Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Eylül Geldi Hoş Geldi

Dr. Gülnur Ak Küçükçayır

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 10 Eylül 2026 09:23 - Okunma sayısı: 328

Eylül Geldi Hoş Geldi

Eylül Geldi Hoş Geldi

Dr. Gülnur Ak Küçükçayır

Eylül güzel bir aydır. Çok severim. Derli toplu, biraz yaz yorgunu ama mukavemetli. Uzun yıllar ‘Eylül’de gel!’ diye temmuz başında birbirimizi tatile uğurlardık okullarda… Güzel zamanlardı.

Şimdi bu köşenin ilk yazısında diyeceksiniz ki ‘Gülnur Hoca eylül güzellemesi bir yazı mı yazdı acaba?!’ Evet, eylülde gelenler için, eylüle hazırlananlar için eylül bambaşka bir anlam ve duygu taşır. Bu köşe farklı bir köşe…

Ve eylül geldi. İlk önce öğretmenler okula geldi. Eğitim yöneticileri terk etmediler; nöbete yazın devam ettiler. Okulları yeni eğitim-öğretim yılına hazırladılar… Öğretmenlerimiz, ah, o zümre dostlukları, öğretmenler odasının, tatil dönüşü tatlı sohbetleri, kurul toplantısı hazırlıkları, görev dağılımları ve ders programları. Öğretmenler ders programlarını alırken heyecanları başka olur, çünkü kendi hayatlarının programını buna göre yapacaklardır. Çoluk çocuk varsa hele bir de okulluysa, bir telaş zamanıdır eylül. Aslında tecrübeme göre o programlar kasım ayına kadar doğal olarak rayına oturmaz. Sonuçta teori de pratikte yön değiştirir; genelde okuldaki hesap hayata uymaz. Hayatı okula uydurmak, okulu hayata uydurmak değil midir asıl mesele?

Bu eylül geçip giderken PISA 2025 raporu yayımlandı; bu raporda sıralamamız yükseldi. Şampiyonluğu kutladık. A Milli Kadın Voleybol Takımımızı kutluyorum. Gurulandık, çok mutlu olduk. Güzel haberler daim olsun. 2026-27 eğitim-öğretim yılı da önceki yıllar gibi kendi gündemini belirleyecek ve makro sistemin gündemi eşliğinde hemhal günü güne ekleyeceğiz. Her gün, her öğrenci, her veli, öğretmen, okul yöneticisi güne hangi duyguyla başlar? Hangi duyguyla evden çıkar ve yola koyulur? Duygu, Cooper & Sawaf’ın ifade ettiği gibi, ‘motus anima’, yani ‘harekete geçiren güç’, değil mi? Halbuki bizler genel anlamda duyguyu kalbe, düşünceyi beyne atfedip; ‘duygusal’ tepkiler, kararlar,konuşmalar ve duygu ile başlayan bilumum davranışı ‘zayıf’ olarak nitelendirmek amacıyla kullanmaz mıyız?Lakin duygular harekete geçiren güçtür.

Eylül ayının ‘duygusal’ atmosferinden bilimsel mekanizmaya geçişi işte buradan yapalım: Günlük hayatta kararlarımızı çoğu zaman mantıkla aldığımızı düşünürüz, değil mi? Oysa nörobilim uzun süredir başka bir tablo çiziyor: Beyin kararları önce duygularla tartıyor. Damasio’nun somatik işaretleyici kuramı (1994) duygusal geri bildirim zayıfladığında en basit seçimlerin bile karmaşıklaştığını gösteriyor. Bechara ve arkadaşlarının Iowa çalışmalarında (1996), riskli bir adım atarken içimizde beliren o “çekilme” ya da “tamam, bu doğru” hissinin aslında beynin duygusal devrelerinden gelen yönlendirmeler olduğu ortaya konmuştu. Nature Neuroscience ekosisteminde yayımlanan modern çalışmalar (2020) da aynı noktaya işaret ediyor: Prefrontal korteks ile amigdala arasındaki trafik, hem kararlarımızı hem de davranışa geçme yolaklarımızı belirliyor. Yani bir davranışı başlatıp başlatmamak, çoğu zaman düşündüğümüzden önce hissettiğimiz bir şey. Bu nedenle iş yaşamında ‘duyguların’ ne kadar önemli olduğunu bir kez daha idrak etme zamanı. Çünkü duygu kararın altyapısı; karar ise davranışın başlangıcıdır. Bu zinciri görmezden geldiğimizde, insanın en temel güç mekanizmasını da görmezden gelmiş oluyoruz.Ve tam burada şu soruya geliyoruz: Duygular bu kadar belirleyiciyse, iş hayatında duygusal emek ve duygu yönetimini hâlâ neden dikkate almayız?

Hadi burada dikkate alalım: Eğitimcilerin okullarda profesyonel performanslarında duygusal emek artık yıllardır literatürde önemini ispatlamıştır. Oplatka (2025) “duygusal emek” kavramını iş yerinde duyguları yönetmek olarak tanımlamaktadır. Örneğin, bir öğretmen adaletle ilgili konulara tepki gösterdiğinde, genellikle algılanan adaletsizlik nedeniyle öfke, hayal kırıklığı, şefkat veya kızgınlık gibi duygular ortaya çıkabiliyor. Mesela, öğretmenlerin duyguları öğretim performanslarını doğrudan etkiler (Kelchtermans, 2005) ve öğretmenler okul hedeflerine uyum sağlamak için duygularını kontrol etmek adına duygusal emek harcarlar(Grandey, 2000). Aynı durum okul yöneticileri için de geçerlidir ve bildiğiniz gibi bu konuda oldukça kapsamlı ve iyi bir literatür bulunmaktadır. Bu emek sürecinde duygu regülasyonunu çok daha derinlemesine inceleyen Gross (1999), profesyonel performans gösterirken ciddi bir emek sarf edildiğini belirtir. Okul ortamında, makro ve mikro sistemler içinde yönetim yaklaşımları, örgüt yapısı gibi farklı değişkenler eğitimcilerin duygusal emeklerini ve duygu düzenleme süreçlerini etkilemektedir. Aslında bu süreci yönetebilmek, duygusal iyilik hali, beden-duygu dengesi, yani duygu yönetimi ile ilgili eğitim ve geliştirme modüllerinde yerini çoktan almaktadır. Ben bunun en azından profesyonel anlamda kişinin iyilik hâli ve psikolojik dayanıklılık (psychological resilience) eğitimi için önemli olduğuna inanıyorum. Şimdi bunlar nereden çıktı derseniz, dervişin fikri neyse zikri de o olurmuş işte. Yıllarca köy, gecekondu bölgeleri dahil, bilumum okul çeşitlerinde mesai yapmış bir öğretmen ve okullarda bir araştırmacı kimliği ile eğitimci meslektaşlarımda gözlemim şudur: Karşılaştıkları her zorluk, çözmek zorunda kaldıkları her problemi ilk önce ne ‘hissettiklerini’, sonra bu olumsuz duyguyu zihinlerinde hangi yöntemlerle regüle ettiklerini ve davranışlarında bu duyguyu nötrleştirirken nasıl maskelediğini, kabullendiğini, baskıladığını veya samimi duygularını dışa vurarak yardım istediğini fark ettim. Aslında yapıyoruz, ama işin mekanizmasını bilmek ayrı bir güç verecektir. Kendi alan deneyimlerim ve araştırma deneyimlerimden çıkardığım bir gözlemdir bu: Duygusal emekle yol alıyoruz; kriz anında problem çözüyoruz, teori-pratik dengesini kuruyoruz, örgütsel dayanıklılığı artırıyoruz, politika uygulama dengesini kuruyoruz ve elbette bunu yaparken problem çözüyoruz.

Eylülde okula hangi duyguyla geldik? Nasıl başladık? Eğitimciler, çocuklar, gençler ve veliler? Eylül güzellemesinden geldiğimiz nokta: Duygusal emek, çabanın kulisteki hâlidir. Yoğun hazırlıklar harekete geçmeden önce esas olarak bu kuliste yankılanır. Yani sözün özü, elimizden gelen aslında kalbimizden geliyor. Kulis birbirine giriyor, düşünceler uçuşuyor, fakat sahnede perde açılıncaya kadar. Zihin ise burada sadece araç. Eylülde perde açılıyor.

Emeğinize, yüreğinize sağlık diyerek yeni eğitim-öğretim yılına başlayalım. Hepimize hayırlı olsun.

Yazacak çok şey var. Hepsine sıra gelecek, lakin Turgut Uyar’ın dediği gibi ‘Eylül toparlandı gitti işte…’ deyip ekimde başka bir mesel ile görüşmek üzere.

Hepimize kolay gelsin. Sevgiyle kalın.

Meraklısına Referanslar

Cooper, R. K., & Sawaf, A. (1998). Executive EQ: Emotional Intelligence in Business. Orion Business.

Damasio, A. R. (1994). Descartes’ Error: Emotion, Reason, and the Human Brain. Putnam.

Bechara, A., Damasio, H., Damasio, A. R., & Anderson, S. W. (1994). Insensitivity to future consequences following damage to human prefrontal cortex. Cognition, 50(1–3), 7–15.

Feldman-Hall, O., & Glimcher, P. W. (2020). The neuroeconomics of social decisions: A review. Nature Neuroscience, 23(4), 513–520.

LeDoux, J. (1996). The Emotional Brain: The Mysterious Underpinnings of Emotional Life. Simon & Schuster.

Oplatka, I. (2004). Women teachers' emotional commitment and involvement: A universal professional feature and educational policy. Education and Society, 22, 23–44.

Gross, J. J. (1999). Emotion and emotion regulation. Handbook of personality: Theory and research, 2, 525-552.

Yorumlar (1)
GÖNÜL GÜÇLÜ - 12 Eylül 2026 22:21
Öğretmenlikten gelen ve Akademik olarak bu işe emek veren bir kişi olarak öğretmenliğin temelinin duygudan yola çıkarak kritik zamanlarda problem çözmeye kadar giden bir yol olduğunu çok güzel belirtmişsin duygularımıza tercüman olmuşsun tebrik ediyorum
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları