Dr. Öğretim Üyesi Ayşegül ATALAY
Kategori: Psikoloji-Sosyal Psikoloji - Tarih: 18 Mart 2026 21:21 - Okunma sayısı: 17
Savaşın çocuklar üzerindeki etkisi çoğu zaman fiziksel kayıplar üzerinden tartışılır. Oysa en derin ve kalıcı etkiler, görünmeyen yerde, zihinde ve duygularda oluşur. Çünkü çok iyi biliyoruz ki çocuklar savaşın ne olduğunu tam olarak anlamaz; ama yarattığı korkuyu, belirsizliği ve kaybı çok derinden hisseder.
Araştırmalar, çatışma ortamlarında büyüyen çocuklarda post-travmatik stres bozukluğu (PTSD), anksiyete ve depresyon belirtilerinin belirgin biçimde arttığını göstermektedir (Betancourt vd., 2013; Masten & Narayan, 2012). Örneğin Suriye iç savaşı sonrasında yapılan çalışmalar, çocukların önemli bir kısmında yoğun korku, kabuslar ve sürekli tetikte olma hali gözlemlendiğini ortaya koymuştur. Benzer şekilde, Gazze’de yürütülen çalışmalar, çocukların önemli bir bölümünün doğrudan travmatik olaylara maruz kaldığını ve yüksek düzeyde travma sonrası stres belirtileri gösterdiğini ortaya koymaktadır (Thabet vd. 2004; Attanayake vd., 2009). Şüphesiz bu sonuçlar artık şaşırtıcı değil, ancak bu durumun yalnızca duygusal bir kırılganlık yaratmadığını; aynı zamanda bilişsel süreçleri de doğrudan etkilediğini unutmamak gerekir.
Travmaya maruz kalan çocuklarda özellikle:
• Dikkat süresinde kısalma
• Çalışma belleğinde zayıflama
• Öğrenilen bilgiyi hatırlamada güçlük
• Problem çözme süreçlerinde yavaşlama
gibi etkiler gözlemlenmektedir.
Bu nedenle savaş ortamında öğrenme yalnızca zorlaşmaz; bazı durumlarda nörobilişsel olarak sekteye uğrar.
Daha çarpıcı olan ise, bu etkilerin geçici olmamasıdır. Erken yaşta maruz kalınan yoğun stres, beynin gelişim süreçlerini etkileyebilir. Özellikle stres hormonu olan kortizolün uzun süre yüksek seyretmesi, hafıza ve öğrenmeden sorumlu beyin bölgeleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir (Shonkoff ve Garner, 2012). Bu durum, savaşın etkilerinin sınıfın çok ötesine, bireyin yaşam boyu gelişimine uzandığını gösterir.
Bu tablo yalnızca günümüz çatışmalarına özgü değildir. Örneğin Bosna Savaşı sonrasında yapılan saha çalışmaları, çocukluk döneminde travmaya maruz kalan bireylerin uzun vadede psikososyal uyum ve eğitim açısından dezavantajlı sonuçlar yaşayabildiğini göstermektedir (Layne et al., 2008). II. Dünya Savaşını inceleyen boylamsal çalışmalarda da benzer sonuçlar görmekteyiz. Yani, çocuklukta savaş deneyimi yaşayan bireylerin yetişkinlikte daha düşük eğitim düzeyine sahip olduğunu anlıyoruz. Benzer şekilde, Ruanda Soykırımı sonrası kuşaklar üzerinde yapılan çalışmalar, travmanın yalnızca bireysel değil, kuşaklar arası aktarılabilen bir etki yarattığını göstermektedir. Bu demektir ki, travmayı doğrudan yaşamayan çocuklar bile, travmayı yaşamış ebeveynlerinin psikolojik durumları, davranışları ve yaşam koşulları aracılığıyla bu travmanın etkilerini dolaylı olarak deneyimler.
Bununla birlikte travma yalnızca bireysel bir deneyim değildir; aynı zamanda sosyal bir deneyimdir. Çocuklar sadece korkmaz; aynı zamanda yas tutar, yerinden edilir, aidiyet kaybı yaşar ve kimlikleri sarsılır. UNICEF (2023) verilerine göre bugün dünya genelinde her beş çocuktan biri çatışma bölgelerinde yaşamaktadır. Bu, travmanın istisnai değil, küresel bir çocukluk deneyimi hâline geldiğini gösterir.
Bu durum, çocukların okulla kurduğu bağı da zayıflatır. Okul artık yalnızca bir öğrenme alanı değil, aynı zamanda “güvenli bir yer” olma işlevini de kaybetmiş olabilir.
Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir:
Savaşın çocuklar üzerindeki etkisi sadece “okula gidememek” değildir. Asıl mesele, okula gidebilse bile öğrenememektir.
Çünkü travma yaşayan bir zihin, öncelikle hayatta kalmaya odaklanır; öğrenmeye değil.
Bu nedenle savaşın eğitime etkisini yalnızca altyapı, okul sayısı ya da öğretmen eksikliği üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Asıl mesele, çocukların zihinsel olarak öğrenmeye hazır olup olmadıklarıdır.
Bugün savaş bölgelerinde büyüyen çocuklar, aslında iki farklı mücadele vermektedir:
Biri dış dünyada hayatta kalmak, diğeri iç dünyada parçalanmamaya çalışmak.
Ve çoğu zaman ikinci mücadele, görünmediği için daha az konuşulur.
Kaynaklar
Attanayake, V., McKay, R., Joffres, M., Singh, S., Burkle Jr, F., & Mills, E. (2009). Prevalence of mental disorders among children exposed to war: a systematic review of 7,920 children. Medicine Conflict and Survival, 25(1), 4-19.
Betancourt, T. S., Meyers-Ohki, S. E., Charrow, A. P., & Tol, W. A. (2013). Interventions for children affected by war: an ecological perspective on psychosocial support and mental health care. Harvard review of psychiatry, 21(2), 70-91.
Masten, A. S., & Narayan, A. J. (2012). Child development in the context of disaster, war, and terrorism: Pathways of risk and resilience. Annual review of psychology, 63(1), 227-257.
Shonkoff, J. P., & Garner, A. S. (2012). Committee on psychosocial aspects of child and family health committee on early childhood, adoption, and dependent care section on developmental and behavioral pediatrics the lifelong effects of early childhood adversity and toxic stress. Pediatrics, 129(1), e232-e246.
Thabet, A. A. M., Abed, Y., & Vostanis, P. (2004). Comorbidity of PTSD and depression among refugee children during war conflict. Journal of child psychology and psychiatry, 45(3), 533-542.
UNICEF. (2023). Children in conflict zones: Global overview of trends and impacts. https://www.unicef.org

09 Mart 2026 13:49

05 Mart 2026 08:19

05 Mart 2026 18:01

12 Mart 2026 04:52

14 Mart 2026 20:10

02 Mart 2026 06:40

12 Mart 2026 08:02

12 Mart 2026 15:35

10 Mart 2026 20:27

12 Mart 2026 04:36