Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

İçinde Bulunduğumuz Tehlikeler

Haydar Uzunyayla

Kategori: Sosyoloji - Tarih: 09 Ağustos 2026 13:57 - Okunma sayısı: 412

İçinde Bulunduğumuz Tehlikeler

Çağımızda Yunus Emrevari bir uğraş içinde olmak, oldukça zordur. 40 yıl boyunca dergaha eğrisiz, hilesiz hurdasız odun taşımak, bugünlerde muhtemelen pek muteber sayılmaz. Hatta ileri ölçüde saflık olarak görülebilir ve aramızdan hiç kimse de böyle bir işi üstlenmek istemez…

Hedefe varmanın anlamı ve yolları değişti. Daha süzülmüş bir ifadeyle dünyamız, Yunus Emre’nin “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm…” dediği dünya değildir artık.

Gündemimizin büyük bölümünde savaşlar, hak ihlalleri, despot sistemler, zorbalık, yoksulluk, yolsuzluk, geleceği öngörememek, belirsizlik ve benzeri bir yığın şey yer almaktadır. Ve politikacılar… Allahın belası politikacılar… (Politikacılarla baş edemiyoruz. Onların kışkırtma, ayrıştırma ve ikiyüzlü kişiliklerinin üstesinden gelemiyoruz. (Aslında bu konularda akla yatkın girişimlerimiz var ama ayaktakımının ve sahiplerinin kavrama düzeylerini yükseltemiyoruz bir türlü. Oyun sahasında oynanan oyunlarda tecrübeli bir-iki “muhteris ve yıkıcı,” gidişatı önceden en ince ayrıntısına kadar tasarlayarak, olacaklara ya da olması gerekenlere yön vererek bizi saf dışı bırakabiliyorlar. Hepsi işbirliği içinde -devlet, cemaat, bürokrasi, kurum ve kurumlar, mafya benzeri asalak baskıcı gruplar, yasa, gelenek kutsiyet, etnisite, mülk ve ideoloji kavramlarını harmanlayıp, kendilerine göre bir yapı ortaya çıkardıklarında, bizler de doğal olarak değersiz ve hükümsüz kalıyoruz…)

Konuya, birbirleriyle sıkı sıkıya bağlı belli başlıklarla devam edelim:

-Ekosistem, insanın insanı, insanın öteki organizmaları yok edeceği bir geleceğe ilerliyor… Artan nüfus, gelir düzeyi eşitsizliği, orantısız katlanan kişisel zenginlik, mevcut ahlak-sözleşme ve yasalardaki yapısal sorunlar, zarar verilen doğa, pandemiler, yeni nesillerin gelecek endişesi, açlık, iklim, temiz suya ulaşamama ve benzeri şeylerin yarattığı tehlikeleri gizleyemeyiz. Birbirlerini destekleyen bütün bu gelişmeler bize geleceğimiz hakkında önemli ipuçları veriyor.

-Silahlanma en önemli yatırım olarak öne çıkıyor günümüzde. Gıdadan, beslenmeden, barınmadan daha önceliklidir bir alandır ve işin tuhaf yanı bu vahşet avantaj olarak kabul görüyor. Güç, gösteriş, şöhret, ölçüsüz sahip olma, baskı ve egemenlik avantaj olarak sunuluyor. (İzninizle burada arayıp girip şu soruyu sormak istiyorum: Benim sahip olduğum ama komşumun sahip olmadığı şeyi, avantaj olarak görmek hangi güdünün sonucudur?

-Genel öğretilerimiz; ahlak, eğitim, aile, yönetim anlayışımız vb. öğretilmiş-öğrenilmiş kaos teorileriyle düzenleniyor. Sahtekar sahtekara, katil katile, ipsiz ipsize, hırsız hırsıza kaldıraç oluyor… Cemaatçi cemaati, devletçi devleti davet ediyor… Cehalet cehaleti örgütlüyor ve bu silsile her defasında yeni kaoslar üreterek devam ediyor.

-Ekonomik faaliyetler ranta dayalı hale geldi. (Çalışmadan kazanmak)… Dünyanın herhangi bir borsasındaki güçlü hisse dalgalanmalarında, anlık uyarı sistemi ile serbest piyasanın fırsatçıları bir anda birbirlerini destekleyip zenginleşiyorlar… İmar, ruhsat, komisyon, ihale, tefecilik, siyaset, cemaat-mafya bileşenlerinin bu “pek maharetli” lobi girişimleri karşısında bize de çok zaman donup kalmak düşüyor…(Ostim sanayide çalışan işçi ile Kığılı köylünün olup bitenden haberi olmuyor zaten) ve bu durum bize şunu kanıtlıyor: En sinsi, en fırsatçı insanlık şekillenmesine hazırlık yapıyoruz… “Serbest piyasa ekonomisi, hür teşebbüs…” gibi fırsatçı sistem aslında onun sahibini, “kudretli ağabeyi” koruyan, onun yararına bir piyasadır… Her ne kadar sistem ilk başta bize, kendi malımızı, evimizi istediğimiz fiyatta satmak veya almak konusunda cazibeli görünse de, bu dolaşım esas olarak onun düzenleyici sahibine hizmet etme tuzağına düşmekten başka bir şey değildir… Şirketlere, onların muazzam arzularına araç oluyoruz.

-Mercimek büyüklüğünde minyatürleşmiş aygıtlar, yaşamımızda son derece etkili olmaya başladı. Sosyal ilişkilerimizi, uykumuzu, uyanıklığımızı, ekonomik ve siyasi konumumuz dahil birçok gizlimizi, zaafımızı, direncimizi ve gücümüzü haritalandırarak sürekli gözetim altında tutmak, hayatımızı tamamen görünür hale getirdi. Özel ilişkilerimiz, özel yaşam alanlarımız “kamu yararı” denilerek çiğnenebiliyor. Ve bunlar daha da artacak… Özgürlüklerimiz daha da kısıtlanacak… (Söz konusu uygulama, tecavüzcüyü, hırsızı, katili, arsızı tespit etme yönüyle iyi olurken, diğer yandan hükümran, kötü niyetli, gözetlemeci “büyük ağabeyi” meşrulaştırıyor. Devlet tiranlığı pekişiyor…

-Şehir merkezlerimiz, sahillerimiz, ormanlarımız ve ovalarımız üretmeyen yetişkin şehirlilerle dolu… Daha vahimi masa başında uyduruk bürokratik görevler diz boyu. Yargıda, güvenlikte, eğitimde, politikada ve daha başka yerlerde gerçek birer üretici olmaktan uzak unsurları her yerde görmek mümkün.

-Fiziksel ve psikolojik sorunlarımız artıyor. Daha çok savaş, daha çok kaygı, daha çok rekabet, daha çok yarışma, daha çok mutsuzluk içinde boğuluyoruz. Gıda kaynaklarımız kimyasal takviyelerle veya genetik müdahalelerle çoğaltılıyor.

-Bilgi, eğitim, ifade, iş bulma, geleceğe dair umut, kişisel hak ve özgürlükler arasındaki fark, üsttekilerin lehine hızla açılmaktadır. Söz gelimi ülkemizde bugün okullaşma oranı neredeyse yüzde yüz oranında ama eğitim, bilgi ve kalite parası olandan veya üsttekilerden yana artmaktadır…

Ve ne yazık ki bütün bu olup bitenlere karşı bizim de duyarlılığımız azalmaktadır. Hayatı anlama becerimiz çok yavaş ilerliyor ya da hiç ilerlemiyor.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Sosyoloji Yazıları
Hamit Ölçer

Sosyoloji 03 Ağustos 2026

Hamit Ölçer