Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Algoritmalar Çağında Gerçek Bilgiye Ulaşma: Yanlış Bilgi Neden Bu Kadar İkna Edici?

Dr. Öğretim Üyesi Ayşegül ATALAY

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 15 Ocak 2026 21:08 - Okunma sayısı: 46

Algoritmalar Çağında Gerçek Bilgiye Ulaşma: Yanlış Bilgi Neden Bu Kadar İkna Edici?

Dijital çağda bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Ancak bilgiye bu kadar yakın olmak, onunla sağlıklı bir ilişki kurabildiğimiz anlamına gelmiyor. Sabah uyanır uyanmaz telefona uzanıyor, başlıkları hızla geçiyor ve çoğu zaman içeriğini tam olarak okumadan bilgiyi paylaşabiliyoruz. Çoğumuz için bu artık sıradan bir rutin. Peki, gördüğümüz, sık sık maruz kaldığımız ve hatta paylaştığımız o bilgilerin doğru olup olmadığını gerçekten biliyor muyuz? Gerçek şu ki bu alışkanlık, gerçekle kurduğumuz ilişkiyi giderek yüzeyselleştiriyor.

Oxford Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Reuters Institute’un dijital haber tüketimine ilişkin raporları, sosyal medyada dolaşıma giren içeriklerin önemli bir bölümünün yanıltıcı, eksik ya da bağlamından koparılmış olduğunu ortaya koymaktadır (Reuters Institute for the Study of Journalism, 2024). Yanlış bilginin yaygınlığı artık şaşırtıcı değildir; asıl dikkat çekici olan, bu tür içeriklere gösterilen yoğun ilgi ve bu bilgilerin çoğu zaman sorgulanmadan dolaşıma sokulmasıdır. Belki de daha da tehlikelisi ve sorgulanması gereken şey bu bilginin neden bu kadar ikna edici olduğudur. Çünkü biz çoğu zaman doğru bilgiye değil, duygularımıza hitap eden bilgiye inanıyoruz. Öfke, korku ve haklılık hissi uyandıran içerikler, dijital platformların algoritmaları tarafından daha görünür hâle getiriliyor. Bu durum, yanlış bilginin yalnızca bilişsel değil, aynı zamanda duygusal bir mesele olduğunu göstermektedir (Wardle & Derakhshan, 2017).

Bu noktada önemli bir kırılma yaşandığını söylemek mümkündür. Yanlış bilgi meselesi giderek bir teknoloji sorunu olmaktan çıkıp, bir insan davranışı meselesine dönüşmektedir. Ne kadar çok doğrulama aracı geliştirilirse geliştirilsin, bireyler duygularının farkında olmadan bilgi tüketmeye devam ettikçe, gerçek bilgi kırılgan kalmaktadır. UNESCO’nun medya ve bilgi okuryazarlığına ilişkin çalışmaları da bu yaklaşımı destekliyor. Bu çalışmalara göre eleştirel düşünme, yalnızca bilgiyi analiz etmekten ibaret değil; bireyin kendi duygusal tepkilerinin farkında olmasıyla anlam kazanıyor (Posetti vd., 2018).

Dünyanın bazı ülkeleri bu kırılganlığı erken yaşta ele almaya çalışmaktadır. Finlandiya bu konuda sıkça anılan, ancak çoğu zaman yüzeysel biçimde değerlendirilen bir örnektir. Finlandiya Ulusal Eğitim Ajansı’nın yaklaşımına göre medya okuryazarlığı, genç yetişkinlikte edinilmesi gereken teknik bir beceri değil; erken çocukluktan itibaren geliştirilen bilişsel ve duygusal bir yeterlik alanıdır (Finnish National Agency for Education [EDUFI]). Finlandiya’daki bu yaklaşımla amaçlanan şey çocuklara yalnızca bilgiyi sorgulama değil, bilgiyle kurdukları duygusal ilişkiyi fark etme becerisi kazandırmak olarak gözlenmektedir.

Çözümü yasaklarda değil eğitimde aramak oldukça kıymetli bir hedeftir. Ancak burada rahatsız edici bir gerçekle yüzleşmek gerekir: Yanlış bilginin bu kadar yaygın olmasının nedeni çocukların sorgulamayı bilmemesi değildir. Asıl sorun, yetişkinlerin duygularını yönetmeden bilgiyle ilişki kurmasıdır. Başka bir ifadeyle, gerçek bilgiye ulaşma krizi çocuklarla değil, yetişkinlerle başlamaktadır (Wardle & Derakhshan, 2017). Bu nedenle çözümü yalnızca sosyal medya düzenlemelerinde, yasaklarda ya da cezai yaptırımlarda aramak eksik kalacaktır. Yanlış bilgi kuşkusuz toplumsal bir tehdittir; eğitimi, sağlığı, demokrasiyi ve toplumsal barışı doğrudan etkilemektedir. Ancak bu tehdide verilecek yanıt bir güvenlik refleksi değil, bir eğitim refleksi olmalıdır.

Sonuç olarak hakikati korumak bir güvenlik meselesi değil, bir eğitim meselesidir. Algoritmaların hızına yetişmeye çalışmak yerine, bireylerin düşünme becerilerini güçlendirmek çok daha kalıcı bir çözüm sunmaktadır. Gerçekle aramız bozulduysa, onu yeniden kurmanın yolu teknolojiden değil, eğitimden geçmektedir.

Belki de artık şunu kabul etmemiz gerekiyor: Hakikat kendiliğinden güçlü değildir; onu güçlü kılan, onunla kurduğumuz bilinçli ilişkidir. Algoritmalar bize neyi göreceğimizi fısıldarken, eğitimin asıl görevi neye durup bakacağımızı öğretmektir. Yanlış bilginin bu kadar ikna edici olduğu bir çağda, hakikati savunmak yalnızca doğruyu bilmek değil; duygularımızı tanımak, tepkilerimizi yönetmek ve aceleyle değil, bilinçle düşünmeyi seçmektir. Eğer bugün hakikat zayıf görünüyorsa, bunun nedeni teknolojinin çok güçlü olması değil; eleştirel düşünmenin yeterince erken, yeterince derin ve yeterince insani biçimde öğretilmemiş olmasıdır. Bu yüzden hakikati korumak bir savunma refleksi değil, bir yetiştirme meselesidir. Ve bu mesele, algoritmaların değil, insanların geleceğini belirleyecektir.

Kaynaklar

Reuters Institute for the Study of Journalism. (2025). Digital News Report 2025. University of Oxford. https://reutersinstitute.politics.ox.ac.uk/digital-news-report/2025

Wardle, C., & Derakhshan, H. (2017). Information Disorder: Toward an interdisciplinary framework for research and policy making. Council of Europe. https://www.coe.int/en/web/freedom-expression/media/-/asset_publisher/YEeHy3W2CTWz/content/tackling-disinformation-in-the-global-media-environment-new-council-of-europe-report

Posetti, J., Ireton, C., Wardle, C., Derakhshan, H., Matthews, A., Abu-Fadil, M., Trewinnard, T., Bell, F., & Mantzarlis, A. (Eds.). (2018). Journalism, Fake News & Disinformation: Handbook for Journalism Education and Training. UNESCO. ISBN 978-92-3-100281-6.

Finnish National Agency for Education. (n.d.). Multiliteracy and media literacy: Making sense of the complex contemporary world. Finnish National Agency for Education. https://www.oph.fi/en/education-and-qualifications/multiliteracy-and-media-literacy

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları