Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular Klinik Psikoloji İletişim
Futbolu Kutsarken Sporu Unutmak

Futbolu Kutsarken Sporu Unutmak

Fikir Yazıları 23 Haziran 2026 07:17 - Okunma sayısı: 157

Dr. Öğr. Üyesi Ayşegül ATALAY

Bir turnuvaya giderken ülkece aynı ritüeli yaşıyoruz. Reklamlar hazırlanıyor, sponsorlar sıraya giriyor, marşlar besteleniyor, ekranlar kırmızı beyaza boyanıyor. Futbolcular bir anda yalnızca sporcu olmaktan çıkıp “milletin umudu”, “altın jenerasyon”, “tarihi fırsat” gibi büyük anlamların taşıyıcısına dönüşüyor.

.

Sonra bir maç kaybediliyor. Bazen bir golle, bazen bir taktik hatayla, bazen de oyunun acımasız matematiğiyle.

.

Ve aynı hızla başka bir ritüel başlıyor: eleştiri, öfke, suçlu arama, teknik direktör tartışması, futbolcuların karakter analizi, sosyal medya yargılamaları… Burada bir başka psikolojik kavramı gündeme getirmek gerekir: sonuç yanlılığı. Karar verme psikolojisinde Baron ve Hershey’nin (1988) “outcome bias” olarak kavramsallaştırdığı bu eğilim, insanların bir kararın niteliğini karar anındaki bilgiye, koşullara ve sürece göre değil; sonucun iyi ya da kötü olmasına göre değerlendirme eğilimini anlatır. İnsanlar çoğu zaman bir kararın, bir sistemin ya da bir sürecin niteliğini sonuca bakarak değerlendirir. Kazanırsanız her şey doğru yapılmış gibi görünür; kaybederseniz her şey baştan sona yanlışmış gibi kabul edilir.

.

Futbolda da eğitimde de en büyük yanılgımız biraz budur. Sınav sonucuna bakıp öğrenciyi, maç sonucuna bakıp takımı, turnuva sonucuna bakıp bütün sistemi yargılıyoruz. Süreci, altyapıyı, çocukların yetişme koşullarını, antrenör niteliğini, okul sporlarını ve kültürel zemini yeterince konuşmuyoruz. Sonuç iyi gelirse eksikleri görmezden geliyor, sonuç kötü gelirse bütün yükü birkaç kişinin omzuna bırakıyoruz.

.

Ama bu tablo bize futboldan daha fazlasını anlatıyor. Çünkü mesele yalnızca bir milli takımın elenmesi değil. Mesele, bizim başarıyı nasıl anladığımız, çocukları nasıl yetiştirdiğimiz ve sporu eğitim sisteminin neresine koyduğumuzdur. Türkiye’nin Dünya Kupası’ndan elenmesi yalnızca bir futbol sonucu değildir; çok konuşan, çok bekleyen, çok öfkelenen ama çocukların sporla kurduğu ilişkiyi yeterince ciddiye almayan bir kültürün aynasıdır. Çünkü turnuva öncesinde marş, reklam, sponsor, slogan ve milli heyecan üretiyoruz. Ama aynı ciddiyetle okul sporunu, beden eğitimi dersini, kız çocuklarının spora erişimini, antrenör niteliğini ve yerel spor kültürünü tartışmıyoruz.

.

Türkiye’de futbola büyük bir duygusal ve maddi yatırım yapıyoruz. Ama aynı ölçüde uzun vadeli sportif, pedagojik ve kültürel yatırım yapıyor muyuz? Bu soruları sormadığımız sürece her turnuva aynı döngüye sıkışır: önce abartılı beklenti, sonra sert hayal kırıklığı.

.

Biz sporu çoğu zaman bir gelişim alanı olarak değil, bir sonuç üretme makinesi olarak görüyoruz. Yetişkinler, yıllar sonra sahaya çıkan birkaç yetenekli sporcudan bütün ülkenin duygusal yükünü taşımasını bekler. Altyapı eksikse bile beklenti büyüktür. Spor kültürü zayıfsa bile zafer arzusu çok güçlüdür. Çocukların günlük hayatında hareket azdır ama ekranlarda başarı beklentisi çoktur.

.

Burada başka bir çelişki daha var. Türkiye’de spor başarısı yalnızca futboldan ibaret değil. Hatta son yılların en istikrarlı ve en ilham verici başarı hikâyelerinden biri kadın voleybolundan geliyor. Filenin Sultanları yalnızca maç kazanmıyor; kız çocuklarına bedenleriyle, emekleriyle, disiplinleriyle ve akıllarıyla kamusal alanda güçlü biçimde var olabileceklerini gösteriyor. Fakat bu başarı bile çoğu zaman futbola ayrılan gündem, reklam, sponsorluk ve tartışma yoğunluğunun gerisinde kalıyor.

.

Demek ki mesele yalnızca spor sevgisi değil; hangi sporun, kimin başarısının ve hangi bedenlerin daha değerli görüldüğü meselesidir. Erkek futbolu kaybettiğinde ülke günlerce kriz atmosferine girerken, kadın voleybolu kazandığında çoğu zaman kısa süreli bir gurur dalgasıyla yetiniyoruz. Bu da spor kültürümüzün hâlâ maskülen bir başarı rejimi içinde işlediğini gösteriyor.

.

Futbol, Türkiye’de yalnızca bir spor dalı değil; erkeklik, güç, rekabet, ulusal gurur ve kamusal görünürlükle iç içe geçmiş bir alan olarak kutsanıyor. Kadınların başarıları ise çoğu zaman “gurur duyduk”, “bizi sevindirdiler” gibi duygusal ifadelerle karşılanıyor; fakat kalıcı kaynak, stratejik yatırım, medya sürekliliği ve kurumsal sahiplenme bakımından aynı merkezî konuma yerleşmekte zorlanıyor.

.

Bu tablo yalnızca Türkiye’ye özgü de değildir. UNESCO, spor medyası içeriğinin yalnızca %4’ünün kadın sporlarına ayrıldığını ve spor haberlerinin yalnızca %12’sinin kadınlar tarafından sunulduğunu belirtmektedir. 2026’da yayımlanan Women’s Sport Trust değerlendirmesi de kadın sporunun görünürlüğü artsa bile bunun hâlâ toplam spor yayıncılığı içinde sınırlı kaldığını; 2025’te rekor izlenme ve yayın saatlerine rağmen temel kanallarda toplam spor kapsamının yalnızca %9’unu oluşturduğunu aktarmaktadır.

.

Belki de Türkiye’nin spor kültürünü tartışırken asıl sormamız gereken sorulardan biri de şudur: Bir erkek futbol takımı kaybettiğinde bütün ülke günlerce sistem tartışması yapıyorsa, bir kadın voleybol takımı kazandığında neden aynı derinlikte altyapı, okul sporu, kız çocuklarının spora erişimi ve kadın emeğinin değeri üzerine konuşmuyoruz?

.

Çünkü spor başarıları bile toplumsal cinsiyet hiyerarşilerinden bağımsız değildir. Kimin başarısının “milli mesele”, kimin başarısının “güzel haber” olarak görüldüğü bize çok şey anlatır.

.

Türkiye’nin spor meselesi, Dünya Kupası’ndan elenmek değil; başarıyı hâlâ erkek futbolunun merkezinden okumak, çocukların spor hakkını ise tali bir konu gibi görmektir. Oysa gerçek spor kültürü, kaybeden erkek futbolculara öfkelenmekle değil, kazanan kadın sporcuların açtığı yolu bütün çocuklar için genişletmekle kurulur.

Yorumlar (2)

Vedat ak - 23 Haziran 2026 09:49

Tebrikler hocam

Kullanıcı - 23 Haziran 2026 09:24

Türkiyede futbola diğer spor dallarından daha fazla önem verilmesinin nedenleri: futbolun içinde siyasetin olması, kavganın olması, ideolojilerin olması, 20-30 yıl öncede popüler olması ... Futbol sadece futbol değildir
SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Fikir Yazıları
Hayatını Anlatanlar ve Hayatını Yaşayanlar

Fikir Yazıları22 Haziran 2026 17:43

Hayatını Anlatanlar ve Hayatını Yaşayanlar

ÖZ TERAPİ’DEN ZAMANSIZ AŞK GÜNLÜNLÜKLERİ’NE VE İÇİMİZDEKİ YUVA’YA-2

Fikir Yazıları22 Haziran 2026 17:29

ÖZ TERAPİ’DEN ZAMANSIZ AŞK GÜNLÜNLÜKLERİ’NE VE İÇİMİZDEKİ YUVA’YA-2

SINAV STRESİ: BİR ENGEL Mİ, YOKSA GELİŞİMİN DOĞAL BİR PARÇASI MI?

Fikir Yazıları20 Haziran 2026 17:18

SINAV STRESİ: BİR ENGEL Mİ, YOKSA GELİŞİMİN DOĞAL BİR PARÇASI MI?

Sınav Bitti, Asıl Sınav Şimdi Başlıyor: Veliler Bu Süreçte Ne Yapmalı?

Fikir Yazıları20 Haziran 2026 16:59

Sınav Bitti, Asıl Sınav Şimdi Başlıyor: Veliler Bu Süreçte Ne Yapmalı?

“Bir İnsanı Susturmak İçin Bağırmak Gerekmez”

Fikir Yazıları14 Haziran 2026 23:10

“Bir İnsanı Susturmak İçin Bağırmak Gerekmez”

Sessiz Şiddet: Okullarda Mobbing Gerçeği

Fikir Yazıları12 Haziran 2026 19:45

Sessiz Şiddet: Okullarda Mobbing Gerçeği

NASIL VAZGEÇTİM: BÜYÜK ANLATI ÇÖKTÜ!

Fikir Yazıları12 Haziran 2026 19:24

NASIL VAZGEÇTİM: BÜYÜK ANLATI ÇÖKTÜ!

İNSANLIK AYIBI OLARAK MOBBİNG (BEZDİRİ)

Fikir Yazıları12 Haziran 2026 19:02

İNSANLIK AYIBI OLARAK MOBBİNG (BEZDİRİ)

YAŞLI SÜRÜCÜ TRAFİK AKIŞINI YAVAŞLATAN MIDIR?

Fikir Yazıları11 Haziran 2026 17:50

YAŞLI SÜRÜCÜ TRAFİK AKIŞINI YAVAŞLATAN MIDIR?

Göz Kırpma ve Yalan Söylemenin Nörobiyolojik İpuçları

Fikir Yazıları09 Haziran 2026 23:04

Göz Kırpma ve Yalan Söylemenin Nörobiyolojik İpuçları