Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

MEB’in Görmediği Sermaye: Doktoralı Öğretmen

Prof. Dr. TUNCAY AKÇADAĞ

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 31 Aralık 2025 11:21 - Okunma sayısı: 5.265

MEB’in Görmediği Sermaye: Doktoralı Öğretmen

Danışmanlık yaptığım okullardan birinde, doktora eğitimini tamamlamış ama hâlâ öğretmen olarak görev yapan bir meslektaşımla kısa bir sohbet etmiştim. Heyecanla şunu söyledi: Bilgisini ve deneyimini paylaşmak istiyor; ama bunun okulda bir karşılığı olmadığını düşünüyor. Ciddiye alınmadığını, bu durumun moralini ve motivasyonunu düşürdüğünü, giderek üzüldüğünü… Sonunda da “Ne yapmalıyım?” diye sordu.

O an ona şunu önerdim: “Sessiz kal. Ama yalnızca susmak için değil; bilgin ve deneyimin gerçekten ihtiyaç olduğunda konuşmak için… Talep geldiğinde katkı sun.” Bu öneri onu durdurdu. Bir an düşündü, sanki yeni bir şey fark etmiş gibi “Evet ya…” dedi. Ardından da içini çekip ekledi: “Hocam, çok zor ya…”

Gerçekten de zor. Daha iyi yolları bileceksiniz; yapılan yanlışları göreceksiniz, gerekçelendireceksiniz; doğrusu için içinizde bir şey yanıp duracak… Ama çoğu zaman görünmez olacaksınız. Örgütsel yaşamda bundan daha yıpratıcı bir duygu var mı? Kendi kendinize “Abartıyor muyum?” diye sorarsınız. Fakat değil. Çünkü bu sadece bir kişinin hikâyesi değil. MEB’de görev yapan ve potansiyeli neredeyse hiç değerlendirilmeyen doktoralı öğretmenlerin önemli bir kısmı benzer bir duyguya temas ediyor.

Peki bu insanlar ne yapmış? Okumuşlar. Kendi imkânlarıyla; bin bir zorluğun içinden geçerek; engellere takıla takıla; yılmadan, bıkmadan hedeflerine yürümüşler ve başarmışlar.

Şimdi kendinize şu soruyu sorun: Kendi iş yeriniz olsa, verim alabileceğiniz en donanımlı insanları “doğru çalıştırmama”, hatta zamanla “değersizleştirme” yolunu seçer misiniz? Hiç sanmıyorum. Çünkü bu, açıkça bir kayıptır. Gelişmiş örgütler tam tersini yapar: Yetkin insanı arar, bulur, tutar; örgüt içinde anlamlı roller vererek onu kurumsal kapasiteye dönüştürür. Hatta kimi zaman, o kişi ayrılmasın diye örgütünü daha cazip hâle getirir.

Gelelim bizdeki tabloya…

Doktoralı bir öğretmen okula geldiğinde, öğretmenler çoğu kez hemen yakınlaşmaz; önce bir “ölçme-biçme” başlar: “Bilgiçlik taslayacak mı?” Bazen içten içe özenenler çıkar: “Ne güzel doktora yapmış.” Zamanla ilişkiler kurulur. Öğretmenler genellikle iyi niyetlidir; adalet duygusu güçlüdür; mağduru korumaya çalışırlar.

Okul yönetimi ise çoğu zaman daha temkinlidir. Dille “kıymetli” mesajı verilir; ama pratikte doktoralı öğretmen, gerektiğinde “kullanılacak bir kaynak” gibi bir köşeye çekilir. Günlük işleyişte rolü değişmez; yetkinliği örgütsel süreçlere yansımaz. Bu da zamanla normalleşir: Doktoralı olmanın iş yaşamında bir fark yaratmadığı düşüncesi, okulun sessiz kabullerinden birine dönüşür.

Peki kapılar ne zaman çalınır?

Genellikle “acil servis” ihtiyacı doğduğunda… “Hocam proje yapalım.” “Kongre varmış, bildiri sunalım.” “Şu makaleyi yazalım, bizim de adımız geçsin.” Ya da temsiliyeti yüksek komisyonlarda, toplantılarda “isim” gerektiğinde… Yani doktoralı öğretmen, çoğu kez öğrenmenin değil, temsilin ve vitrin işlerinin parçası yapılır.

Oysa bu öğretmenler, yalnızca “unvan sahibi” değildir. Birçoğu veri okuryazarıdır; veriye dayalı karar alma süreçlerinde güçlü katkı sunabilir. Mesleki gelişim döngülerinin kurucu aktörü olabilir. Alanına göre öğretmenlere yol gösterebilir; okulun öğretim kültürünü besleyebilir. Kurumsal hafızanın taşıyıcısı hâline gelebilir. Öğretim liderliği rolü üstlenebilir. Bir okulun “öğrenen örgüt” olma iddiasını, kâğıttan hayata taşıyacak sac ayaklarından biri olabilir. Okullarda mesleki gelişim döngüsünün mimarı ve uygulayıcısı olarak değerlendirilebilirler. İl ve ilçe düzeyinde, hatta bakanlık düzeyinde liyakat esaslı görevlerde konumlanabilirler. Böylece yalnızca bireysel başarıları değil; kurumsal öğrenmenin üretken bir parçası hâline gelirler. Bu bir hayal değil; doğru rol, doğru süreç ve doğru kültürle mümkün.

Ne var ki MEB, öğrenen bir kurum görüntüsünden hâlâ uzak. Bu yüzden doktoralı öğretmeni çoğu yerde “süs” gibi görüyor; meseleyi kişisel gelişim etkinliğine indirgemek gibi anlaşılması zor cümleler kuruyor. Oysa gerçekten öğrenmek isteyen bir kurum, doktoralı öğretmeni “öğrenme motoru” olarak görür; süreçlerin içine alır; onu duyulur ve etkili kılar.

Geldiğimiz noktada unvanlar duvarda asılı kalıyor. Oysa öğrenen örgüt olmak, öğrenmenin yalnızca duvarlara asılmasından değil; örgütün damarlarına girmesinden geçiyor. Sonuç olarak MEB’in öğrenmeyi kurumsallaştırma kapasitesi, doktoralı öğretmeni işlevsel kılacak düzeye henüz taşınmış görünmüyor. Sorun doktoralı öğretmen değil; onu dinlemeyi öğrenemeyen yönetim refleksidir.

Yorumlar (9)
Gökçen Daş Darıcı - 05 Ocak 2026 08:39
Bense doktoralı bir işsizim, diplomaların peynir ekmek gibi satılmadığı, enstitülerden değil mezun, onlara kabullerin bile Ales, Yabancı dil, lisans mezuniyet ortalaması gibi yüksek kriterlerin işlediği zamanlarda, iki farklı alanda yüksek lisans ve yüksek lisans alanlarımdan birinde doktora eğitimi aldım. Kitap hüviyetinde yayınladığım doktora tezim, TÜRK TARİH KURUMU, İSAM ve TBMM KÜTÜPHANESİnin envanterleri başta olmak üzere, önemli envantere dahil edilmiştir. Bunun haricinde uluslararası hakemli dergilerde yayınlanmış 10un üzerinde makalem mevcuttur. Tüm bu akademik başarıya rağmen Türkiye şartlarında işsizim. Akademik kadrom yok, bir eğitim kurumuna öğretmen olarak atanmış değilim, doçentlik şartlarını puan bazında sağlıyor olmama rağmen, yüksek öğretimde ders vermiş olma kriteri sebebiyle dışarıdan doçent olabilmemin önü de tamamen kapatılmış durumda. Tüm bu akademik çalışmalarıysa hiçbir özel- tüzel kişi veya kurumun destek veya yardımı olmaksızın kendi imkan ve çabamla ortaya koydum (zengin bir aileden gelmiyorum) Türkiyede doktoralı olmak ödüllendirilmiyor aksine okumuş, eğitimli insan cezalandırılıyor. Sizin tespitleriniz çok yerinde ve akılcı. Çözüm öneriniz de öyle. Sayıca az olsak da sesimizin bir şekilde duyurulmuş olması kıymetli. Kendi adıma teşekkür ederim.
Gökçen Daş Darıcı - 05 Ocak 2026 08:23
Bense doktoralı bir işsizim, diplomaların peynir ekmek gibi satılmadığı, enstitülerden değil mezun, onlara kabullerin bile Ales, Yabancı dil, lisans mezuniyet ortalaması gibi yüksek kriterlerin işlediği zamanlarda, iki farklı alanda yüksek lisans ve yüksek lisans alanlarımdan birinde doktora eğitimi aldım. Kitap hüviyetinde yayınladığım doktora tezim, TÜRK TARİH KURUMU, İSAM ve TBMM KÜTÜPHANESİnin envanterleri başta olmak üzere, önemli envantere dahil edilmiştir. Bunun haricinde uluslararası hakemli dergilerde yayınlanmış 10un üzerinde makalem mevcuttur. Tüm bu akademik başarıya rağmen Türkiye şartlarında işsizim. Akademik kadrom yok, bir eğitim kurumuna öğretmen olarak atanmış değilim, doçentlik şartlarını puan bazında sağlıyor olmama rağmen, yüksek öğretimde ders vermiş olma kriteri sebebiyle dışarıdan doçent olabilmemin önü de tamamen kapatılmış durumda. Tüm bu akademik çalışmalarıysa hiçbir özel- tüzel kişi veya kurumun destek veya yardımı olmaksızın kendi imkan ve çabamla ortaya koydum (zengin bir aileden gelmiyorum) Türkiyede doktoralı olmak ödüllendirilmiyor aksine okumuş, eğitimli insan cezalandırılıyor. Sizin tespitleriniz çok yerinde ve akılcı. Çözüm öneriniz de öyle. Sayıca az olsak da sesimizin bir şekilde duyurulmuş olması kıymetli. Kendi adıma teşekkür ederim.
Hacı Gün - 04 Ocak 2026 21:07
Yöneticilik istiyorlarsa hiçbir sınava şarta şurta mülakata gerek duymadan yönetici olarak katkı sunabilmeliler maalesef torpil adam kayırma liyakatsizlik hat safalarda
Ne gerek varmis - 04 Ocak 2026 18:22
Tez aşamasında doktora ogrencisiyim. Proje okulundan norm fazlasıyim diye resen atama adi altında bi köy okuluna sürüldüm... söyleyeceklerim bu kadar...
Ahmet Ulusoy - 02 Ocak 2026 08:02
MEB de 20 yıllık tecrübeye sahip bir öğretmenim. Farklılaştırılmış Öğretim Yaklaşımı üzerine doktora yaptım. Diğer öğretmenlerden hiç bir farkımız yok maalesef
Mustafa - 02 Ocak 2026 06:39
Hocam yazınız okudum. maalesef vaziyet tam da dediğiniz gibi bizim yaşadığımız şehirde de benim bildiğim 5 tane doktoralı öğretmen var hepsi atıl durumda MEB hazinenin farkında değil onları bir köşeye atmış maalesef
Derya Bayrak - 01 Ocak 2026 22:10
MEB’de doktoralı öğretmenlerin yaşadığı sorunun bireysel değil, yapısal bir mesele olduğunu net biçimde ortaya koyuyor bu tespit. Yetkinliğin sembolik düzeyde bırakılması, kurumların kurumsal öğrenme kapasitesini zayıflatıyor.Gelişim sağlayabilmek için bu birikimin karar ve uygulama süreçlerine gerçek anlamda dâhil edilmesiyle mümkün.
Semra öner - 01 Ocak 2026 19:32
Çok doğru bir tespit kaleminize sağlık
Adnan Işık - 01 Ocak 2026 15:16
Öğrenciye bilgisini aktarmadıktan sonra, okul için çalışmadıktan, öğrenciyi benimsemedikten sonra profesör olsa neye yarar. Siz öğretmenlik yaptınız mı, yaptıysanız başarılarınız var mı
EN SON EKLENENLER
Kitap Tanıtımı - 09 Şubat 2026 22:35

OBA

BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları