Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

ÖDÜL VE CEZA ÜZERİNE

Ahmet Gezen ( Rehber Öğretmen )

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 29 Nisan 2026 21:02 - Okunma sayısı: 9

ÖDÜL VE CEZA ÜZERİNE

Hayatın hemen her alanında, özellikle de eğitimde, en sık başvurduğumuz iki kavramdır ödül ve ceza. Çoğu zaman doğru bir yöntem kullandığımızı düşünürüz; oysa farkında olmadan bireyin motivasyonuna, karakter gelişimine ve hatta geleceğine zarar verebiliriz.

Ödül, olumlu bir davranışın ardından sunulan bir teşvik; ceza ise olumsuz bir davranışa karşı verilen bir yaptırımdır. İlk bakışta dengeli bir sistem gibi görünse de, bu yaklaşım insanın iç dünyasını çoğu zaman göz ardı eder. Çünkü insan yalnızca dış etkenlerle yönlendirilen bir varlık değildir; anlam arar, değer görmek ister ve yaptığı işi içselleştirme ihtiyacı duyar.

Sürekli ödülle yönlendirilen bir birey, zamanla “neden yapıyorum?” sorusunu unutup “ne kazanacağım?” sorusuna odaklanabilir. Bu durumda davranışın özü geri planda kalır, çıkar beklentisi öne çıkar. Ödül ortadan kalktığında ise motivasyon da zayıflar. Benzer şekilde, cezaya dayalı bir yaklaşım da birey üzerinde olumsuz ve bir o kadar da kalıcı izler bırakabilir. Sürekli cezayla karşılaşan kişi hata yapmaktan çekinir, risk almaktan kaçınır ve çoğu zaman içsel bir baskı geliştirir. Otorite olarak gördüğü şey her ne ise o olmadığında yapmak istediğini yine yapar. Yani davranışı kalıcı olarak değiştirmez.

Bu durum, ödül ve cezanın tamamen yanlış olduğu anlamına gelmez; ancak ölçüsüz ve bilinçsiz kullanıldıklarında, bireyin iç motivasyonunu zayıflatabilir ve sağlıklı gelişimini olumsuz etkileyebilir.

Peki, çözüm nedir?

Çözüm, insanı anlamaktan geçer. Karşımızdaki kişi ister bir öğrenci, ister bir çocuk ya da bir çalışan olsun; öncelikle onu anlamaya çalışmalı ve anlaşıldığını hissettirmeliyiz. Çünkü insan, anlaşıldığı ve değer gördüğü ortamda gelişir. Davranışlarını da ortamdaki kurallara göre düzenler.

Zorla yaptırılan hiçbir davranış kalıcı olmaz. Birey, yaptığı işi anlamlı bulduğunda ve kendinden bir parça kattığında gerçek sorumluluk bilinci gelişir. Bu nedenle yapılması gereken, dıştan baskı kurmak değil, iç motivasyonu desteklemektir.

Ayrıca, bireylere ilgi ve yeteneklerine uygun görevler verilmelidir. İnsan, yapabileceğine inandığı işi daha kolay benimser ve bu süreçte gelişime daha açık hale gelir. Aksi durumda, kişi yaptığı işi ya ödül kazanmak ya da cezadan kaçınmak için yapar; bu da gerçek bir öğrenme, üretim ve olumlu davranış sağlamaz.

Bugün etrafımıza baktığımızda, yalnızca denetlendiğinde çalışan, çıkarı olmadığında geri duran ya da sorumluluktan kaçan bireylerle karşılaşıyorsak, bunun temelinde büyük ölçüde ödül-ceza odaklı yaklaşımların payı vardır.

Gerçek eğitim; korkutarak değil kazandırarak, zorlayarak değil anlamlandırarak gerçekleşir. Çünkü insan, en iyi hissettiği gibi değil, inandığı gibi yaşar.

Ve unutulmamalıdır ki;

Bir insanı ödülle yönlendirebilir, cezayla kontrol edebilirsiniz…

Ancak anlayarak ve değer vererek gerçekten geliştirebilirsiniz.

KAYNAKÇA

Skinner, B. F. (1953). Science and human behavior. New York, NY: Free Press.

Kohn, A. (1999). Punished by rewards: The trouble with gold stars, incentive plans, A’s, praise, and other bribes. Boston, MA: Houghton Mifflin.

Deci, E. L., & Ryan, R. M. (1985). Intrinsic motivation and self-determination in human behavior. New York, NY: Plenum.

Pink, D. H. (2009). Drive: The surprising truth about what motivates us. New York, NY: Riverhead Books.

Dweck, C. S. (2006). Mindset: The new psychology of success. New York, NY: Random House.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları