Prof. Dr. M. Ertuğrul UÇAR
Kategori: Sosyal Bilimler - Tarih: 24 Eylül 2026 23:07 - Okunma sayısı: 204
Bazı kavram ve olgular vardır ki insanlar özellikle uzak durur. Bu kavramlar bilimsel olarak görülmez ya da bilimsel araştırmaya uygun olmadıkları düşünülerek uzak durulurlar. Bu kavramların mistik, dinsel, teoloji ile ilgili olduğu, iyi bir şekilde sınırlandırılıp tanımının yapılamayacağı düşünülür. Karakter, meditasyon, maneviyat, azim, sebat ilk başta böyle olduğu düşünülen kavramlardır. Halbuki bu kavramlar daha sonra bilimsel olarak araştırılmış, kavramların olgusal olarak tanımları yapılmıştır. Bazı kavramlar ise dinsel ve felsefi görünüp, modasının geçtiği düşünülür; böyle bir olgunun var olup olmadığından şüphe edilir ve bilimsel olarak araştırılan kavram ile çalışılması gerektiği düşünülür. Örneğin “karakter” ile değil “kişilik” ile uğraşalım; “değer” ile değil “tutum” ile uğraşalım bilimsel olanlar bunlar şeklinde düşünülür. İrade de böyle bir kavramdır.
.
Bu satıların yazarı olan ben de irade”ye oldukça uzun bir zaman şüphe ile yaklaştım ve böyle bir olgunun olmadığı, filozof ve teologların söz ettiği bu kavramın tamamen olguya dayalı olarak sınırlarının çizilemeyeceğini düşündüm. Doktora hocam Selahiddin Öğülmüş, sanırım pandemiden hemen önce, bir konuşmamızda: “… etkili ders çalışma, madde bağımlılığı, Hiperaktivite ve dikkat eksikliğin eğitimi, obezite gibi yeme sorunları, şiddet bütün bunlar irade ile ilgili…” dedi. Selahiddin Öğülmüş, Psikoloji ve Eğitim Psikolojisi ile ilgili her zaman son derece önemli ve hassas, olgu ve noktaları görüp yakalar. Selahiddin Hocanın yönlendirmesi ile bu konu ile ilgilendiğimde Davranışçı bakış açısında bu sorunların, daha çok “Davranışları Kontrol Etme”, “Davranış Düzenleme” çerçevesinde incelendiğini gördüm. Davranışçı bakış açısına göre, etkili ders çalışma, dikkati odaklama, madde bağımlılığından kurtulma vb+ davranışların değiştirilip ortadan kaldırılması; davranışın kaldırılıp yerine yeni bir davranış yerleştirilmesi esasına dayanır. Davranışçı yaklaşıma göre bir öğrencinin çalışırken hızla dikkati dağılıyorsa, öncelikle açık somut ölçülebilir bir hedef belirlenmesi gerekir. Hedef: “ 1 saat boyunca dikkat dağılmadan başından kalkmadan ders çalışmak”. Bu hedef belirlendikten sonra hedef küçük parçalara bölünür. Normal, yani dikkat eksikliği, zihinsel engelli vb bir özelliği bulunmayan, öğrenci için bu 1 saatlik çalışma hedefi 5 ya da 10 dakikalık parçalara bölünür. Davranışçığın temel iddiası “uyarıcıyı kontrol eden davranışı kontrol eder” den hareketle ortamdaki tüm uyarıcıların kontrol edilmesi gerekir. Bu ilkeden hareketle bireyin dikkatini dağıtan uyarıcıların olduğu ortamdan, birey tamamen farklı bir ortama alınır(‘ders çalışmakla özdeşleşecek’, yer değiştirme tekniği). Bu ortamda: yalnızca ders ile ilgili uyarıcılar bulunur. Birey için önemli, gerçekten pekiştireç olan uyarıcılar tespit edilir. Yani Sinemaya gitmek mi birey için önemli, oyun oynamak mı, çikolata mı, bireyin pekiştireç olarak gördüğü, gerçek pekiştireç bulunur. Sonra 10 dakika çalışınca bu pekiştireci alır. Burada bireye kendi kendisi ile anlaşma yapması(koşullu anlaşma) -10 dakika çalışırsa kendisini ödüllendirmesi – öğretilir. Ayrıca hedefleri tamamlayınca yıldız, tik gibi bir sembolle kendini ödüllendirmesi sonra belli sayıda yıldız toplayınca gerçek ödül olan, çikolata yada sinema ile kendini ödüllendirmesi öğretilir(jeton biriktirme tekniği). Ayrıca birey 10 tane yıldız biriktirip kendini sinema ile ödüllendirecekse, 6 yıldız biriktirip yedinci gün çalışmadığında biriktiği yıldızlardan birini silmesi ve gerçek ödülle ulaşması için bu eksikliklerini tamamlaması kendine öğretilir(tepkinin bedeli). Bu koşullu anlaşma, jeton biriktirme, ve tepkinin bedelinin birlikte uygulanması ve tekniklerinin başka davranışlarda da sürekli uygulanması; öz kontrol için çok önemlidir. Çünkü hedef davranışı ( 1 saat boyunca ders çalışmayı) öğretmesinin yanında aynı zamanda bu teknikler: ihtiyaçlarını ertelemeyi ( gerçek ödüle ulaşıncaya kadar 10 tane yıldız toplayacak o süre boyunca bekleyecek) ve düzenli olmayı da öğretmektedir. Burada tabi davranışçılığın eşik, karşıt koşullanma ve bir sürü geliştiği davranış değiştirme tekniklerini de kullanarak uygulamayı çeşitlendirmek mümkündür. Davranışçı yöntem ve teknikler son derece iyi yapılandırılmış, deney ve gözlemler ile desteklenmiş, uygulanması ve sonuçlarının değerlendirilmesi kolay yöntem ve tekniklerdir. Ancak davranışçılık “irade” diye bir olgunun varlığını kabul etmemektedir, bir davranışçı muhtemelen iradeyi bilim dışı, ruhçu ya da gözlenemeyecek kadar aşırı genel bir kavram olarak değerlendirirdi. Davranışçılık için, istenmeyen davranışı ortadan kaldırmak yerine istenen davranışı koymak esastır. Bunun içinde davranışı en küçük parçalara bölmek, adım adım davranışı ortadan kaldırmak ve yeni davranışı adım adım kazandırmak için ayrıntılı bir davranış değiştirme planı ya da programı yapılır. Burada önemli olan içinde bulunulan çevre ve o çevrenin kontrol edilerek davranışın değiştirilmesidir. Amaç yeni davranışın sürekli otomatik yapılır hale gelmesi yani alışkanlık haline gelmesidir.
.
Davranışçı yaklaşımı geliştiren Bandura, Sosyal öğrenme Kuramında: Özdüzenleme ya da davranışları düzenleme kavramını kullanıp, bu olguyu ayrıntılı olarak incelemektedir. Bandura kendisini davranışçı olarak nitelendirmesine karşın; bellek, bellekte bilgilerin tekrar edilip yeniden üretilmesi gibi zihinsel süreçleri de vurgulayarak kuramında, davranışçılık ve bilişsel yaklaşımın birleştirmiştir. Zaten bu nedenle kuram, Sosyal Bilişsel Öğrenme kuramı olarak ta adlandırılmaktadır. Bandura Öz düzenlemeyi: bir birey, bir modelin davranışını gözlemledikten sonra, o modelin davranışını alıp kendisi yaparken adım adım davranışlarını modelin davranışlarına benzeyinceye kadar düzeltmesi olarak tanımlamıştır. Burada kaşımıza: bireyin kendi davranışlarını gözlemlemesi, kendi davranışlarını modelin davranışları ile karşılaştırarak adım adım düzeltmesi ya da değiştirmesi, davranışının ne kadar doğru ne kadar yanlış yaptığına ilişkin değerlendirmeler(özyargılama) yapması gibi süreçler çıkmamaktadır. İster bir öğrencinin, öğretmeninin pergel ile daire çizme davranışı ister karmaşık bir dans ya da jimnastik hareketini yapma davranışında olsun, öz düzenlemede: bütün bunları(kendini gözleme, davranışı değiştirme, kendini yargılama) yapmak demek aynı zamanda kendi kendine öğrenme sürecini gerçekleştirmektir. Nitekim daha sonra Meichenbaum(1977) Bandura ve Vygostky’in bulgu ve görüşlerini birleştirerek “kendi kendine öğretim “ medotunu geliştirmiştir. Sosyal Bilişsel kuram, modelden öğrenmeyi öncelikle ele aldığı için, uzun vadeli haz için kısa vadeli hazdan vazgeçmek, hazzı ertelemek, kendi kendini güdülemek, hedef belirleyip hedef doğrultusunda çalışmak, geçmiş ve şu anki davranışlarını karşılaştırarak öz yansıtma yapmak gibi kendini kontrol etme ile ilgili yeni öğeler ortaya koymuştur. Örneğin bir beyin cerrahını yada olimpiyatlarda altın madalya alan bir jimnastikçiyi model alan bir kişi, bütün bunları yapmak zorundadır. Bütün bunlar bireyin, davranışlarını kontrol etmesinin yanında, duygularını düzenleyip duygusal kontrol sağlamasını da gerektirmektedir. Sosyal Bilişsel Öğrenme, davranışları kontrol etme ve duygu düzenleme üzerine yeni açılımlar yapsa da sonuçta içinde bulunulan çevre aşırı vurgu yapmaktadır. Bu kuramda da irade olgusu yok sayılıp öz kontrol ve öz düzenleme üzerinden inceleme yapılmaktadır.
.
Özkontrol, Freud ve Psikanalitik gelenekte tamamen farklı bir şekilde ele alınmaktadır. Freud kişiliği ıd ego ve süper ego olarak üçe bölmekte ve kişiliği harekete geçiren enerjilerden (cinsellik, saldırganlık,yaşam enerjileri) söz etmektedir. Freud’a göre davranışlar, duygular, düşünceler üzerinde kontrolü sağlayan ego’dur. Ancak Freud’ta enerji farklı kişilik mekanizmaları olan ıd, ego, süperego tarafından kullanılsa da, enerji id’deki cinsellik ve saldırganlıktan gelmektedir. Bu yaklaşımda irade yada öz kontrol açık bir şekilde geçmeyip ego ve onun davranışları düzenleme biçimleri üzerinde durulmaktadır.
.
Roy Baumeister’in “İrade Gücü” kitabını okuduğumda oldukça şaşırdım. Öncelikle İrade gücü kavramın, ortaçağa ait değil sanayi devrimi ile ortaya çıkan bir kavram olması başlı başına şaşırtıcı bir durumdur. Ortaçağda önemli olan: bir Hıristiyan cemaatinin parçası olmak ve Hıristiyanlığın ritüellerini yerini getirmek yeterli imiş, irade diye extra özel bir güce gerek duyulmuyor. Zaten ortaçağda insanı ayartacak/ baştan çıkaracak, çok fazla uyarıcı ya da durum da yok. Köylerde en fazla tarlada çalışmak yerine boş boş oturmak ya da gezmek; belli yiyecekler ve cinsellik dışında insanı ayartacak bir şey yok. Dolayısı ile bir dini topluluğun paçası olup onun ritüellerini yerine getirmek yeterli görülüyor. Baumeister’in aktardığına göre irade ve irade gücü, sanayi devrimi ile beraber ortaya çıkan bir kavram. Sanayi devrimi ile büyüyen şehirler, yeni iş olanakları, bir sürü faklı ürünle beraber, insanları ayartacak bir sürü uyarıcı ve durum ortaya çıkıyor. Öte yandan bütün bunlara direnip iş yerinde fabrikalarda tamamen düzenli bir şekilde uzun saatler boyuncunca çalışmak gerekiyor. İşte bütün bu ayartmalara direnmeyi ve hazzı erteleyip uzun saatler boyunca çalışmayı sağlayan bir güç arayışı çıkıyor:irade gücü. Sanayi devriminde, nasıl ki makineleri çalıştıran buhar enerjisi varsa, insanları ayartıcılar karşısında tutan; önce uzun eğitim süreci sonra iş yerlerinde düzenli bir biçimde saatlerce çalışmasını sağlayan bir güç olduğunu, bununda irade gücü olduğunu varsaymaya başlıyorlarlar. Bu konuda 19.yüzyılın sonunda bir sürü kavramsal analiz düzeyinde kitaplar yazılmış hatta insanın hayvanlardan ayırt edici özelliği olarak “irade” görülmeye başlamış. Okulda iş yerinde başarılı olmak, uzun süre çalışmak, sanayi toplumunu kariyer olanaklarında başarılı olmak, olumlu sosyal ilişkiler kurma(ki sanayi toplumunun dev şehirlerinde bu çok zor), madde bağımlığı, suça yönelmeden uzak durup, bir işte çalışmak, sağlıklı olmak vb hep irade gücü ile ilişkilendirilmiş. İrade kavramının gözden düşüp ortadan kalkmasına yol açan ise Hitler olmuş. Hitller’in kampanyasının adı “İradenin Zaferi”; Naziler irade, irade gücü kavramlarını kendi politik amaç ve propagandalarında sıklıkla kullanınca, 19 yüzyılın bu temel kavramı, uzak durulmaya adı anılmamaya, varlığına şüphe ile bakılan kavram haline gelmiş.
.
Baumeister’in Ego Tükenmişliği deneyine kadar irade konusu psikoloji alanında araştırılmayan uzak durulan bir yapı iken özdenetim, öz kontrol üzerinde yoğun olarak çalışılan konulardandır. Pozitif Psikolojiye göre, öz kontrol temel karakter güçlerinden birisidir. Ancak Baumeister’in çalışmaları iradenin deneysel olarak incelenebileceğini göstermiştir. Turp Deneyinde aç olan öğrenciler yeni pişmiş güzel kokan çikolatalı kurabiyeler ve turpun olduğu odaya alınmışlar. Bir süre bekledikten sonra kura sonucuna göre bir kısmına yalnızca turp yemelerine, diğerlerine çikolatalı kurabiye izin verilmiş. Odada turp yiyecek olan öğrenciler, yalnızca trup yiyip çikolata için kendilerini tuttuktan sonra başka bir odaya alımışlar ve bulmaca çözmeleri istenmiş. Turp yiyen öğrenciler hemen pes ederken çikolatalı kurabiye yiyen öğrenciler uzun süre bulmaca çözmişler. Baumeister bu durumu yani turp yiyenlerin hemen pes etmelerinin nedenini: bu öğrencilerin çikolatalı kurabiye yememek için kendileri tutarken irade enerjilerinin tükenmesi ve daha sonra bulmaca çözümü için enerjilerinin kalmaması ile açıklıyor ve bu olguyu Freud’a saygı ifadesi olarak “ego tüknemişliği” olarak kavramsallaştırıyor. Çikolatalı kurabiye yiyen öğrenciler uzun süre bulmaca çözüyorlar çünkü daha önce enerjilerini tüketmiş değiller.
.
Baumeister, bu deney ve daha sonra bu olguyu incelemek için yaptığı deneylerden hareketle: irade sınırlı bir enerjidir ve kullanılınca tükenir sonucuna ulaşır. İradenin sınırlı bir enerji olduğu için bir alandaki cazibe yada ayartmaya karşı direnmek için kullanılınca tükendiğini(örneğin şeker yememek için), daha sonra başka bir cazibe ile (örneğin çalışmak yerine boş boş oturmak yada internete bakmak gibi) bu cazibeye direnmek için bireyin enerji yada gücü kalmamaktadır. Bir şeyi yapmamak için direnmek ya da bir cazibeye karşı koymak iradenin enerjisini tüketmektedir. Buna göre diyet yapan ya da sigarayı bırakan bir kişi, irade enerjisini diyet yapmak ya da sigara içmemek için kullanıp tüketecek, uzun süreli bir çalışma etkinliği için enerjisi kalmadığında işi hemen bırakıp boş boş vakit geçirecektir. Bu durum tabi her yerde karşımıza çıkacaktır. Dikkat gerektiren ya da stresli bir işte çalışan bir kişi irade gücünü burada harcayacak evde sakin kalmak için enerjisi kalmayacaktır.
.
İrade, her ne kadar kullandıkça enerjisi tükenen bir yapı olsa da Baumeister’a göre irade bir kas gibi çalışarak güçlendirilen bir yapıdır. Baumeister, iradeyi güçlendirmek için bazı önerilerde bulunmaktadır:
.
Ego tükenmişliği yada irada gücünü tüketen şeyler öncelikle bireyin, biyolojik olarak rahat olmamasıdır. Bu durumda birey biyolojik yapıya enerjiyi harcayacağı için diğer işler için irade gücü kalmamaktadır. Bu nedenle birey sağlıklı ve düzenli bir biçimde beslenmelidir. Ayrıca iyi bir şekilde uyumalı ve dinlenmelidir.
.
Bu biyolojik rahatlık sağlandıktan sonra iradeyi geliştirmek için öncelikle plan yapmalı uzun ve kısa vadeli hedefler ortaya koymalıdır. Bu uzun vadeli hedefler ve bunlara ulaşmak için ortaya konan hedefler, bireyde düzen duygusu yaratıp iradesini güçlendirir.
.
Aynı anda birden çok işle uğraşmak iradeyi hızlı bir şekilde tüketeceğinden tek bir işe odaklanılmalı işler sıraya konulmalıdır.
.
Yapılacak işler yazılarak, bir bakıma kendi kendisi ile birey sözleşme yapmalıdır. Bu durum bireyin işe bağlanması ve zamanla iradesinin güçlenmesine yol açar. Bu plan ve sözleşme başka bir kişi ile de paylaşmalıdır. Başka bir kişi ile paylaşmanın getirdiği sorumluluk nedeni ile irade zamanla güçlenir.
.
Yapılacak işler küçük parçalara bölünmeli bu iş parçaları başarılınca birey kendine ödüller vermelidir. Bu da iradeyi zamanla güçlendirir.
.
Birey kendini gözlemleme alışkanlığı kazanmalı bir işi ne kadar zamanda yapıyor, bir dürtüye ne kadar direniyor ayrıntılı bir biçimde bunlar hakkında farkındalık kazanmalıdır. Kendisi hakkındaki farkındalık iradeyi güçlendirmektedir.
.
Bazı davranışlar enerji harcaması için alışkanlık haline getirilmelidir. Alışkanlık haline gelince enerji harcamazlar. Düzenli yemek yeme alışkanlığı, odanı ve eşyalarını toplama, spor yapma, belli saatlerde çalışmak gibi davranışlar alışkanlık haline gelirse enerji harcamazlar ve iradeyi güçlendirirler.

01 Ekim 2026 09:39

01 Ekim 2026 21:23

01 Ekim 2026 20:39