Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Bir Öneri: Kartalın Gözleri, Köpeğin Burnu……………

Haydar Uzunyayla

Kategori: Sosyal Bilimler - Tarih: 18 Şubat 2026 14:36 - Okunma sayısı: 48

Bir Öneri: Kartalın Gözleri, Köpeğin Burnu……………

Yukarıdaki başlık ilk bakışta şaşırtıcı, tuhaf, herhangi birine bir bimece sorar gibidir. Ama böyle değil.

Geçenlerde Ankara-Ulus, Tarihi Balıkçılar Pazarındaydım. Daha önceleri görmeye alıştığım manzarasından en küçük bir değişiklik yoktu. Bir önceki yıl ne gördüysem, şimdi de aynı şeyleri görüyordum… İrili ufaklı balıklar, büyük gövdeli somonlar, palamutlar, sardina, barbun, hamsi gibi farklı denizlerden gelmiş ürünler, satılmak için satıcılarının hiç de anlaşılır olmayan itici bağırtıları eşliğinde alıcı bekliyorlardı… Hemen yan taraflarda ise her türden sebze, meyve, tavuk yumurtası, bıldırcın yumurtası, et, sakatat, koyun kellesi, dana ya da öküz kafası ve daha başka şeyler, müşterinin dikkatini çeker tarzda yan yana özenle dizdirilmişlerdi ve onların da başlarında birileri, aynı şekilde rahatsız edici çığlıklarıyla, -tıpkı vergi dairesi başkanlığının göbekli, kel kafalı müzayede memuru gibi- bağırıyordu…

Yolunuz bir gün buraya düşerse eğer, dikkatlice inceleyiniz lütfen. Göreceksiniz ki burası tam bir cümbüş yeri… Her renkten, her katmandan düzinelerce dikizciyi görmek mümkün… Dikizci sözcüğünü özellikle kullanıyorum, çünkü burada herkes birbirini baştan aşağı özenle süzer… Satıcı müşteriyi, müşteri satıcıyı, erkekler alımlı güzel bayanları, bayanlar tezgahlardaki maydanoz ve domatesleri uzun uzadıya dikizlerler. (İnsan, aynı zamanda en gelişkin dikizci türdür.)

Ve tam bu esnada, kısa bir süreliğine de olsa kafamızı yeniden yana çevirip, satılmak için derisi yüzülmüş koyun-kuzu, inek- öküz kafalarına bakalım ve bu vahşet hakkında ilk sorumuzu soralım: İnsan olmak nasıl bir şey?

Sorumuzu genişletelim: Ne hissettiniz? Öküzün yerinde olmak nasıl bir şey olurdu?

Kuşkusuz aramızda hiç kimse, bütün kötülüğe, yıkıma ve şiddete rağmen, insanlığını bırakıp bir öküze dönüşmek istemez… Niçin?.. Çünkü insan kendini bütün türlerin efendisi bilme gibi bir yanılgıya tutsak etmiştir. Bu da onda her canlıya, her şeye hükmetmeyi ve peşinden zarar vermeyi hak haline getiren bir

bilinç oluşturmuştur. İyilik-kötülük, uygarlık-barbarlık, savaş-barış, haz, mutluluk, doğru ve yanlışın seçiminde, seçimini her zaman çıkarına göre anlamlandırdığından dolayı, sahip olduğu ayrıcalıklı konumunu terk edip, öküzün yerinde olmak istemez asla.

Ama öte yandan ne gariptir ki son derece zeki biriyken, birdenbire son derece aptal birine dönüşebiliyor. Sağlam, onurlu bir duruşa sahipken, bir anda dalkavukluğa terfi edebiliyor. Eğitimini, kültürünü, yargılarını, otoriteye itaat etme temelinde düzenleyebiliyor. Doğadan uzaklaşarak umursamaz olabiliyor. Merhameti, insafı, vicdanlı olmayı görev olarak değil, bilinmeyen dünyalara yatırım aracı olarak görebiliyor. Beslenme, barınma, korunma koşullarını gereksinimlerine göre değil, istifleme ve biriktirme arzusuna göre oluşturabiliyor.

Neden bunları yapıyor?..

Çünkü öğrenilmiş- öğretilmiş dünyasında, haz, hak gaspı, şiddet ve haydutluktan yana hatırı sayılır bir şekillenme vardır. Yalan, talan, kibir, üstünlük ve zararlı olmak temelinde eğitilir, yönlendirilir ve bunların sunucu olarak eksik veya tamamlanmamış halde devam eder.

Yani kısacası bizler hala körüz, sağırız… Hala gelişmemizin alt basamaklarında yer alıyoruz. Eğer böyle olmasaydı, bir haydudun, bir nazinin, kötü bir devletin ve yöneticisinin gizlenmiş amaç ve arzularını sezebilecek kadar mahir olurduk. Birini veya birilerini enine boyuna tanımadan başımıza yönetici yapmazdık. (Şunu bilmemiz gerekiyor: Birini bizi yönetmesi için başa getirdiğimizde, o, ilk başta yenidir. Ama konfor, yönetmenin tadı, haz içinde haz işi uzadığında, yemeği sadece kendinden yana pişirmeye başladığında, başlangıçtaki kişi değildir artık. Ahlaki yargıları bozulmuştur; her türlü kural ve ilkeden yoksun hale gelmiştir ve bu tür yöneticileri dünyanın her yerinde görmek mümkün… Özellikle Ortadoğu ile Üçüncü Dünya ülkelerinin büyük kısmı bu zımbırtılarla doludur.)

********

Görmek, duymak, sezmek, empati geliştirmek gerekiyor. Sağlıklı ve tatmin edici yaşamın koşullarını yaratmanın yolu bilmekten, bilgilenmekten geçer. Masa başında hayata yön verilmez. Kartalın gözlerini, köpeğin koku ve sezgilerini, yarasanın kulaklarını, şempanze veya filin empati yeteneklerinden edinmeyi öneriyorum. Bu öneri bir tuhaflık olabilir ama bir saçmalık asla olmaz. Kişilik bozukluklarını ayıklamak, en azından saklanmış kusur ve yıkıcılıkların önüne geçmek için önemlidir ve inanıyorum ki gelecekte bilimciler böyle bir değiş tokuşu başaracaklardır… İşte o zaman insan olmanın nasıl bir şey olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

**********

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Sosyal Bilimler Yazıları