
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Sosyal Etkinlikler Politika Belgesi’ni yayımladı. Beş tema, beş ana hedef, 26 alt hedef ve 160 etkinlik örneğiyle hazırlanan belge, okulun ders dışı yaşamını önceden belirlenen hedeflere göre yeniden düzenlemeyi amaçlıyor. Kültürden sanata, spordan bilime ve çevre çalışmalarına kadar uzanan bu yapı, ilk bakışta öğrencilerin sosyal ve bütüncül gelişimini desteklemeye yönelik genel esasların belirlendiği bir düzenleme olarak görülebilir. Ancak söz konusu belgenin hedefleri, uygulama örnekleri ve izleme sistemi birlikte değerlendirildiğinde, daha kapsamlı bir dönüşümün parçası olduğu anlaşılıyor.(1)
Sosyal Etkinlikler Politika Belgesi, Maarif Modeli’nin sınıfın dışına taşınarak öğrencilerin değerlerini, kültürel aidiyetlerini ve toplumsal davranışlarını biçimlendirme hedefini görünür kılıyor. Öğrenciye sosyal etkinliklerde özne olmayı vadeden bu yaklaşım, gerçekte öğrenciyi önceden belirlenmiş bir değerler sisteminin taşıyıcısı olarak yetiştirmeyi hedefliyor.
Politika belgesi ayrıntılı incelendiğinde ve bu alanda önceden yapılan değişiklikler dikkate alındığında meselenin artık yalnızca öğrencilerin ders dışındaki zamanlarında nasıl sosyal etkinlikler yapacaklarının değil; hangi değerleri benimseyecekleri, nasıl bir kültürel aidiyet geliştirecekleri ve nasıl bir yurttaş olarak yetiştirilecekleri olduğu açığa çıkmaktadır.
DEĞİŞİMİN İZİNİ SÜRMEK
Sosyal etkinlikler alanındaki dönüşüm, son politika belgesiyle başlamadı. 24 Ağustos 2023 tarihinde yayımlanan 37 Nolu (2) Talim ve Terbiye Kurulu kararıyla ortaöğretim haftalık ders çizelgeleri yeniden düzenlendi. Ardından 8 Eylül 2023’te Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle sosyal sorumluluk çalışmalarına ilişkin hükümler getirildi. Kasım 2024’te yayımlanan Okul Öğrenci Kulüpleri Sosyal Sorumluluk Programı ve Toplum Hizmeti Çalışmaları Kılavuzu (3)ise uygulamanın ayrıntılarını belirledi.
10 Eylül tarihinde onaylanan politika belgesi, bu süreci yeni bir aşamaya taşımaktadır. Sosyal etkinlikler bu belgeyle birlikte beş ana temaya ayrılıyor; her tema için hedefler ve örnekler belirleniyor, okullardan yıllık eylem planları hazırlamaları isteniyor ve uygulamaların e-Okul üzerinden izlenmesi hedeflenmektedir.
Yıllara yayılan bu düzenlemelerin ortak yönü, doğası gereği yerel, yaratıcı ve gönüllülük esasına göre yapılması gereken sosyal etkinliklerin yalnızca okulların kendi ihtiyaçlarına göre geliştirdiği faaliyetler olmaktan çıkarılıp merkezî hedefler doğrultusunda planlanan bir yapıya dönüştürülmesidir.
Elbette sosyal etkinliklerin planlanması ve değerlendirilmesi kendi başına sorun değildir. Asıl sorun, etkinliklerin hangi amaçlarla. Hangi içeriklerle düzenlendiği, hangi değerlerin öne çıkarıldığı ve öğretmenlerle öğrencilerin bu süreci belirlemede ne kadar söz sahibi olduğudur.
DEĞER MÜHENDİSLİĞİ: ÖĞRENCİ Mİ, BELİRLENMİŞ ÖZNE Mİ?
MEB, yayımlamış olduğu politika belgesinde öğrencinin sosyal etkinlik sürecinin öznesi olmasını temel yaklaşım olarak tanımlıyor. Ancak belgenin oluşturduğu sosyal etkinlik örgüsüne baktığımızda, öğrencinin bu süreçteki özgürlüğünün sadece belirlenen etkinliklere katılım olduğu sonucu çıkmaktadır.
Toplam 160 etkinlik örneğinin 55’i “Kültür Dünyamız”, 25’er tanesi “Sanat”, “Spor” ve “Bilim”, 30’u ise “Doğa-Çevre-Toplum” teması altında toplanıyor. Bunun yanında 48 öğrenci kulübü tanımlanıyor; Kızılay, Yeşilay, Beyazay, Siberay, Tarih ve Kültürel Miras, Tabiat ve Yaşanabilir Çevre, Sağlıklı Yaşam ve Fiziksel Aktivite ile Yaşam Becerileri kulüplerinin bütün okullarda zorunlu olarak kurulması isteniyor. Sosyal etkinliklerin niteliği, katılım ve kapsayıcılık düzeyi de e-Okul ve saha gözlemleriyle takip ediliyor.
Yukarıda sıralanan veriler, sosyal etkinliklerin kapsamlı biçimde bakanlık merkezinden yapılandırıldığını gösteriyor. Özellikle sosyal etkinliklerde yapılabilecek 160 örneğin 55’inin “Kültür Dünyamız” temasında toplanması, kültürel içeriğin bu etkinliklerdeki ağırlığını somutlaştırıyor. Ancak bu sayısal dağılım tek başına ideolojik yönelimi kanıtlamaz; asıl belirleyici olan, “Kültür Dünyamız” (4) temasında hangi kavramların seçildiği ve öğrencilere nasıl sunulduğudur.
Bir öğrencinin önceden belirlenmiş sosyal etkinliklere katılması, bu etkinlik sırasında verilen görevleri yerine getirmesi ve etkinlik boyunca hedeflenen davranışları göstermesi, onun gerçek anlamda bu etkinliklerin öznesi olduğu anlamına gelmez. Özne olmak; karar verebilmek, soru sorabilmek, farklı düşünebilmek, kendi etkinliğini geliştirebilmek ve gerektiğinde itiraz edebilmektir.
Değer mühendisliği, öğrencinin belirlenmiş bir değerler sistemine uygun davranışlar geliştirmesini hedefleyen yaklaşımı tanımlamak için kullandığımız eleştirel bir kavramdır. Buradaki sorun, eğitimde değerlerin bulunması değil; değerlerin kim tarafından belirlendiği ve öğrencinin bu değerlerle eleştirel bir ilişki kurup kuramadığıdır.
KÜLTÜREL MİRAS ÇOĞULDUR
Sosyal Etkinlikler Politika Belgesinin “Kültür Dünyamız” teması, kültürel seçiciliğin en somut biçimde görülebildiği bölümdür.
Politika belgesinin bu bölümünde ve uygulama örneklerinde, aile birliği, geleneksel oyunlar, ata sporları, sanat, zarafet ve nezafet, istişare, iktisat ve kanaat, Ahilik ve mutfak kültürü gibi başlıklar öne çıkarılıyor. Bunlar aidiyet, bağlılık, emanet, vefa ve şahsiyet gibi kavramlarla ilişkilendiriliyor. (4)
Bu kavramların eğitimde ele alınması tek başına sorun değildir. Sorun, bu kavramlarla oluşturulan politik çerçeveyle ilgilidir. Çünkü kültürel miras yalnızca geçmişten devralınan geleneklerden oluşmaz. Farklı inançlar, yaşam biçimleri, düşünce gelenekleri ve tarihsel deneyimler de kültürel mirasın parçalarıdır. Tüm bu çoğulluğun yok sayılması sorunun başlangıç noktasıdır.
Belgede ve uygulama örneklerinde “köksüz ve taklit içerikli” etkinliklerden kaçınılması, millî ve manevi temeli olmadığı belirtilen küresel kutlamalar yerine yerli kültürel dokuyu yansıtan içeriklerin öne çıkarılması yönündeki yaklaşım, kültürel mirasın hangi ölçütlerle ve sınırlarla tanımlandığı sorusunu gündeme getiriyor.
Örneğin bir okulda öğrenciler farklı ülkelerin kültürlerini tanıtan bir etkinlik düzenlemek istesin. Bu etkinlik, öğrencilerin başka toplumları tanımasını, kültürler arasındaki etkileşimi anlamasını ve kendi kültürlerini karşılaştırmalı biçimde değerlendirmesini sağlayabilir. Ancak küresel kültürel etkinliklere “köksüzlük” çerçevesinden yaklaşılması, bu tür faaliyetlerin yapılmasını olanaksız hale getirecektir.
Kültürler tarih boyunca birbirleriyle etkileşim içinde gelişmiştir. Eğitim, öğrencileri bu etkileşimden uzak tutmak yerine farklı kültürleri anlayabilecek ve değerlendirebilecek bilgiyle donatmalıdır. Kültürel mirası öğretmek başka, belirli bir kültürel anlatıyı tek geçerli çerçeve olarak sunmak başkadır. Böylesi bir yaklaşım kültürün çoğul doğasıyla da çelişir.
DİNÎ-MANEVİ DEĞERLER SOSYAL ETKİNLİKLERİN İÇİNDE
“Kültür Dünyamız” temasında Ramazan, oruç, iftar, sahur, kandil, helal gıda, şükür, infak, diş kirası ve zimem defteri gibi kavramlar yer alıyor. Aşure, kandil simidi, Ramazan pidesi, güllaç ve lokma gibi örnekler de kültürel hafızanın unsurları olarak ele alınıyor. Bu içerikler paylaşma, kanaat, vefa ve misafirperverlik gibi değerlerle ilişkilendiriliyor.
Buradaki önemli ayrım, dinî geleneklerin tarihsel ve kültürel bilgi olarak öğretilmesiyle belirli davranışları benimsetmenin araçlarına dönüştürülmesi arasındadır. Bu belgeyle, dini geleneklerin bilgi düzeyinde verilmesi yerine davranışa dönüşmesinin hedeflendiği görülmektedir.
Örneğin diş kirası ve zimem defteri gelenekleri, geçmişteki yardımlaşma biçimlerini tanıtmak için kullanılabilir. Öğrenciler bu uygulamaların tarihsel bağlamını, toplumsal işlevini ve günümüzle ilişkisini tartışabilir. Ancak aynı etkinlik, yalnızca belirli bir ahlaki davranışın örneği olarak sunulursa öğrencinin tarihsel ve toplumsal sorgulama imkânı daralabilir.
Benzer biçimde şükür ve kanaat kavramları ele alınırken yoksulluk karşısında dayanışmanın önemi anlatılabilir. Fakat yoksulluğun nedenlerini, gelir eşitsizliğini ve sosyal devletin sorumluluklarını tartışmadan yalnızca bireysel tutumlara odaklanmak, toplumsal sorunları kişisel davranışlar düzeyine indirgeme riski taşır.
Öğrencilerin yardımlaşmayı öğrenmesi önemlidir; ancak yoksulluğu üreten koşulları sorgulamaları da aynı ölçüde önemlidir.
Üstelik devlet okullarında farklı inançlara, inançsızlığa ve farklı yaşam biçimlerine sahip öğrenciler birlikte eğitim görüyor. Bu nedenle dinî geleneklerin ele alınması, bütün öğrencilerin eşitliğini ve özgürlüğünü koruyan bir pedagojik çerçeve içinde yürütülmelidir.
Laik eğitim anlayışı, dinî ve kültürel gelenekleri yok saymak değil, bunları hiçbir öğrenciyi belirli bir inancı veya yaşam biçimini benimsemeye zorlamadan öğrenme ve tartışma konusu yapmayı hedefler. Bu anlamıyla da bakıldığında söz konusu belgenin bu bölümü laik ve bilimsel eğitim açısından da kabul edilebilir değildir.
ÖLÇÜLEBİLİR DAVRANIŞ, STANDARTLAŞAN ETKİNLİKLER
Politika belgesi, okullardan yıllık eylem planları hazırlamalarını ve etkinlikleri e-Okul üzerinden izlemelerini istiyor. Ayrıca 2026-2030 dönemi için ölçülebilir hedefler öngörüyor. Belgenin içerisinde hedeflerin oranları da ayrıca tek tek belirlenmiş durumda.
Bu sistemin, öğrencilerin etkinliklere erişimini ve okulların çalışmalarını takip etmeyi kolaylaştırabileceği açıktır. Ancak ölçümün neyi esas aldığı önemlidir.
Ancak, sosyal etkinliklerin sayısal hedeflere bağlanması, okulları nitelikten çok biçimsel sonuçlara yöneltme riski taşıyor. Öğretmenler ve öğrenciler kendi ihtiyaçlarından hareketle etkinlik geliştirmek yerine, ölçülmesi ve raporlanması kolay faaliyetlere yönelebilir.
Ayrıca, okullar arasında bulunan koşul ve olanak eşitsizlikleri devreye girecek ve özellikle yoksul halk çocuklarının okuduğu okullar bu anlamda sayısal hedeflere ulaşmada güçlük çekecektir.
Sosyal etkinliklerde belirlenen hedefe ulaşılıp ulaşılmadığı kaç etkinlik yapıldığıyla değil, öğrencilerin bu etkinliklerden ne kazandığıyla ilgilidir.
SOSYAL SORUMLULUK VAR, DEMOKRATİK YURTTAŞLIK NEREDE?
Politika belgesinin önemli eksikliklerinden biri de sosyal sorumluluk ile demokratik yurttaşlık arasındaki ilişkinin yeterince görünür olmamasıdır.
Sosyal sorumluluk, toplumsal sorunlara duyarlı olmayı ve çözümüne katkı sunmayı içerir. Demokratik yurttaşlık ise sorunların nedenlerini sorgulamayı, hakları kullanmayı, karar süreçlerine katılmayı ve gerektiğinde değişim için örgütlenmeyi de gerektirir.
Örneğin öğrenciler çevre kirliliğine karşı okul bahçesini temizleyebilir, atıkları ayrıştırabilir veya geri dönüşüm kampanyası düzenleyebilir. Bunlar yararlı çalışmalardır. Ancak öğrencilerin kirliliğin nedenlerini, üretim ve tüketim ilişkilerini, şirketlerin ve kamu kurumlarının sorumluluklarını da tartışabilmesi gerekir.
Yoksullukla mücadelede yardım kampanyaları düzenlemek de anlamlıdır. Fakat öğrenciler, yoksulluğun nedenlerini ve sosyal devletin sorumluluklarını sorgulayabilmelidir. Toplumsal sorunlara yardım ederek katkıda bulunmakla bu sorunları üreten koşulları sorgulamak aynı şey değildir.
Eğitim, yalnızca toplumsal düzene uyum sağlayan ve kendisinden beklenen görevleri yerine getiren bireyler yetiştirmekle sınırlı olamaz. Öğrenciler haklarını bilmeli, eleştirel düşünebilmeli ve demokratik yollarla değişime katılabilmelidir.
İŞ BİRLİĞİ Mİ, NÜFUZ ALANI MI?
Politika belgesi, üniversiteler, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve spor kulüpleriyle sürdürülebilir iş birlikleri geliştirilmesini öngörüyor. Bu iş birlikleri okulların olanaklarını genişletebilir. Ancak hangi kurumlarla, hangi ölçütlere göre ve hangi denetim mekanizmaları altında çalışılacağı açıkça belirlenmelidir.
Aksi durumda iş birliği mekanizması, belirli ideolojik veya dinî yönelimlere sahip kuruluşların kamu okullarında etkisini artırabileceği bir alana dönüşebilir. Bu, bütün sivil toplum kuruluşlarını aynı biçimde değerlendirmek anlamına gelmez. Tam tersine, her kuruma eşit biçimde uygulanacak nesnel ve denetlenebilir ölçütlere duyulan ihtiyacı gösterir.
Milli Eğitim Bakanlığıyla dini yapılar arasında imzalanan protokoller son dönemin en fazla tartışılan başlıklarından biridir. Dini yapılar, söz konusu protokolleri kullanarak kamu okullarında çok çeşitli faaliyetler yapmakta, okulların mekanlarını kullanmaktadır.
Kamusal eğitim, herhangi bir grubun önceliklerine değil, bütün öğrencilerin eşitliğine ve çocuğun üstün yararına dayanmalıdır.
EĞİTİMİN AMACI UYUM MU, ÖZGÜRLÜK MÜ?
Sosyal Etkinlikler Politika Belgesi, Maarif Modeli’nin sınıf içindeki öğretim programlarıyla sınırlı kalmayıp okulun bütün yaşamına yayılmasını hedefliyor. Etkinliklerin temalara ayrılması, örneklerin merkezden belirlenmesi, zorunlu kulüplerin oluşturulması ve uygulamaların izlenmesi bu dönüşümün somut araçlarıdır.
Belgedeki kültürel içerikler, özellikle “Kültür Dünyamız” temasında, hangi değerlerin ve geleneklerin öne çıkarıldığını gösteriyor. Dinî-kültürel pratiklerin belirli ahlaki değerlerle ilişkilendirilmesi, küresel kutlamalara ilişkin seçici yaklaşım ve etkinliklerin ölçülebilir hedeflere bağlanması, öğrencinin ne kadar özgür bir öğrenme alanına sahip olduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Elbette eğitimde değerler, toplumsal sorumluluk ve kültürel miras önemlidir. Ancak bunların öğrencinin özgür düşünme, farklılıklarla bir arada yaşama ve toplumsal sorunları sorgulama hakkını sınırlamaması gerekir.
Öğretmenlerin ve öğrencilerin etkinlikleri belirlemede söz sahibi olduğu, kültürel çoğulluğun korunduğu, iş birliklerinin şeffaf ölçütlerle yürütüldüğü ve demokratik yurttaşlığın sosyal sorumlulukla birlikte ele alındığı bir sistem mümkündür.
Asıl mesele, öğrencilerin belirli değerleri öğrenip öğrenmemesi değil; bu değerlerle nasıl bir ilişki kurduğudur. Bir değeri sorgulamadan benimsemekle onu anlayarak, tartışarak ve özgür iradesiyle kabul etmek aynı şey değildir.
Eğitimin amacı, önceden belirlenmiş bir değerler sisteminin taşıyıcısı olacak bireyler üretmek değil; özgürce düşünebilen, farklılıklarla bir arada yaşayabilen ve toplumsal yaşamın demokratik dönüşümüne katılabilen insanlar yetiştirmek olmalıdır.
Öğrenciye özne olmayı vadetmek yetmez. Ona kendi düşüncesini oluşturabileceği, seçim yapabileceği ve gerektiğinde itiraz edebileceği gerçek bir özgürlük alanı açmak gerekir.
Kaynakça