
H.G: Bugün eğitim ile ilgisinde yaşanan sorunlar konusunda ne düşünüyorsunuz? “Maarif Modeli” bir çözüm olabilir mi?
.
M.B: Sorunun “ciddi” olduğunu düşünüyorum. “Ciddi” derken ne demek istiyorum? İlkin hem ülkemizde hem de dünyanın birçok yerinde bir eğitim bunalımının yaşandığını söyleyebilirim. Bunu her gün yaşadığımız sorunlara ve “3. sayfa haberlerine”, yani sosyal medya ve görsel, yazılı medya haberlerine bakarak görmek mümkündür. Her gün yaşanan cinayetler, çocuk istismarlığı, dinci, ırkçı ve ayrımcı söylemlere ve eylemlere baktığımızda bu açıkça görülmektedir. Bu sorunlar dünyanın birçok yerinde yaşanmaktadır. İkinci olarak siyasetçilerin ve eğitimci olduğu iddiası taşıyan kişilerin eğitime yaklaşımlarında temel bir sorun olduğunu görebiliriz. Genellikle günü kurtarmak ve siyasete malzeme olsun diye eğitime dair her gün başka şeylerin konuşulduğunu görüyoruz. Oysa bu ülkenin çocukları ve gençleri, genel olarak dünyadaki çocuklar ve gençler için “yaşanabilir” bir gelecek ufku kayboluyor maalesef. Bu ufkun kaybolmaması için eğitime yeni bir bakışın ve kişilerin yaratıcılıklarını ortaya koyabilecekleri bir eğitim modelinin geliştirilmesi gerekiyor.
.
Öte yandan, “Maarif Modeli” içerik olarak sorular sormayı ve problem edilen konularda derinleşmeyi hedefliyor. Herhangi bir konu içeriğinden hareket etmek yerine konular ve sorunlar üzerine derinleşmeyi hedeflediği iddiasını taşıyor. Görünürde güzel bir model gibi görünüyor. Ancak düşünmeye, soru sormaya, tartışmaya hem teşvik hem de kılavuzluk edecek eğitimciler ile bu yapılabilir. Böyle eğitimciler var elbette! Ancak bunu suiistimal edecek ve kendi dünya görüşünü öğrencilere dayatacak “eğitimciler” de var ve bu kişilerin eğitimi, çocukların ve gençlerin geleceğini düşündükleri yok. Sosyal medyada yazılanlara bakıldığında bu tür “eğitimcilerin” sayısının az olmadığı görülebilir.
.
H.G: Eğitimde teknolojinin kullanılması veya eğitimin teknoloji desteğiyle hayata geçirilmesi konusunda ne söylersiniz?
.
M.B: Teknoloji hayatımızın gerçeği ve teknolojiden kopuk bir eğitim pratiği düşünmek zor görünüyor. Ancak teknolojinin eğitimde kullanılması konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Eğitim hem kişileri yetiştirmek hem de kültürü inşa etmek demektir. Bu nedenle eleştirel düşünme eğitimin ve buna bağlı olarak kültürün hareket ettirici ilkesi olmalıdır. Dünyayı, kendimizi, dünya ile bağımızı daha iyi ve daha doğru anlayabilmek için eleştirel düşünme vazgeçilmezdir. Bu noktada teknoloji bu bağı kurmada özenli bir şekilde kullanılabilirse bize yardımcı olabilir. Ancak düşünmeyi, düşünmemizi teknolojinin bir görünümü olan yapay zekâya havale ettiğimizde maalesef düşünmekten uzaklaşırız. Heidegger gibi düşünür ve filozoflar bu soruna fazlasıyla dikkat çektiler. Düşünmekten vazgeçmeyen bir eğitim modelini hayata geçirdiğimizde teknolojinin imkânlarını daha verimli kullanabiliriz. Bu konuya Platon 2400 yıl önce Phaidros diyalogunda dikkat çekmiştir. Konuşma ve yazı ilişkisini ele aldığı son bölümde Theuth ve Thamus karakterleri üzerinden bir anlatı dile getirir. Bu konu son zamanlarda Derrida üzerinden sözmerkezcilik ve yazımerkezcilik çerçevesinde okundu ve okunmaya devam ediliyor. Ancak Platon’un dikkat çektiği şey ezbere konuşmak ve bu noktada yazılanlara körü körüne, sorgulamadan bağlı kalmaktır. Bu da hafızayı zayıflatır ve insanı düşünmekten uzaklaştırır. Bugün yaşanan tam da budur. Yapay zekâ hayatımızda öylesine belirleyici olmaya başladı ki, insanlar sorgulamadan/araştırmadan elde ettikleri verilere güvenmekte ve düşüncelerini yapay zekâya havale etmekteler. Bu sorun artarak devam edecek gibi görünüyor. Bu konuda dikkatli olmak gerekiyor. Ancak gereken özenin gösterilmediğini üzülerek görüyorum.
.
H.G: Bugün şöyle bir değerlendirme birçok kişi tarafından dillendiriliyor: “Yapay zekânın bu kadar işin içinde olduğu ve hayatımızı belirlediği bir yerde eğitim de değişecektir.” Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
.
M.B: Marx’ın metaların, yani malların, ürünlerin fetişizmi dediği şeyin bugün de bir karşılığının olduğunu görüyorum. Kapital’in ilk bölümünde “metaların fetişizmi” olarak ifade ettiği bir durumdan söz eder. Buna göre, tıpkı dinde olduğu gibi, nasıl ki insanın kendi zihninde yarattığı doğaüstü varlıklar/güçler onları yaratan/var eden insandan bağımsız bir karakter kazanıp kutsallaştırılıyorsa insanın emeğinin (elbette zihninin de) ürünü olan mallar/ürünler/metalar da onları meydana getiren insandan bağımsız bir karakter kazanırlar. Marx buna metaların/malların fetişizmi adını verir. Bugün de yapay zekâ konusunda aynı şeyi yaşıyoruz. İnsan zihninin ve emeğinin ürünü olan yapay zekâ bugün onu üretenden/var edenden bağımsız bir karakter kazanmış durumda! Zamanla insanları yönetmeye başlayacak, hatta başladı diyebiliriz. Birçok kişi neredeyse yapay zekâya tapar hale geldi! Hatta yapay zekânın eğitimde kullanılmasıyla öğretmenlere/eğitimcilere gerek kalmayacağını düşünenlerin sayısı oldukça fazla. İnsanlar yapay zekânın bilgiye ulaşmada önemli, neredeyse vazgeçilmez olduğunu düşünüyor. Oysa yapay zekânın türettiği bilgiler insan zihninin ve emeğinin ürünü olan bilgilerden ve bu bilgilerin hayata geçirilmesinden ibaret. Hatta yapay zekâya ait bilgiler (yapay zekâyı var eden bilgiler) de insan zihninin ürünü! Bütün bunlara bağlı olarak ülkemizde bir teknoloji hayranlığı ve yapay zekâ kutsaması ile karşı karşıyayız. Bu konuda kafaların oldukça karışık olduğu görülüyor. Yapay zekâya bağlandıkça olaylar ve sorunlar üzerine düşünmekten uzaklaşıyoruz. Kendimize ait sorunlardan uzaklaşıyor ve kendimize ve dünyaya karşı yabancılaşıyoruz. Gittikçe “sanal” bir alana kendimizi hapsediyoruz. Bu da “gerçek” sorunlardan kopmamıza neden oluyor.
.
Öter yandan teknolojinin en çok üretildiği ve (üretimde) kullanıldığı ülkelerden biri olan Japonya’da okuma oranı oldukça yüksek ve bir kişiye ortalama 16 kitap düşüyor. Yani Japonlar kitaplardan, okumaktan vazgeçmiyorlar. Çünkü biliyorlar ki okudukça eleştirel düşünme ve yaratıcılık gelişir; böylece kültür zenginleşir. Bizim ülkemizde ise 16 kişiye bir kitap düşüyor. Ama biz teknoloji ürünlerini kullanmada ön saflardayız ve eleştirel düşünme ve yaratıcılık vasat bir düzeyde kalıyor. Kültür konusunda ise “temeli olmayan hikâyeler” ile yaşıyoruz. Okuma oranı düştükçe dışarıya bağımlılık artmakta ve kültürel gelişme gerilemektedir. Düşünmenin, eleştirel düşünmenin kültürde yeterince kök bulamaması bugün yaşadığımız sorunları ortaya çıkarmaktadır.
.
Eğitimde teknolojinin ve özellikle yapay zekânın kullanılması konusunda temkinli olmak gerekiyor. Bugün Hollanda gibi ülkeler “akıllı tahta” ve tablet gibi araçları kullanmayı yavaş yavaş bırakıyorlar. Çünkü öğrenciler artık kendi zihinlerini kullanmak yerine işlerini bu araçlar ile yapmaya başladılar. Bu da hafızalarının zayıflamasına ve araştırmaktan, düşünmekten uzaklaşmalarına neden olmaktadır. Bu ortamda eleştirel düşünmenin gelişmesini beklemek “saflık” olacaktır. Benim ifademle; “Kafa ile el, düşünme ile kalem arasındaki bağı inşatla korumak gerekiyor!” Başka türlüsü bizi insanın dünya ile köklü bağını unutmasına sebep oluyor.
.
Sosyal Bilimler23 Haziran 2026
Fikir Yazıları22 Haziran 2026
Eğitim Bilimleri20 Haziran 2026 15:53
Eğitim Bilimleri14 Haziran 2026 20:56
Eğitim Bilimleri11 Haziran 2026 21:43
Eğitim Bilimleri07 Haziran 2026 20:34
Eğitim Bilimleri07 Haziran 2026 17:37