Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Eğitimde Aidiyetin Önemi

Nazmiye HAZAR

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 20 Şubat 2020 22:42 - Okunma sayısı: 737

Eğitimde Aidiyetin Önemi

Ne oldum değil; ne olacam" demeliyiz sözlerini düşündüğümüzde toplumsal var olma bilincinde aidiyet, uyum,  iyi olma, kanaat etme, öngörü sahibi bireyler yetiştirerek iyi bir geleceği de hayal edebilmemiz gerekmektedir.  İnsanlar kötü durumlarla karşılaştıklarında kendilerini zorlayan durumları tarihsel yaşam öykülerindeki geçmişlerini göz önünde bulundurarak geleceklerine yön vermektedirler. Hayatı gerçekten gerçekleriyle tadan büyüklerimizin öğütlerinde her biri birer nasihat olarak bize sunulan deneyimlerin kıymetini bilmekte “Biz kimiz? Nereye aitiz? Ne olmayı planlıyoruz?” sorularını sorgularken; yanlışlarımızı görebilecek nitelikte bir şeffaflık geliştirebilmeyi umut ederiz hep. Kanaat getirdiğimiz doğrular; ve bunun tam tersi olanlar bizi asıl biz eden özelliklerdir.    Türk Dil Kurumu’na göre; “Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeter bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum” olarak tanımlanan kanaat kelimesi hayatlarımıza yön veren bir meridyen gibi değil mi? Hatta tüm bunların içinde sürekli dilimizden düşürmediğimiz bir de  sadakat var değil mi? Sadakat içten bağlılıktı tüm sevenlerimize, ait olduğumuzu hissettiğimiz herşeye. Dostluğu içten olan samimi insanlarımız sadık mıydılar  bize bizim ölçütlerimizce? Yoksa Abdülhak Şinasi Hisar’ın dediği gibi nerede sadakat bekliyorsak orada ihanete uğruyorduk kim bilir? Sorgulamak, birazcık düşündürmek ve toplumsal sorunlarımızın temelinde var olan aidiyet, uyum, ve tabii ki iyi olma hallerimizle ilgili birazcık farkındalık geliştirmemiz gerekmiyor mu? Öyle ya;  Maslow Hiyerarşisi’de kendini gerçekleştirmek isteyen bireyin piramitte üst sıralarda olmasıyla kendini gerçekleştirme ihtiyacı gibiydi aidiyet. Temelinde ait olmak vardı ve insanı hayatta tutan temel gereksinimlerden biriydi aidiyet. Tıpkı büyük bir binanın kolonlarının binayı ayakta tutuşuyla birlikte tüm duvarların birleşmesinde birleştirici göreviyle çimento görevi üstlenmekti aidiyet. Aidiyet toprağın suya, suyun ağaca, ağacın doğaya verimliliğiydi bir döngü misali.  Sözcük olarak anlamına bakıldığında ilişkinlik, ilgi (TDK, 2018); mensubiyet, ait olma hali ( Alptekin, 2011) anlamlarında kullanıldığı görülen aidiyet, esasında bireyler arası ilişkilerin oluşturulması ve geliştirilmesi ile birlikte sürdürülebilirliğinin sağlanmasında işlevsel bir istekti. Temelde  bir insan güdüsü olarak da bilinmekte olsa da (Baumeister ve Leary,1995);  kavramsal olarak düşündüğümüzde birey ve toplum arasındaki durağan ve organik bir ait olma hali olarak algılamaması gereken de bir unsurdu.   Aidiyeti, “değer verilen bir ilişkiyi, uzun süreli sürdürme isteği” olarak tanımlamakta olan Tellefsen ve Thomas (2005: 24) aidiyette ilişkilerin sürdürülebilirliğindeki istekli olmaya etken olan değer algısının doyumuna vurgu yapmaktadırlar. Aidiyet kavramı ile ilgili kişinin kendini ne olarak konumlandırdığı ve anlamlandırdığı oldukça önemlidir. Bunların yanı sıra birey çevresindeki  insanlara, nesnelere, mekânlara, komşuluk ilişkilerine, kültürlere, siyasete, çeşitli sosyal tabakalara, etnik gruplara dayalı olarak da aidiyetini  oluşturmaktadır.  Aidiyeti akışkan bir kavram olarak değerlendirdiğimizde bireylere kimi zaman benzer bir çerçeve içinde bütünleştirip benzeştikleri ile buluşmayı sağlarken, bazen de bir turnusol kâğıdı görevini yaparak bireyi  “öteki” lerden ayırabilmektedir.  Dolayısıyla bu farklı rolleri ile aidiyet bireyin kimliğini inşa etmesine  “Ben kimim?” sorusu kadar “Ben kim değilim?” sorusuna da önem vermesini sağlatan güçtür de.  Başta iş yerleriniz ve kendinizle bütünleştirdiklerinizle birlikte bazen herkesten soyutlandığınız ve kimi zaman öteki konumunda olduğunuzu hissettiğiniz durumların kafanızda canlandığı anlar mutlaka olmuştur.   Bazen sizin kurum içerisinde örtüştüğünüz değerleriniz olduğu kadar ve zıtlaştığınız durumlarda da yaşanabilmektedir değil mi?  İşte bu düşüncelerin aklımıza yer edinince ne yazık ki öteki kurgusunun da desteklendiğini söyleyebilmeliyiz.   Aidiyetin zaman bakımından bir eklemlenme, çıkarılma veya bütünleşmeye yönelik olduğu da belirtilebilmektedir. (Koçak, 2011).  Tüm bunları geniş kapsamlı düşündüğümüzde tarihte yönetenlerin daima yönettiklerini izlediklerini, gözlemledikleri ve denetledikleri gerçeğini de kabul ettiğimizde yöneticilerin mensubu oldukları gruplarda aidiyet olgusunu sağlamalarının önemli olduğu kuşkusuz önemlidir.  Geniş  bir perspektif içeriğinde alan yazın incelemesi neticesinde aidiyetin içinde olduğu bazı alanlar olduğunu belirtmemizde fayda var:

1.Yetişkinler arası ilişkiler (Hazan ve Shaver, 1994),

2.Sosyal ilişkiler (Weiss, 1988),

3.Çok kültürlülük (Kılıçoğlu,2014),

4.Kentsel dönüşüm (Deringöz, 2017),

5.Yerel mutfaklar (Bezirgan ve Koç,2014),

6.Örgütsel vatandaşlık (Akdoğan ve Köksal, 2014),

7.Tüketici davranışları (Kadıoğlu,2013) vb. konularının aidiyet kavramı içinde ele alındığı görülmektedir. Aidiyetin alt boyutlarına baktığımızda  “bağlılık” ve “kimlik” kavramlarının ön plana çıktığını görmekte oluruz.  Aidiyet devletin varlık ve bütünlüğünü yürütebilmesinde, örgütlerin sürekliliklerini sağlayabilmelerinde, kurumlarda iş birliği ve dayanışmanın sağlanmasının yanı sıra toplumun bütünleşmesinde, aile kavramının anlamlandırılmasında, dostluklar, arkadaşlıklar ve ilişkilerin insani değerlerle geliştirilmesinde dünyanın insanlığa “olmazsa olmaz” olarak sunduğu bir olgu. Bu nedenle aidiyetin çocukluktan başladığını dikkate almamızda fayda vardır.  Toplumun birbiri ile uyumunda aidiyet konusunun süreçle kazandırıldığını düşünecek olur isek;  eğitim kurumlarına büyük görevler düşmektedir. Birlikte yaşama güdüsü psikoloji, sosyal psikoloji ve sosyoloji alanlarında araştırma konusu olmasıyla önemsenen bir konudur. Bireylerin toplumda diğer bireylerle sürdürdüğü  ilişkilerinde  sosyal ilişkilerini ifade etmek anlamında kullanılan “birlikte yaşamak”ta da süreklilik önem arz eder. Bireylerin zamanla birbirine bağlılıklarını arttıran bu süreklilik; bireylerin birlikte yaşayabilmesini mümkün kıldığı gibi bir takım değer ve normların da bireye kazandırılması sürecini de içermektedir.  Nitekim bu durumun toplumsallaşma adına önemli bir unsur olduğunu bilmemizde yarar var. Küreselleşmenin bir getirisi olarak dünyada göç akımını çoğaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Nitekim uyum ve aidiyet kavramlarının yeniden yorumlandığı ve tartışıldığı  günümüz dünyasında   eğitim kurumlarının bireyin temel ihtiyaçlarından biri olan uyum ve aidiyet  konusu ile ilgili  dikkatli olmaları gerekmektedir. Okulların psikolojik yaklaşımların yanı sıra sosyolojik boyutunu da dikkate alarak insan yetiştirme stratejisi geliştirmeleri gerekmektedir (Alptekin, 2011: 60) . Zaman zaman “zorunlu kültürel asimilasyonist bir süreç” olarak ele alınan uyum kavramı farklı bir biçimde konu alınabilmektedir. Hatta uyum ile ilgili uyumun yalnız ekonomik boyutuna odaklanılma durumlarından ötürü sosyokültürel boyutu göz ardı edilebilmektedir. Dolayısıyla hem uyum hem de aidiyet kavramları ile ilgili var olan belirsizliklerin yanı sıra bu konuda nitelikli veri toplanmasının zorluğu, olumsuz bazı bakış açıları, kamu politikalarının oluşturulmasında yaşanan güçlükler, yoğun ve baskın genellemelere gidilmesi, söz konusu kavramlar kapsamında uzlaşı kültürünün oluşturulamayıp tek bir perspektifle ele alınması bu kavramların tartışılmasını önemli hale getirmiştir. 

Peki “iyi olmak” neydi? Öyle ya psikoloji bilimi öncelikle insanların problemlerini çözmeye odaklanmıştı değil mi? Bu amaçla kişiliğin sağlıksız olan boyutlarına odaklanmaktaydı. Ancak zamanla bilim geliştikçe bu yapı azalmıştır (Şirin ve Ulaş, 2015). 21. yy’a ayak uydurmaya çalışırken; 20. yüzyılın postmodern psikoloji ekollerine baktığımızda, artık insanların olumlu özelliklerinin keşfedilmesi ya da geliştirilmesi veya yaygınlaştırılması da bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Hatta bilim insanları, insanı bir bütün olarak değerlendirdiğinde daha iyi hissetmesinin altında yatan değişkenleri bile araştırma çabası içine girmişlerdir (Seligman, 2002).  Bu sebeple iyi olmanın çeşitli tanımları yapıldığı gibi ve iyi olmayı etkileyen değişkenlere yönelik çeşitli görüşler de öne sürülmüştür.  Mutluluğu öznel iyi oluş kavramıyla ele alan Psikolojide öznel iyi oluş ne demekti? Öznel iyi oluş; bireylerin olumlu duygulanım, olumsuz duygulanım ve yaşam doyumu açısından kendilerini öznel olarak değerlendirmeleri anlamına gelmektedir (Deiner, 2001). Ryff (1989) ise öznel iyi oluşu, psikolojik iyi olma kavramıyla açıklamıştır. Nitekim boyut olarak bakıldığında ise; (Akt. Akın, 2008),

  1. Bireyin kendini kabul etmesi,
  2. Bireysel gelişimine dair olumlu bakışı,
  3. Aile, akran ve öğretmenleri gibi diğerleriyle nitelikli ilişkiler kurması,
  4. Çevreyi yönlendirmede etkili tutumu,
  5. Güçlü özerk karar verme özelliği ve
  6. Olumlu yaşam amacının olması

bakımından 6 boyutta ele almıştır (Akt. Arslan ve Sarıcaoğlı, 2013). Ayrıca; yaşam doyumu, aile yaşamından doyum sağlama, yaşam standardı ve fiziksel sağlık, eğitim, öz saygı ve sosyal gibi birçok değişkenle iyi olma arasında ilişkiler de kurulmuştur (Akın, 2008).

Yeni doğan bebeğin anne sütünü emerken annesinin gözlerine bakarken annesine bağlanmasının ardından sosyal hayata dâhil olan bir birey olmasıyla annesinden kopmak zorunda olması ihanet miydi?  Anneye adeta bağlıyken hatta bazen bağımlıyken bir anda bir okulla bağ kuruyordu birey. Yaş ilerledikçe bir eşe, sahip olduğu mesleğe ve de hayatı her yönüyle etkileyen iş yerine de ait oluveriyordu zamanla. Aidiyet bir çeşit kişide başarılı olabilmek için gereken moleküller gibiydi.  Bilim insanları öğrencilerin akademik başarıları ile birlikte tüm gelişim alanlarındaki görevlerinin yerine getirilebilme gayretlerinde kısaca eğitimcilerin öğrencilere kazandırtmak istedikleri eğitim-öğretimin hedeflerine ulaşma durumları öğrencilerin okula dair hissettikleri aidiyet duygusu ile yakından ilgiliydi. Bu nedenle aidiyet konusu ile ilgili son yıllarda pek çok araştırmacının araştırmalarında yer verdikleri konular arasında da yer almaktadır (Alkan, 2016). Peki;  okula aidiyet duygusu neydi?  Okulda çalışanların kuruma olan aidiyetindeki gibi öğrencilerin okula olan aidiyet durumları önemsiz olabilir miydi? Tabii ki bu sorunun cevabı” hayır” olabilmeliydi. Öğrenciler de tıpkı çalışanlarda olduğu gibi okuldaki diğer kişilerden ne düzeyde onay alıp almadıkları ya da kendilerine ne kadar saygı duyulduğuna, ya da etkinliklere ne miktarda dâhil edildiğine veya desteklendiğine dönük kişisel duygularını ifade etmektedir. Okula aidiyetle ilgili öğrencilerin akademik başarı ve performanslarının yanı sıra bu başarı ve performansın isteklendirme ve öz yeterlilikleri ile de ele alınmaktadır (Goodenow ve Grady, 1993; Roeser, Midgley ve Urdan, 1996). Enteresan ki, okula aidiyet duygusunun hangi değişkenlerden etkilendiğini gösteren yeterli çalışmanın mevcut olmadığını araştırmaların yetersizliğinden görebilmekteyiz. Her ne kadar öğrencilerin akademik başarıları ve edindikleri başarıların kaynakları ile ilgili bir takım çalışmalar olsa da literatürde öğrencilerin “sosyal iyi oluşları”nın da akademik ya da bilişsel durumları kadar önemli olduğuna vurgular yapılmaktadır. Araştırmacılar öğrencilerin iyi oluşları ile ilgili öğrencilerin edindikleri eğitim çıktılarına etkileri boyutunda incelemeler de yapılmıştır (Gutman ve Vorhaus, 2012). Ancak Türkiye ve KKTC’deki öğrenciler üzerine bu ve benzer alanda yapılan çalışmaların yok denecek kadar az oluşu büyük bir eksikliktir (Sarı, 2013). Örnek vermek gerekirse; öğrencilerin ergenlik dönemine denk gelen 15 yaş dönemi, öğrencilerin iyi oluş durumlarını incelemek için önemli bir dönemdir. Hatta bu dönemi süreç olarak değerlendirdiğimize;  ön ergenlik dönemindeki ilkokul son sınıf öğrencileri için de oldukça önemlidir. Bu yaş dönemindeki öğrenciler vakitlerinin büyük bir yoğunluğunu okulda arkadaş ve öğretmenleriyle geçirmektedirler. Dolayısıyla okula aidiyet geliştirecek olan çocuğun akranları ile etkileşimlerinin olması doğal bir görüntü iken,  öğrencilerin öğretmenleri ile  olan ilişkilerinin de okula aidiyet duygusunu geliştirdiği ve değiştirdiğini söyleyebiliriz (Özdemir ve Sağkal, 2016).  Bu tip durumlara bağlı olarak,  meslek sahibi olup mesleğini sevmeyen ve kendini iş yerine ait hissetmeyen insanların varlığının çoğaldığı günümüzde öğrencilerimizin gelecek yaşamları için seçecek oldukları mesleklerin yanı sıra kariyer yaşamlarındaki başarı durumları onların toplumsal rollerine de etki edeceğinden eğitimcilerin ve eğitim programcılarının bu hassas durumları dikkate almalarında fayda var. Bunun sağlanabilmesinde de elbette rol model olacak öğretmenler ve okul liderlerinin davranış modellerinde ihtiyaca uygunlukların varlıkları olmalı. Kurumunuzu sevdiğinizi ifade edip; kurum çıkarlarında çalışanların yokluğunda görevinizin dışındaki rollere bürünebilmek alan uzmanlığını biliyor olduğunuz halde sahayı boş bırakmamayı gerektirecektir kim bilir. Aidiyet vicdanen okulun temizlik görevlilerinin görevlerinin okulu temizlemek olduğunu bildiğiniz halde, öğretmen olarak sınıfınızı temiz ve tertipli olarak kullanmaya özen göstermenizdir. Hatta bunu sizden öğrenen öğrencilerinizin de yere düşen çöpü kendileri atmasa da, ya da o değilse de bir temizlikçinin alacağını bildiği halde; yerdeki çöpü yerden alıp çöpe atabilen öğrencilere kadar uzanır gider. Bu nedenle en başta belirttiğimiz gibi;  ne oldum delisi olmak yerine;  ne olacam delisi olmak ardımızdan gelecek olan nesillere iyi bir gelecek ve dünya sunmayı amaçlamalı. Evrende her şeyin bir sebep ve sonuç ilişkisi olduğunu biliyor isek; yaşadıklarımızın rastlantısal- tesadüfü şeyler olmadığını düşünebilmek zorundayız. Çükü her toplum esasında layık olduklarıyla yaşatır kendini. Eğitimde aidiyet yoksunluğunun sadece çalışanlara endeksli düşünülmemesi gerektiğini, temelde ailelerle birlikte öğrencilerin de bir sorunu olduğunu, toplumun temeline büyük ölçüde etki eden bu sorunun toplum yapısında mutsuzluk, aldatılma, aldatma, yabancılaşma, örgütsel varlıktan yoksunluk, güvensizlik hatta mahrumiyet yoksunluğu ile birlikte kalitesizliği de beraberinde getirecek büyük bir sorun olabilir.  Bu nedenle etkili okul yöneticilerinin, okul liderlerinin ve öğretmenlerinin toplum ile bütünleşerek bu duyguların kazanımı ile ilgili zeminlerin temelini sağlam yapmaları gerekmektedir.

Kaynakça

Akın, A. (2008). Psikolojik iyi olma ölçekleri (PİOÖ): Geçerlik ve güvenirlik çalışması.Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri, 8(3), 721-750.

Alkan, N. (2016). Psychological sense of university membership: An adaptation study of the  PSSM scale for Turkish university students. The Journal of Psychology 150(4), 431–449.

Alptekin, D. (2011). Toplumsal aidiyet ve gençlik: Üniversite gençliğinin aidiyeti üzerine sosyolojik bir araştırma (Doktora Tezi). Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). The need to belong: desire for interpersonal attachments as a fundamental human motivation. Psychological bulletin, 117(3), 

Bezirgan, M., & Koç, F. (2014). Yerel mutfakların destinasyona yönelik aidiyet oluşumuna etkisi: Cunda Adası örneği. Journal of International Social Research, 7(34), 917-928.

Deringöz, T. (2017). Kentsel dönüşümün kentsel aidiyet duygusu üzerindeki etkisi: Kırşehir ili örneği (Yüksek Lisans Tezi). Aksaray Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Diener, E. (2001). Subjective well-being: The science of happiness and a propos al for a national Index. American Psychologist, 55-1(17), 3443.

Goodenow, C., ve Grady, K. E. (1993).The relationship of school belonging and friends values to academic motivation among urban students. The Journal of Experimental  Education,  62(1), 60-71. Gokhale

Goodenow, C., ve Grady, K. E. (1993).The relationship of school belonging and friends' values to academic motivation among urban students. The Journal of Experimental Education, 62(1), 60-71.

Gutman, L. M. &Midgley, C. (2000). The role of protective factors in supporting the academic achievement of poor African American students during the middle school transition. Journal of Youth and Adolescence , 29 (2), 223248.

Hazan, C. & Shaver, P. (1994). Attachment as an organizational framework for research close relationships. Psychological Inquiry, 5, 1-22.

Kadıoğlu, Z. K. (2013).  Kitle iletişim araçlarının şekillendirdiği sosyal kimlikler ve aidiyet duygusu ekseninde tüketici davranışları. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi| Istanbul University Faculty of Communication Journal, (45), 101-114.

Kılıçoğlu, G. (2014). İngiltere’deki öğretmenlerin çokkültürlü öğretim yeterlikleri ile türk öğrencilerin kültürleşme tercihlerinin okula aidiyet duygusu ve akademik başarıyla ilgisi..http://openaccess.ogu.edu.tr:8080/ adresinden 18.02. 2020  tarihinde erişilmiştir. 

Özdemir, S. ve Sağkal, S.A. (2016).Ergenler için kısa okulda öznel iyi oluş ölçeği’nin türkçe’ye uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması. Ege Eğitim Dergisi,17(2), 333-350.

Roeser, R.,W., Midgley, C., ve Urdan, T., C. (1996). Perceptions of the school psychological environment and early adolescents’ psychological and behavioral functioning in school: The mediating role of goals and belonging. Journal of Educational Psychology, 88(3), 40842.

Sarı, M. (2013). Lise Öğrencilerinde Okula Aidiyet Duygusu. Anadolu University Journal of  Social Sciences, 13(1).

Sarıcaoğlu, H. ve Arslan, C. (2013). Üniversite öğrencilerinin psikolojik iyi olma düzeylerinin kişilik özellikleri ve öz-anlayış açısından incelenmesi. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri, 13(4), 2087-2104.

Seligman, M. (2002). A Eudaimonic Approach to Psychological Well-Being. Journal of Hapiness Studies, 3(3), 34-45.

Tellefsen, T. & Thomas, G. P. (2005), The antecedents and consequences of organizational and personal commitment in business service relationships, Industrial Marketing Management, 34, 23-37.

Weiss, R. S. (1988). Loss and Recovery. Journal of Social Issues, 44, 37-52.

 

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları