Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular Klinik Psikoloji İletişim
Deli Dili

Deli Dili

Dil Felsefesi 23 Mart 2026 19:34 - Okunma sayısı: 19

Mustafa Pala

Bir deli hikâyesi

Türk halk anlatılarında “köyün delisi” biçimde nitelenen karakterlerin belirgin ortak özelliklerini ortaya koyan kısa bir öykü yazacak olsaydık; kurgunun merkezinde yarı bilge, yarı çocuk, norm dışı ama gerçeği söyleyen bir karakter betimlerdik sanırım:

“Güneşin kerpiç duvarları kavurduğu bir öğle sıcağında Delali, köy meydanındaki asırlık çınarın gölgesine bağdaş kurmuş oturmuştu. Üzerinde mevsimlerin her türlüsüne meydan okurcasına kat kat giydiği lime lime olmuş iki kazak, bir hırka ve en üstte de yama üstüne yama vurulmuş bir palto vardı. Bir yandan kendisine sataşıp küfürler savuran yaşlı, genç, çocuk kim varsa tümüne belli belirsiz homurtularla cevap veriyor; bir yandan da kirli mendilini çözüp çıkardığı renk renk cam bilyeleri tozlu toprağa büyük bir özenle diziyordu. Köye nereden geldiği, kimin nesi olduğu, hatta adı bile bilinmeyen bu hırpani meczuba, çocukların en cevvali “Delali” dediği için adı öyle kalmıştı…

“Yine kendi dünyasına çekildi bizimki…” dedi Recep Emmi hem acıma hem de dudağının ucunda sigara gibi taşıdığı tanıdık bir gülümsemeyle. Delali, sadece kendisinin duyabildiği ritmik bir mırıldanmayla hafifçe sallanıyor; bilyeleri keskin bir dikkat ve büyük bir ciddiyetle inceliyor, sanki onlarda zor bela görebildiği gizli bir haritayı anlamlandırmaya çalışıyordu.

Muhtar, alnındaki teri silerek yaklaştı. Aslında hiç keyfi yoktu ama bu suskun meczuba takılmadan da edemedi. Onun “perdesiz” konuşmalarından nedensiz bir keyif alır; bazen ettiği bir sözün köyün hacısını hocasını, hatta öğretmenini bile duraksatmasından herkesten gizlediği bir haz duyardı. “Yahu Delali, bırak şu camları da söyle bakalım; barajın kapağını açalım mı he, ne dersin, yağmur mağmur yağacağı yok; ekinler susuzluktan boyun büktü.”

Delali, parmağının ucuyla bilyelerden birini sertçe ileri itti. Başını yavaşça kaldırdı, bulut grisi gözlerini çok ama çok uzaklarda bir noktaya sabitledi; sesi sanki o uzak noktadan gelen bir yankı gibiydi: “Gölden dökülecek gümüş toprağı doyurmaz muhtar,” dedi; “su zaten yolda.” Muhtar bir anlam veremediği bu sözleri, yine hiçbir anlama yorulamayacak bir dudak ucu gülümsemesiyle yanıtladı; hemen ardından kaşları çatıldı, bastı küfrü gitti…

Gökyüzü masmaviydi, tek bir bulut kırıntısı bile yoktu. Köylüye göre Delali, Allah’ın bilinmez hangi gerekçeyle aklını noksan kıldığı bir fukaraydı ve onun sözüyle iş yapılabilemezdi. Ancak yine de Delali’in gözlerindeki o tuhaf bulutsu grilik, en akıllılarını bile bir anlık da olsa kuşkuya düşürmeye yetmişti…

Akşama doğru hava ağırlaştı. Kuşlar ansızın sustu, rüzgâr yön değiştirip sertleşti… Delali, bilyelerini topladı, özenle mendiline sarıp düğümledi. Yavaş yavaş doğruldu, köyün en yüksek tepesine doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Kimsenin yüzüne bakmıyor; ancak önünden geçtiği her kapının eşiğine küçük, beyaz bir taş bırakıyordu.

Gece başladığında gök adeta yarıldı. O kurak mevsimin ortasında, kimsenin öngöremediği bir sağanak köyü vurdu. Kapıların önündeki o küçük taşlar, şimşek çaktıkça birer uyarı lambası gibi parlıyordu…”

Delilik ve deli dili

Hikâyeyi yürütmek mümkün ama yazımızın meramı bu değil. Konumuz, Platon’un “en yüksek hakikat kapısı”, Erasmus’un “hayatı katlanır kılan”, Nietzsche’nin “yeterince derin düşünmek”, Foucault’un “aklın kendini bastırdığı gölge” dediği; Kierkegaard ve Cioran’ın “toplumun ‘normal’ diye dayattığının ta kendisi” gördüğü; halkınsa “mantıksız ve öngörülemez davranışlar, gerçekle bağlantının kopması ve toplum kurallarına uymama” biçiminde anladığı “delilik” kavramının öznesine ait dil, yani “deli dili”. İş, inanç, düzen gibi toplumsal normların dışında kalan yaşam biçimleri, öğüt vermeyen ama ima eden dolaylı bilgelikleri, geleceğe dair sezgisel hakikatleri söylediği halde ciddiye alınmayan sözleri ile toplum yaşamının ve halk kültürünün vazgeçilmezi olan köyün ya da mahallenin delileri bize ne söyler, nasıl söyler, ona bakacağız.

Günlük iletişim dili ile deli dilinde anlam kuran mantık farklı işliyor. Bu iki işleyiş arasındaki farkı Melih Cevdet Anday’ın aktardığı bir anekdotla açıklayarak başlayabiliriz:“Bir deli, akıl hastanesinde arkadaşına, “Dün gece seni rüyamda gördüm” demiş; arkadaşı da onu, “Ben seni görmedim” diye yanıtlamış.”Melih Cevdet,“Bu konuşmaya gülmekle kalmayalım, ikinci delinin yanıtını anlamaya çalışalım. Bu yanıtın bir mantığı var, ikinci deli, dünya mekânı ile rüya mekânını aynı saymaktadır.”diyor. (Şiir Yaşantısı, Geçmişin Geleceği, s. 84, Türkiye İş Bankası Kültür Yay. 1999).

Günlük dilde “deli” sözcüğü sıkça kullanılsa da klinik ve dilbilimsel literatürde buna karşılık gelen olgu, genellikle “Biçimsel Düşünce Bozukluğu” (Formal Thought Disorder, FTD) bağlamında ele alınıyor. FTD, düşüncenin mantıksal, hedefe yönelik ve tutarlı akışının bozulması sonucu ortaya çıkan konuşma/dil örüntülerini içeriyor. Hafif biçimleri, yalnızca “konuşma akışında sapma” şeklinde iken ağır biçimleri “anlamsız sözcük karışımı” düzeyine dek varabiliyor. FTD, şizofreni, taşkın ya da asabi duygu durumu ile duygu durumu bozuklukları ve bazı nörolojik durumlarda gözleniyor.

FDT’nin dilde görülen özelliklerinin başında “çağrışımların gevşemesi/kopması geliyor. Bu durumda konuşmada, beklenmedik ve mantıksal olmayan sıçramalar görülebiliyor; bir konu hakkındaki düşünce tamamlanmadan, ilişkisiz ya da ilişkisi zayıf başka bir konuya geçilebiliyor. Mantıksal bağın çok zayıf olduğu ya da hiç olmadığı şu cümledeki gibi: “Kahveye gidiyorum, çünkü çantam güneşe bakıyor; güneş sarıdır, sarı benim annem…”

“Biçimsel Düşünce Bozukluğu”nun bir başka önemli özelliği, yeni sözcük üretimi demek olan “neolojizm”. Bu bozukluğu yaşayan kişi, karşısındakinin, anlamını kavrayamadığı yeni sözcükler uydurabiliyor veya sözcüklere kişisel anlam yükleyebiliyor. Örneğin, bir klinik gözlemde saptanan, gözlemci için anlamsız, kullanan için belki de kişisel bir anlam taşıyan “zebrilik” sözcüğünü hasta, “Adam bugünkü zebriliğe takıldı.” gibi bir cümlede kullanıyor.

Bu dilin bir başka özeliğiyse “deli”nin konuşmasında, anlam ilişkisi yerine ses benzerliğine (clang, çınlama) dayalı, uyak (kafiye) ve aliterasyon (sessiz harf yinelenmesi) oluşturan sözcükleri bir arada kullanması; anlam bağlantısı çok zayıf olan ya da hiç olmayan “güneş, ateş, benzeş, neşe, peş peşe…” sözcük ve ikilemeleri bir araya getirmesidir. Sanki konuşanın düşünceleri uçup gitmişçesine sözün akışında ani duraklamalar, cümleyi tamamlamadan kesmeler de “deli dili”nin günlük ve klinik gözlemlerde saptanan özellikleridir.

Bu konuşmalarda sözcük sayısında azalma ve konuşulanların içerik açısından yoksulluğu, hatta yoksunluğu da sık gözlenen bir durumdur. Konuşanın sözlerinde kısa, tek cümlelik yanıtlar veya içeriksiz uzun ama anlamsız cümleler görülebilmektedir. Soruları yanıtlayamama, dolambaçlılık, yanıta ulaşamadan başka yöne sapma, konu dışına çıkma veya konunun etrafında dolanarak ya da ayrıntılara takılıp kalarak asıl soruya gecikmeli ulaşma; aynı sözcüğün, sözcük öbeğinin ısrarla ve anlamsızca tekrarı; zamirlerin kimi veya neyi işaret ettiği belirsizleşen referans hataları… “deli dil”inin gözlenen diğer özellikleridir. Bu özellikleriyle deli dili, konuşmanın bütünsel anlamını çökertirken dinleyenin de zihinsel bir model kurmasını zorlaştırıyor.

Öte yandan konuşma birimlerinin ve hecelerin vurgu, ritim gibi dilsel işlevleri (prozodi) ve ses tonunda değişiklikler, konuşma hızı, duraklama ve akış dengesizlikleri, kimilerinde monoton seyreden, kimilerinde hızlanmış taşkın konuşma özellikleri de gözleniyor.

Bütün bu dil bozukluklarının, salt biçimsel (sentaktik) değil; dilin anlam üretme (semantik), bağlam kullanma (pragmatik) gibi çalışma biçimleriyle yakından ilişkili olduğu biliniyor ve deli konuşmalarındaki böylesi sapmalar, çoğunlukla düşüncenin örgütlenme düzeninin bozulmasıyla açıklanıyor. Bu bozulmadan bağlantı kurma, hedefe yönelik ilerleme ve söylemin hazırlık süreçleri etkileniyor. Bütün bu nedenlerle “Biçimsel Düşünme Bozukluğu” hem dilbilimsel hem de nöropsikolojik bir “vaka” olarak açıklanıyor.

Dilnilim ve dil felsefesinde deli dili

Ama amacımız bunu deyip bırakmak, “deli dili”ni bir “sapma”yla etiketleyerek çekip gitmek değil; onun ne olduğu, anlamı nasıl kurduğunu ve konuşmada rasyonelliğin nerede çöktüğünü anlamaya çalışmak. Bu nedenle dilbilim ve dil felsefesinin konuya yaklaşımını önemli buluyoruz. Nihayet dilbilimsel yaklaşımlardan “Üretimsel Dilbilim” (generative), deli dilinin cümlelerini çoğu zaman sözdizimsel olarak düzgün fakat anlamsal ve söylemsel olarak bozulmuş buluyor. Örneğin“Zaman kırmızı bir merdivendir, çünkü kapılar düşünür.”cümlesinde belli bir gramer yıkımı değil, anlam haritalarının dağılması söz konusudur.

Deli dilini tek tek cümlelerden çok bütün olarak söylem düzeyinde inceleyen metin dilbilimi (text linguistic),“Babam geldi. O zaten oradaydı. Çünkü televizyon konuşuyordu. Annem yani saat.”ifadesine bakarak zamirlerin referanslarında belirsizlik, nedensellik bağlaçlarındaysa keyfilik bulur; metni “bağlı ama anlamsız” olarak değerlendirir. Grice, Sperber ve Wilson’un Pragmatik yaklaşımı ise “deli dili”ni iletişimsel amaçtan yoksun görür. Grice’ın “nicelik, nitelik, bağıntı, tarz” biçiminde sıraladığı konuşanla dinleyenin “iş birliği ilkeleri”, bu dilde sistematik olarak ihlal edilir. Şu önemlidir ki bu ihlal, ironideki gibi bilinçli değildir. Bilişsel dilbilimde (cognitive linguistics) Lakoff ve Johnson’a göre de deli dilinde metaforlar karışarak kavramsal alanlar uygun olmayan eşleşmelerle çözülür:“Zaman bir sandalyedir, ama sandalyeler suçludur.”

Dil felsefesinden bakınca öncelikle “deli dili”nin Wittgenstein’in “Dil Oyunu”nun dışına düştüğünü görüyoruz; çünkü sözcükler, ortak kullanım bağlamından kopuyor.“Tanrı bir düğmedir.”sözünde sorun dilbilgisel yanlışlık değil, “dil oyununun” askıya alınmasıdır. Anlamın gönderimle (reference) kurulduğu analitik felsefeye göre ise deli dilinde referans temelli çöküyor; göndergesi belirsiz sözcüklerle anlam özel, öznel ve paylaşılamaz oluyor; yani dil kamusal olmaktan çıkıyor ve kişiye özel bir dil haline geliyor.

Foucault’a göre delinin dili anlamsız değildir; iktidar tarafından anlam dışı ilan edilmiştir. Bu dilin tarihsel olarak susturulmuş bir söylem olduğunu ileri süren düşünür, dilin yapısal özelliklerinden çok epistemolojik statüsünü sorguluyor. Derrida ise hiçbir zaman sabit olmayan gösterilenin sürekli kaçmasıyla ertelenen anlamın (différance), deli dilinde aşırı kayarak, aslında “normal dilin bastırdığı bir gerçeği” açığa çıkardığını düşünüyor.

Anday’ın aktardığı ve bizim yukarıda andığımız anekdotuna dönecek olursak, şair şöyle devam ediyor:“Bu mantık, şiirin de mantığıdır.”ve ekliyor:“Bir şair, sevgilisine seslenen bir şiirinde bu rüya motifini korkmadan kullanabilir ve şiir severler o şairi hiç de deli yerine koymazlar. Demek bir delinin sözünü bir akıllı söylerse, o söz şiir olur.”Kuşkusuz şiir dili tümüyle “bilinçli bir sapma”dır ve o ayrı bir konudur.

1899 tarihli bir ABD posterinde tasvir edilen romantize edilmiş bir tarmp (serseri). (Wikipedia)

Yine de deli dilindeki sapmanın günlük dildekinden ne kadar “farklılaştığını” görmek için, Trump’a (pardon ‘tramp’a) kadar gitmeden, yazıdaki örneklerden birini şu “normal”in cümlesinkiyle karşılaştırmak yetiyor: “Cumhurbaşkanı Yardımcısı: Tarım sektöründe %12,7 negatif büyüme gerçekleştirdik.” (Gazeteler)

Gel de Delali’ye inanma!

Yorumlar (0)

SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Dil Felsefesi
Algoritma Dili ve Edebiyatı

Dil Felsefesi23 Şubat 2026 10:09

Algoritma Dili ve Edebiyatı

Eğretileme Körlüğü

Dil Felsefesi24 Ocak 2026 20:38

Eğretileme Körlüğü

Nietzsche ve Anlamın Değişen Doğası

Dil Felsefesi21 Aralık 2025 11:06

Nietzsche ve Anlamın Değişen Doğası

Can Yücel’in Ağzına Biber Sürmek!

Dil Felsefesi13 Aralık 2025 20:01

Can Yücel’in Ağzına Biber Sürmek!

Nefret Söylemi

Dil Felsefesi14 Kasım 2025 19:48

Nefret Söylemi

Dil Edinimi ve Anadil Eğitimi

Dil Felsefesi07 Ekim 2025 13:34

Dil Edinimi ve Anadil Eğitimi

Yalan ve Göndergeci Kuram

Dil Felsefesi29 Eylül 2025 19:57

Yalan ve Göndergeci Kuram

Dilin Anlatma Gücü ve Kelimeler

Dil Felsefesi04 Eylül 2025 21:50

Dilin Anlatma Gücü ve Kelimeler

Yeni Dil Sızıları

Dil Felsefesi15 Ağustos 2025 09:54

Yeni Dil Sızıları

YUNUS’UN HERMENÖTİKÇİLERİ:

Dil Felsefesi12 Temmuz 2025 14:20

YUNUS’UN HERMENÖTİKÇİLERİ: "Yunus bir söz söylemiş..."