler için de köylerde altyapı tesis edilmesi hedeflenmiştir. Sağ partiler tarafından 1970’li yıllarda kurulan MC (Milliyetçi Cephe) hükümetleri döneminde bu projenin yürürlüğe girmesi farklı tarihlerde gündeme gelse de bu kapsamda pratikte gerçekleşmiş herhangi bir çalışma olmamıştır.

Bu konuda bahsedilmesi gereken projelerden bir diğeri de CHP’nin Genel Sekreteriyken Bülent Ecevit tarafından 1969 yılında kamuoyuna açıklanan ‘Köy-Kent Projesi’dir. Köy enstitüleri felsefesinin önemsendiği bu projede, kırsal bölgelerdeki yaşam koşullarının iyileştirilmesi temel hedeflerden biri olmuştur. Bu projede de yerleşimi dağınık olan birbirine yakın konumdaki köylerin birleştirilmesi ve bunlara yönelik ortak bir altyapı ve kamu hizmet ağının oluşturulması amaçlanmıştır. Tarımda ve hayvancılıkta modernizasyonu hedefleyen bu proje, bu alanlara yönelik fabrikaların kırsal bölgelerde kurulmasının yanı sıra yine tarım ve hayvancılıkla ilgili üretim, dağıtım ve satış organizasyonu kapsamında kooperatifçiliği ön plana çıkarmıştır. İşbirliği, yardımlaşma ve dayanışmanın temel alındığı bu organizasyonla, kırsal bölgelerin kentteki imkanlardan yoksun kalmaması hedeflenmiş ve böylece kırdan kente olan geniş çaplı göçlerin de azaltılması planlanmıştır. Bolu’nun Mudurnu ilçesine bağlı Taşkesti köyü merkeze alınarak 1978’de ve Ordu’nun Mesudiye ilçesine bağlı Çavdar köyü merkez alınarak 2000 yılında bu kapsamda birtakım çalışmalar yapılsa da bu çalışmaların devamı gelmemiş ve bu proje ulusal boyutta bir kalkınma projesine dönüşmeden akamete uğramıştır.

Kırsal kalkınma konusunda S. Demirel ve diğer siyasetçiler tarafından da dile getirilen bazı politik söylemler olsa da köylerin kalkınmasını hedefleyen projeler pratikte pek hayat bulamamış ve kırsal bölgeler nüfus kaybetmeye devam etmiştir. 12 Kasım 2012 yılında kabul edilen ve 6 Aralık 2012’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve kamuoyunda büyükşehir yasası olarak bilinen 6630 sayılı Kanun neticesinde, büyükşehir sayısının 30’a çıkarılmasıyla, köy konumundaki pek çok yerleşim birimi, mahalle statüsüne dönüştürülmüştür. Bugün Adıyaman (İpekli ve Taşpınar köyleri), Çanakkale (Karacaören köyü), Uşak (Mende köyü), Yalova (Samanlı köyü), Karabük (Bostanbükü köyü), Bingöl (Çavuşlar) gibi farklı illerimizde nüfusu kalabalık olan bazı köylerimiz haricinde, köy statüsüne sahip yerleşim birimlerinde yaşayanların sayısı oldukça sınırlıdır. Son yıllarda doğal yaşam ve doğal beslenme alanları olarak ön plana çıkarılsalar da bu durumun ya da böyle bir akımın da köylerimizi canlandırmaya yetmeyeceği açıktır.

İngiltere’de gerçekleşen sanayi devrimi sonrasında sanayileşmenin modern ya da ‘ilerici’ olanla, tarımın geleneksel ya da ‘arkaik’ olanla özdeşleştirilmesi, dünyanın farklı yerlerindeki kalkınma faaliyetlerinde, tarımsal üretimin ihmal edilmesindeki temel nedenlerden biri olmuştur. Nitekim ülkemizde de siyasal partiler ve iktidarlar değişse de kalkınma hamlelerinde önceliğin sanayiye verilmesi ve sanayileşme faaliyetlerinde kent merkezli bir yapılanmanın olması, köylerimizin ihmal edilmesindeki temel nedenlerden biri olmuştur. Köy enstitüleri ve köy merkezli kalkınma projelerinin de bu yöndeki anlayış nedeniyle akamete uğraması bir yerde kaçınılmaz olmuştur. Elbette bu konuda ideolojik kutuplaşmaların da etkisi de göz ardı edilemez. Sanayi ve tarım konusunda, klasik mantıktaki ikiliklere dayalı ‘ya’, ‘ya da’ mantığının ürünü olan ve tek bir tercihe zorlayan bir anlayış yerine; ‘hem’, ‘hem de’ mantığını benimsemek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Türkiye’de ihtiyaç duyulan ekonomik model; sanayiye dayalı üretim ve tarıma dayalı üretimi birbirinin zıttı ya da biri diğeri uğruna feda edilecek ya da geri plana itilecek bir ekonomik faaliyet alanı olarak görmeksizin, bütüncül bir ekonomi anlayışıyla bu iki anlayışı kapsayan ve önemseyen bir model uygulamaktır. Sanayi alanındaki başarılı atılımlara karşın, gıda sektöründe enflasyonun dizginlenememesi, tarladaki ürünün fiyatıyla, tüketicinin aldığı son satış yerindeki ürün fiyatları arasındaki uçurumu bu durumdan bağımsız düşünmemek gerekir. Konunun bir de gıda üretiminde ölçüsüzce kullanılan kimyasallar nedeniyle sağlık terörü olarak nitelendirilebilecek boyutu bulunmaktadır.

Türkiye’de kırsal bölgelerde nüfus azalmaya devam etse de nüfusun yoğun olduğu köyler başta olmak üzere, bu bölgelerdeki yaşamı daha cazip hale getirecek, bölgesel farklılıkları göz ardı etmeyen, ezberi merkeze almak yerine, kırsal bölgelerin ihtiyaçlarına uygun olarak düzenlenmiş ve uygulamayı öne çıkaran bir eğitim modeline ihtiyaç vardır. Bu konuda yapılacak çalışmalarda, köylerimizi kentlere benzetmeye yönelik planlamaların ötesinde, kırsal yaşam tarzının barındırdığı avantajları ihmal etmeyen, sağlam bir altyapı tesis etmeyi amaçlayan ve sürdürülebilir olan projelerin öne çıkarılması gerekmektedir. Bu konuda köy enstitüleri deneyiminden yararlanılabileceği gibi kırsal kalkınma modeli olarak tasarlanmış, ancak uygulama konusunda akamete uğramış projelerden de yararlanılabilir. Önceki deneyimler dikkate alındığında, sürdürülebilir bir model oluşturmak adına bu yöndeki planlama ve uygulamaları ideolojik tartışmaların uzağında tutmaya çalışmak da büyük önem taşımaktadır.

Yorumlar (0)

SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Sosyoloji
Akışkan Bir Dünyada Çocuk ve Eğitim

Sosyoloji12 Ekim 2026 21:35

Akışkan Bir Dünyada Çocuk ve Eğitim

Sosyolog Orhan Türkdoğan Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Sosyoloji12 Ekim 2026 21:25

Sosyolog Orhan Türkdoğan Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği 21: Zamanın Cinsiyeti; Kadınların Saatleri Nereye Akıyor?

Sosyoloji09 Ekim 2026 20:29

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği 21: Zamanın Cinsiyeti; Kadınların Saatleri Nereye Akıyor?

Prof. Dr. Bülent Kara ile “Haklar Sosyolojisi” Üzerine Söyleşi (I. BÖLÜM KAVRAMLAR VE KURAMLAR)

Sosyoloji07 Ekim 2026 20:31

Prof. Dr. Bülent Kara ile “Haklar Sosyolojisi” Üzerine Söyleşi (I. BÖLÜM KAVRAMLAR VE KURAMLAR)

Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin Ardından

Sosyoloji06 Ekim 2026 19:28

Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin Ardından

YEREL YÖNETİMLERDE KADIN PERSPEKTİFİ: KADIN DOSTU KENTLER

Sosyoloji03 Ekim 2026 05:50

YEREL YÖNETİMLERDE KADIN PERSPEKTİFİ: KADIN DOSTU KENTLER

Yoksulluk Azalıyor mu, Yer mi Değiştiriyor?

Sosyoloji03 Ekim 2026 01:01

Yoksulluk Azalıyor mu, Yer mi Değiştiriyor?

Muhaliflikten Karşıtlığa Siyasetin Sosyolojisi: Demokratik İtiraz, Siyasal Kutuplaşma ve Ortak Yaşam

Sosyoloji25 Eylül 2026 15:29

Muhaliflikten Karşıtlığa Siyasetin Sosyolojisi: Demokratik İtiraz, Siyasal Kutuplaşma ve Ortak Yaşam

Sosyoloji18 Eylül 2026 11:47

"Kabadayı”lardan “Yeni Nesil Suç Çeteleri”ne: Organize Suçun Değişen Karakteri

Skorun Arkasındaki Toplum

Sosyoloji16 Eylül 2026 10:19

Skorun Arkasındaki Toplum