
Sınıfın kapısından giren her bir çocuk, sadece çantasını değil; evinin atmosferini, anne-babasının endişesini ve dünyanın o bitmek bilmeyen gürültüsünü de beraberinde getiriyor. Bir okul öncesi öğretmeni olarak gözlerinin içine baktığımda gördüğüm o parıltı, ne yazık ki son yıllarda yerini sıkça "kaygı" dediğimiz o gölgeye bırakıyor.
Özellikle bizler, yani depremin o sarsıcı gerçeğiyle yüzleşen bölge insanları için bu kaygı artık sadece psikolojik bir terim değil; çocukların oyun hamuruna, çizdiği resme ve kurduğu cümleye sinen bir gerçeklik.
Peki, henüz ayakkabı bağcıklarını bile bağlamakta zorlanan bu minik yürekler, ne ara bu kadar büyük kaygılar kuşanır oldu?
1. Belirsizlik ve "Güven" Duygusunun Sarsılması
Deprem süreci bize gösterdi ki; bir çocuğun en temel ihtiyacı "dünyanın güvenli bir yer olduğu" inancıdır. Toprak sarsıldığında, sadece binalar değil, çocukların zihnindeki o güvenli kale de yıkılıyor. Camilerde, çadırlarda kurduğumuz o geçici sınıflarda gördüm ki; çocuk, "Yarın ne olacak?" sorusunu sormasa bile, bu sorunun ağırlığını bakışlarında taşıyor. Belirsizlik, kaygının en büyük besinidir.
2. "Mükemmel Çocuk" Projesi ve Performans Baskısı
Afetlerin getirdiği travmanın üzerine bir de modern dünyanın "en iyisi olmalısın" baskısı ekleniyor. Daha oyun hamuruyla tanışmadan; piyano çalması, İngilizce konuşması ve her şeyin en iyisini yapması beklenen bir yarışın içine itiliyorlar. Hata yapma lüksü elinden alınan çocuk, "Ya yapamazsam?" korkusuyla, daha hayatın başında kaygıyla tanışıyor. Oysa bizim çocuklarımızın başarıdan önce huzura ve "hata yapabilirsin" denmesine ihtiyacı var.
3. Ebeveyn Kaygısının Mirası
Biz yetişkinler, farkında olmadan kendi stresimizi bir miras gibi onlara devrediyoruz. Biz dünyayı tehlikeli, belirsiz ve korkutucu bir yer olarak gördüğümüzde; onlar da bu duyguyu bir sünger gibi emiyorlar. Unutmayalım ki, bir çocuğun en güvenli limanı ebeveyninin sakinliğidir. Liman fırtınalıysa, gemi nasıl huzur bulsun?
4. Bağ Kurmanın İyileştirici Gücü
Kaygının en büyük ilacı "aidiyet" ve "güven"dir. Depremin o en karanlık günlerinde, bir cami köşesinde oyun oynarken çocukların yüzündeki o anlık gülümseme bize şunu öğretti: Bir yetişkinin şefkatle bakan gözü ve "buradayım" diyen varlığı, binlerce kaygı hapından daha etkilidir.
Sonuç Yerine...
Bir öğretmen olarak diyorum ki; bırakın üstleri kirlensin, bırakın yanlış boyasınlar, bırakın sadece oyun oynasınlar. Onların parlayan diplomalardan çok, "Seni her halinle kabul ediyorum ve yanındayım" diyen bir bakışa ihtiyaçları var.
Biz dünyayı onlar için daha huzurlu ve öngörülebilir bir yer yapmadıkça, sınıflarımızdaki o kaygılı bakışları silemeyiz. Gelin, o küçük omuzlardaki büyük yükleri beraber hafifletelim. Çünkü çocukluk, bir hazırlık evresi değil; hayatın ta kendisidir.
Eğitim Bilimleri03 Ocak 2026 18:07
Eğitim Bilimleri29 Aralık 2025 09:16