Haydar Uzunyayla
Kategori: Sosyal Bilimler - Tarih: 11 Nisan 2026 07:50 - Okunma sayısı: 289
İnsanın genetik donamımı, kristal kafesler yaratıp içinde yaşamaya elverişlidir. Bu benzersiz özellik sadece ona özgüdür. Özgürlük için var olduğu halde, gerçekte doğada karşılığı olmayan şeyleri icat edip yaşamının merkezine yerleştiriyor ve bütün bir yaşamı kusurlu hale getiriyor.
Bunu nasıl mı yapıyor?..
Hayatın, akıl ve tutkular arasındaki ağırlık merkezini, duygu ve tutkularından yana tartarak yapıyor. Tutkularının yoğunluğu ne kadar fazlaysa, karmaşa ve kaos yanı aynı oranda yoğun oluyor. Aklın yörüngesi ne kadar eksikse, rastgele hayatı ve fantezileri de o kadar artıyor. (SPİNOZA’nın geometrik yaklaşımı hala çok değerlidir. Onun, hayatı matematiksel bir perspektifle analiz ve çözüm çabası gelecekte de önemini koruyacaktır.)
Devam edersek: İnsan, başlangıçta fizik dünyanın maddi zevklerini, -servet-mülk, toprak, sahip olmak, şehvet, açgözlülük, sapkınlıklar gibi yaşamın merkezi eğilimlerini korumak ve devam ettirmek için, dinler, ideolojiler, devletler, sınırlar, kurgular, kehanetler, huriler, kutsal bakireler, tanrılar, peygamberler, aksesuar ve moda benzeri sarmal yapılar inşa etti ve bunları düzenin veya yönetme ile yönetilmenin kaynağı haline getirdi… Ve bu gelenek günümüzde de, öz aynı biçim farklı şekilde devam etmektedir…
Ancak bu yapılar aslında çok değerli özgür yaşamı, aşağı doğru çeken kafesler olmuştur ve nedense insan genel olarak kafesleri kutsar konumdadır hala… Hala da bu işlevini büyük bir rıza, büyük bir boyun eğmişlikle ile yapıyor. Niye?.. İnsan, kafeste yaşamayı bir kere benimseyince, kafesi destekleyecek düşünceler ve inançlar üretir; davranışlar geliştirir. Doğru ve gerçek olanı değil, yanlışı doğru kabul ederek, kafesi olumlar. Alışkanlık ve zincirleme etkileşimlerle, kafes ve kafessizlik arasındaki bağlantıyı kavrayamaz hale getirir kendini ve böylece özgürlüğünü feda eder.
********
Tür olarak başlangıçtan itibaren (Taş devri ya da öncesinden) doğru olmayan bir konuşlanma içindeyiz. Tuhaf bir tekrar, bütün çağlar boyunca
karanlık üzerinden devam eden ve insana ağır yükler yükleyerek kamburlaştıran oluşum ve kışkırtmaların çatışma ve çelişmeleri içinde sarsılıyoruz… Ve işin tuhaf yanı bunları geleceğe aktarıyoruz. Karmaşa ve kaosu yarına taşıyoruz.
Tarihte geriye doğru yolculuk ettiğimizde, esasında bütün sistemlerimizin, hayatı tek bir bağla ayakta tuttuğunu görebiliyoruz: Fantezilerimiz gerçeklerin yerini alıyor her defasında. Bu can alıcı bir noktadır. .. Doğadan kopmuş tek boyutlu bir hayattır bu aynı zamanda. Doğru olmayan ama doğru sandığımız kurgularımız, sosyal, siyasi, ahlaki ve maddi sistemlerimiz çok zaman, bütünüyle içgüdülerimiz üzerinden geliştiriliyor ne yazık ki…
Oysa insanın en karanlık köşesi onun içgüdüleridir. Daha anlaşılır bir ifadeyle, onun duyguları ve tutkularıdır… Aklın ışığı çok defa bu sistemlere ulaşamıyor ve bundan dolayı toplumsal düzenimiz, mimarimiz, teknolojimiz, kalbimizin ritmi, beynimizin sinir ağları, öykülerimiz, şiirlerimiz doğru bir düzlemde ilerlememiş oluyor. Bu topolojik özellik de yaşam tarzımızı, ilişkilerimizi, düzenlerimizi, kısacası sosyolojik ve iktisadi olarak bütün yaşamımızı etkiliyor. Buna yol açan neden genetik işleyişimiz ise eğer, bunun üzerinde çalışmak lazım. Kuşkusuz kemale ermemiş, olgunlaşmamış bir öneri, pek dikkate alınmaz ama kafa karıştırmak iyidir arada bir…
Buz, birdenbire erimez. Onu çözülme noktasına getiren ısının gücüdür.

04 Nisan 2026 20:35

07 Nisan 2026 18:28

05 Nisan 2026 17:01

05 Nisan 2026 17:17

10 Nisan 2026 09:19

10 Nisan 2026 09:54

05 Nisan 2026 22:34
11 Nisan 2026 07:50

11 Nisan 2026 21:42
16 Nisan 2026 11:01