Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Manipüle Edilmiş Rakamlar ve Keyif Kaçıran Hakikatler

Eğitimcinin ‘donanımlı, çalışkan, örnek ve aynı zamanda farkındalıklı ve ahlaklı’ olması beklenir, çünkü tüm nesli yetiştirecek anne babayı da diğer meslek gruplarını da eğitimciler yetiştirir.Ve bu, sağlıklı bir toplumun en temel şartlarından ve gösterge

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 11 Eylül 2019 21:04 - Okunma sayısı: 976

Manipüle Edilmiş Rakamlar ve Keyif Kaçıran Hakikatler

Manipüle Edilmiş Rakamlar ve Keyif Kaçıran Hakikatler

 

Eğitimcinin ‘donanımlı, çalışkan, örnek ve aynı zamanda farkındalıklı ve ahlaklı’ olması beklenir, çünkü tüm nesli yetiştirecek anne babayı da diğer meslek gruplarını da eğitimciler yetiştirir.Ve bu, sağlıklı bir toplumun en temel şartlarından ve göstergelerindendir.

Akademisyenin ‘araştıran, üreten, katkı sağlayan ve aynı zamanda mütevazı’ olması beklenir, çünkü akademisyenler araştırma konusunda özgür ve sabırlı, sorgulamada ve hakikati bulma yolunda cesur, adil, tarafsız ve bütüncül fayda anlamında da toplumsal katma değerleri yüksek grubu temsil ederler.Ve bu, sağlıklı bir toplumun olmazsa olmazlarındandır.

 

Sporcunun ‘zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklı’ olması beklenir, çünkü bütüncül sağlığa sahip bir toplum aynı zamanda ‘sağlıklı bir toplum’anlamına da gelecektir.

 

Hukukçunun ‘adil, saygılı, tarafsız ve ahlaklı’ olması beklenir ve herkes için aynı hassasiyetle işleyen bir adalet sistemi ‘sağlıklı bir toplum var etmek kadar,bireysel ve toplumsal güvenliğin muhafazasının’ arkasındaki en temel şartlardandır.

 

Sanatçının ‘sıra dışı, öncü, evrensel ve üretken’ olması beklenir ve sanat olmazsa sağlıklı bir toplumdan bahsetme şansımız da kalmaz...

 

Din adamının ‘dürüst, hoşgörülü, donanımlı ve güncel’ olması beklenir ve evet, bu da sağlıklı bir toplum yetiştirmenin en temel şartlarından, hatta birçok coğrafya için en hayati gereklerdendir, çünkü 'din' tarih boyunca toplumları şekillendirmede kullanılan en etkili enstrümanlardandır. Ve sadece bu nedenle bile her din adamının, tüm koşul ve şartlarda ‘dürüst, hoşgörülü, donanımlı ve güncel’ olması fevkalade önemlidir.

 

Peki…

 

Yüzbinlerce eğitmenimiz/öğretmenimiz,

Yüzbinlerce akademisyenimiz,

Yüzbinlerce sporcumuz,

On binlerce hukukçumuz,

On binlerce sanatçımız,

Ve on binlerce din adamımız var…

 

Yukarıdaki ortalama rakamlaraher bir kişinin ailesi, yakın çevresi ve etki alanlarıyla birlikte değerlendirdiğimizde, toplamda birkaç milyon kişinin ülkemizin bütüncül gelişimine, refahına, huzur ortamına ve ilerlemesine doğrudan katkı payı sağlıyor olması gerekir, değil mi?

 

Madem o kadar çok ‘eğitimli, gelişmiş ve iyi’ insanımız var, gözümüzün önündeki tabloyu nasıl açıklayabileceğiz.

 

Yoksa durum kağıtlarda gösterildiği gibi değil mi?

 

Bir süreliğine öyle olduğunu varsayalım ve bakalım:

 

‘Bu bahsi geçen birkaç milyon kişinin sosyal ve mesleki konumları itibariyle en az çarpı 10 kişiyi olumlu yönde etkiliyor olması gerekir. O da ülke çapında onlarca milyon kişide olumlu dönüşüm, gelişim ve ilerleme demek olur. Ve neticede ülke refahı ve toplum huzuruna büyük bir katkı sağlanmış olur…’

 

Fakat durum hiç deöyle değil...

 

Bir yerlerde kendimizi kandırıyor olabilir miyiz dostlar?

 

Neredeyse her kurumda ya da yerde kâğıtve/veya ekran üzerine yansıyan çokolumlu verilerle dolu raporlar var. Fakat aynı zamanda yüzümüzü nereye, kime dönsek bir olumsuzluk, bir şikâyet, bir huzursuzluk da var.

 

Ve bu olumsuz durumun sadece siyasetle açıklanması, suçun sadece siyasilere atılması hem imkânsız hem de kötü niyetli bir davranış olur.

Toplumda farklı bölgelerden ve sosyal sınıflardan rastgele kişileri alıp hayatlarını incelemek lazım. O incelenen parçalar, bütüne dair çok fazla veriye ulaşmamız için yeterli olacaktır…

Eğer yazımızın başında değinilen gruplara dahil olan bireyler kendilerinde olduğuna ya da olması gerektiğine inanılan özelliklere gerçekten sahip olsalar ve yaşasalar, ülkemiz huzur ve mutluluk adına örnek gösterilen ülkelerden birisi olabilirdi... 

Ama maalesef öyle değil...

Demek ki o etrafta gezinen, kurumların ‘gibi görünmek’ adına ve ironik şekilde ‘kalite’ başlığı altında yaptıkları toplantılar, eğitimler ve hazırladıkları raporlarda ifade edilen birçok husus hakikati temsil etmiyor.

Edemiyor, çünkü bir kurumun ya da bir ülkenin kalitesi, onu oluşturan bireylerin kaliteleriyle kendini gösterir. Ayrıca kâğıt ya da ekranlarda birilerinin başarılı görünmek adına, kendisini ve sorumlu olduğu birimi sorunsuz göstermek adına manipüle ettikleri o rakamların gerçeği temsil etmediğini birçoğumuz biliyoruz. Eğer o yapay muhteşemlikler hakikati temsil ediyor olsalardı, bu iyilik hali bütüne de yansıyacaktı, er ya da geç.

Ama yansımadığı apaçık ortada…

Yani sevgili dostlar, madem bütüncül bir mutsuzluk ve huzursuzluk hali mevcut, demek ki bir yerlerde görünen yüzbinlerce kayıtlı sporcunun zihinlerinde ve kalplerinde ‘zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklı’ olmak gibi bir hedefleri, bilinç ve farkındalıkları yok. Var olanların da sayıları azınlıkta kalıyor belli ki. Ve neticesinde bu yüzbinler, bütüncül anlamda ülkemize bir katkı sağlayamıyorlar.

 

Tamam madalyalar alınıyor, ödüller, unvanlar, galibiyetler ve daha nice parıltılı ifade, haklı gurur sebebi gibi gösteriliyor, ama neticede bir sporcu ‘zekayı, çevikliği ve ahlakı’ temsil etmedikçe, bir anlamı yok o rakamların...Kimse kusura bakmasın…

 

Sporcuların ellerinde sigara, sporcuların ağızlarında küfür ve hoş olmayan sözler…Tavırlar deseniz bazen utanç sebebi, birileri falancaların diğerleri de filancaların tarafı olmak gibi bir tuzağın içinde kimliksiz dolanıyorlar, birilerinin emrinde savruluyorlar bir oraya bir buraya, nefer gibi adeta… Kibir, saldırgan tutum, kabalık ve bencillik diz boyu…

 

Ama sporcumuz ulusal ve uluslararası arenada bizi temsil ediyor.

 

Hayır efendim, bir milleti, bir bayrağı, bir ülkeyi temsil, bütüncül bir iştir!

Hayatının bir yerinde olumlu, diğer bir yerinde olumsuz yaşanamaz!

Bu, en basit ifadesiyle sahtekarlıktır!

Madem sporcusun, hakkını vereceksin ve her detayınla örnek, önde ve öncü olacaksın…

 

Veya diplomaları ve eğitimleriyle atanmış yüzbinlerce öğretmen ve eğitmen için ‘donanımlı, çalışkan, örnek ve aynı zamanda farkındalıklı ve ahlaklı’ gibi sıfatları hakkıyla kullanabilseydik, mevcut eğitim çarkına dahil olan her bir bireyin benzer sıfatlarla okullarını bitiriyor olmaları gerekirdi.

 

Ama maalesef tablo bunun da gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. Toplamda bilmem kaç bin kişilik bir eğitim ordumuz var, ama hem ulusal hem de uluslararası alanda bozuk eğitim karnemiz ortada…

 

Diğer rakamları incelemeye yüreğim elvermiyor...

Burada kesiyorum o bahsi…

 

2019 yılı ‘Küresel Duygu Raporu’ kapsamında oluşturulan Olumlu Deneyim Endeksi verileri Türkiye’nin ‘en az gülen’ dört ülkeden biri olduğunu ortaya koydu.

 

Bu araştırmaya göre ülkemizin bu kategoride 143 ülke arasında sondan dördüncü olduğu iddia ediliyor.

 

Madem neredeyse her sahada rakamlarla bakıldığında onbinler veya yüzbinlere varan ‘muhteşem’ insanlarımız var, nasıl oluyor da toplu sonuçlarda bu muhteşemlik ülkemiz insanlarına ve dolayısıyla da milli refahımıza yansımıyor?

 

Toplamda etki alanları itibariyle milyonlara ulaşan ‘mükemmel’ meslek gruplarının ‘muhteşem’ üyeleri, nasıl oluyor da kâğıt üzerinde ulaştığımız o toplam kaliteyi hakiki anlamda yaşantımıza yansıtabilmemizi mümkün kılmıyor, kılamıyor?

 

Bu sorularıbir vatandaş, bir eğitimci, profesyonel bir sporcu ve akademisyen olarak önce kendime sordum ve sormaya devam edeceğim.

 

Cevabın iyiye gitmesinin sırrının da kendime çekidüzen vermek olduğuna yürekten inanıyorum. Kung Fu ustamın bana öğüdü olan ve sıklıkla konferanslarımda hatırlattığım şu ifadeyle yazımı tamamlıyor, saygılarımı sunuyorum:

 

“Birinde bir güzellik ve iyilik görürsen, onu içtenlikle kutla ve taktir et.

Birinde bir olumsuzluk ve yanlış fark ettiğinde ise dikkatini derhal kendine çevir ve o olumsuzluğu kendinde düzelt.”

Yorumlar (1)
Abdullah Gök - 12 Eylül 2019 01:32
Hocam burada manipule edilen rakamlarin yanlisligimi aslolan yoksa topluma tesirinin olumsuz etkisi mi veya bu etkilesimden en az zarari manuple eden insanlarin kendi manipulasyonlarina inanmalarimi bu tesirin dogruluguna nasil ulasilmasi konusunda da biraz bilgi verirseniz sevinirim tsk ederim.Saygilar sayin hocam.pergole ynycilik tan A.Gök
EN SON EKLENENLER
Fikir Yazıları - 21 Ekim 2021 19:22

AY IŞIĞI

Sinema - 18 Ekim 2021 18:41

SOUL

BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Fikir Yazıları Yazıları