
Akademikleşen Çocukluk: Sınavların Gölgesinde Büyümek
.
Çocukluk yalnızca yetişkinliğe hazırlık dönemi değil, kendi başına değer taşıyan bir yaşam evresidir. Yeni çocukluk sosyolojisi de çocukları, bugünün toplumsal aktörleri olarak ele almayı önerir (James & Prout, 2005). Bu bakış açısı, çocukların gündelik yaşamlarının yalnızca gelecekte elde edilecek kazanımlar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine işaret eder. Ancak günümüzde çocukların günlük yaşamı çoğunlukla okul başarısı, sınavlar ve gelecekteki konumu üzerine yapılandırılmaktadır. Ders saatleri, kurslar, özel dersler, ödevler ve deneme sınavlarıyla öğrenme sürelerinin genişletilmesi amaçlanırken, çocuğun okul dışındaki zamanı da eğitimsel bir kaynak olarak görülmektedir.
.
Bu durum, çocukluk zamanının geleceğe yönelik bir yatırım alanına dönüşmesi riskini beraberinde getirmektedir. Çocuğun yaptığı bir etkinlik, yalnızca o anda yaşadığı deneyim açısından değil, gelecekte sağlayacağı akademik ya da mesleki katkı üzerinden değerlendirilmeye başlanmaktadır. Böylece oyun, spor, sanat, arkadaşlık ve hatta dinlenme gibi çocukluğa özgü deneyimler bile “ne kazandırdığı” sorusuyla karşı karşıya kalabilmektedir. Çocuğun zamanı mümkün olduğunca verimli kullanılması gereken bir kaynak olarak görülmeye başladığında, çocukluğun kendine özgü zaman anlayışı da dönüşmektedir.
.
Akademikleşen çocukluk, çocukluk dönemindeki zamanın, okul başarısı, sınav performansı, beceri geliştirme ve gelecekteki sosyal konum beklentileri doğrultusunda düzenlenmesini ifade etmektedir. Çocukluğun akademikleşmesi, gündelik yaşamın eğitimsel amaçlarla yeniden düzenlenmesini ve yapılan faaliyetlerin gelecekteki başarısına katkısı üzerinden anlamlandırılmasını içerir.
.
Oysa çocukların gelişimi sadece yetişkinler tarafından planlanan ve yapılandırılan faaliyetler aracılığıyla gerçekleşmez. Serbest oyun, çocukların ilgileri doğrultusunda karar verebildikleri, akranlarıyla müzakere ettikleri ve yetişkin müdahalesinden görece bağımsız deneyimler yaşadıkları önemli bir gelişim alanıdır. Araştırmalar oyunun sosyal, duygusal, bilişsel ve fiziksel gelişim açısından önemli katkılar sağladığına dikkat çekmektedir (Ginsburg, 2007; Gray, 2011). Dolayısıyla oyun ve boş zaman, akademik öğrenmenin karşısında duran, verimsiz zaman dilimleri olarak değil, çocukluğun kendi başına değer taşıyan parçaları olarak ele alınmalıdır.
.
Akademikleşen çocukluğun bir başka boyutu da ebeveynlerin çocuklarının öğrenmesini ölçülebilir göstergeler üzerinden görme isteğidir. Bu süreçte çocuğun öğrenme düzeyinin, bilgiyi nasıl kullandığı ya da bir beceriyi hangi düzeyde geliştirdiği gibi süreçsel göstergelerle değerlendirilebileceğine ilişkin inanç zayıflamaktadır. Çocuğun başarısının ortaya konmasında doğru ve yanlış sayıları, net, puan ve sıralama gibi sayısal göstergeler daha görünür ve değerlendirilebilir hale gelmektedir. Dolayısıyla sınavlar da, çocuğun öğrenme durumunu düzenli olarak kontrol etmenin bir yolu olarak görülmektedir.
.
Oysa bir çocuğun öğrenmesini yalnızca sınav sonuçları üzerinden izlemek, öğrenmenin süreçsel ve niteliksel boyutlarını görünmez kılabilir. Merak etme, soru sorma, bir konuyla uzun süre uğraşma, hata yaparak öğrenme veya bir beceride zaman içerisinde ilerleme gibi deneyimler her zaman bir puana dönüştürülemez. Çocuk, giderek daha sık ölçülen bir performansın taşıyıcısına dönüşürken, öğrenme deneyimi ile ölçülen performans arasındaki farkın gözden kaçırılması riski de ortaya çıkmaktadır. Çünkü ölçülebilen her şey öğrenmenin tamamını temsil etmediği gibi, ölçülemeyen her şey de öğrenme açısından değersiz değildir.
.
Akademikleşen çocukluğu sorgulamak, akademik başarının değerini reddetmek anlamına gelmez. Çocukların öğrenme fırsatlarına erişmesi, akademik beceriler geliştirmesi ve eğitimde başarılı olması elbette önemlidir. Asıl mesele, akademik başarının çocukluğun diğer boyutlarını gölgede bırakıp bırakmadığıdır. Çocuğun bugününü sürekli gelecekteki başarının hazırlık aşaması olarak görmek, çocukluğu ertelenmiş bir yaşam deneyimine dönüştürebilir.
.
Çocukluk, yalnızca yetişkinliğe hazırlık süreci değildir. Çocuk aynı zamanda bugün yaşayan, deneyimleyen, oynayan, merak eden ve anlam üreten bir bireydir. Eğitim sisteminin başarısı da yalnızca çocukları sınavlara hazırlama kapasitesiyle değil, onların bugünkü yaşamlarını ne ölçüde anlamlı, dengeli ve gelişimsel olarak zengin kılabildiğiyle birlikte düşünülmelidir. Sınavların gölgesinde büyüyen çocuk için asıl mesele belki de daha fazla öğrenmek değil; öğrenmenin, oyunun ve dinlenmenin çocukluk içerisinde birlikte var olabilmesini sağlamaktır.
.
Elif GENÇTÜRK ERDEM
Eğitim Bilimleri