Rasim BAKIRCIOĞLU
Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 22 Haziran 2026 17:29 - Okunma sayısı: 164
ÖZ TERAPİ’DEN ZAMANSIZ AŞK GÜNLÜNLÜKLERİ’NE VE İÇİMİZDEKİ YUVA’YA-2
.
Değerli yazarımız Yeşilyaprak’ın Zamansız Aşk Günlükleri’nin yanı sıra bir de bu yapıtına ilişkin kendisiyle yapılan görüşmeleri ve kendisinin yazdıklarını okudum. Bu okumalarımın bir nedeni de yazarın yaşadığı “aşk”ı zamansız olarak nitelemesiydi. Yapıt dışında söylediklerinde buna bir açıklık getirip getirmediğini aradım. Çünkü ben, aşkın çağrısız konuk olduğunu, şarkıda da vurgulandığı gibi “Ne çilesi çekilir ne ondan vaz geçilir” yoğun bir duygu olduğunu düşünüyorum. Aşkın acılı bir bağımlılık olmasına karşın yaşayanlar içinde “Keşke yaşamasaydım!” diyene de rastlamadım.
.
Sevgili Yeşilyaprak, Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi’ndeki “İçsel Kazımız Zamansız ile Devam Ediyor”başlıklı yazısında özetle şu görüşlerini dile getiriyor:
.
Düşünmemizi sağlayan dilimiz, duygularımızın çığlığına kulak vererek içimizde saklı gerçeklerimize kendimizi açabilmemizi sağladığında insan olmanın gizlerini keşfedebileceğiz belki de.
.
İçsel kazılarla kendi kıtamızı keşfetme çabamızın kendimizi götürdüğü yere dek kendi gerçeğimize tanık oluyoruz ve toplumsal yazılımın katkısıyla zihninin yarattığı BEN yanılsamasını çözmeye ve bu yanılsamanın gizlediği gerçeklerini tanıma yolundaki içsel yolculuğuna bizi de tanık etmek isteği ile bu yapıtları üretiyor.
.
Üç yıl önce geçmişte yaşadıklarının izini sürerek yaptığı içsel yolculuğunun kendisini özgürleştirdiğinden; annesi, babası, arkadaşı ve geçmişteki yaşantılarını etkileyen kişilerle hesaplaşıp onların, sırtına yüklediği yüklerden kurtulduğundan söz etse de bir önceki yazımda da değindiğim gibi ilk kitabının yayımı sonrasında yaşadığı, uykularını kaçıran kaygı, korku ve tedirginliklerinden anladığımız kadarıyla prangalarını parçalama işlemi bitirilip tam bir özgürleşme sağlanamamış.
.
Öyle de olsa; yazdıklarından çok şey öğrenerek kendi gerçeklerimize bir ölçüde bakma olanağını elde etsek bile yazarın bizimle paylaştığı sağaltım seanslarını kendisi kadar yetkinlikle kendimize uygulayamayacağımız açıktır. Bu olgu, elbette yazardan öğrendiklerimizin değerine gölge düşüremez.
.
Zamansız Aşk Günlükleri’nden öğreniyoruz ki yazar, içinde, daha derinlerde yatan boşluğu görüyor.“Yaşam boyu içinde yaşadığımız her şeyin” içimizdeki boşlukları doldurma çabası olduğunu anlıyor.Yaşamımızı bu yolda elde edebildiğimiz anlamlı-anlamsız kazanımlarla tükettiğimizi, içimizdeki boşlukları içimizdeki BEN’den başkasının dolduramadığının bilincinde; içimizdeki boşlukları zamanında karşılanmamış temel gereksinimler olduğunun ayırdında. Yaşamına dokunduğu kişilerle helalleşmiş olsa da yaşadığı “zamansız aşkı” ile tam olarak özgürleşemediğini, gösteriyor. Zamanında karşılanmayan gereksinimlerin beklenmedik bir anda ortaya çıkabileceği, yaşanabileceği olasılığının her zaman söz konusu olduğuna göre, bunu “zamansız” olarak niteleyemeyeceğimizi düşünüyorum.
.
İkinci kitap, yazarın deyişiyle “beklenmedik bir deneyimin tutanaklarından” oluşuyor. Şimdi sıra, yazarın bir ömür biriktirdiği bilgilerinin ışığında, “olgunluk yaşındaki aşkı” nasıl yaşadığına, aşk denen o, insanı derinden sarsan, oradan oraya savuran duygularına aklı ile nasıl baktığına ve o duygularını nasıl yönettiğine bakmaya gelmiş bulunuyor.
.
Yeşilyaprak, aynı sitede yayımlanan“Aşkın Matematiği” başlıklı yazısında;
.
“Sanki ne kadar çaba harcasak da onu anlamada ve anlatmada hep bir şeyler eksik kalıyor.”diyor.
.
Âşıkların birbirlerini bir bakıma kendileri için sevdiklerini; “çünkü ancak âşık olduklarının sevgisi ile kendilerini tamamlamış”dolduklarını, diğerini kendi içinde var ettiklerini, onu kendinden ayrı düşünemediklerini, kendilerini onsuz var edemeyeceklerini duyumsadıklarını; ‘âşık kadın ve erkeğin aynı dünyada yaşadıkları’ biçiminde yanlış bir algıya kapıldıklarını (algı yanılması); ayrı dünyalarda yaşadıklarını; âşık çiftin 1+1’in 1’e eşit olduğunu ve bundan çok mutlu olduklarını; ayrılırlarsa bu toplamın sıfıra dönüşeceğini, bu durumda büyük bir boşluğa düşüldüğünü; bu boşluğun kendilerini yutacağını düşündüklerini vurguluyor. Bu durumda duyulan öfke, kızgınlık ve nefretin altında yoksunluğun, gereksinimin yarattığı üzüntünün bulunduğuna değiniyor. Bu üzüntümüzü yaşama cesaretini gösterebilirsek, -kendisi gibi- içimizdeki o bitmez tükenmez acının doldurduğu korkunç boşlukla yüzleşerek içimizdeki “boş keder kaynağını görebilir, kabul edebilir, yasımızı tutmak için kendimize zaman tanıma, izin verme biçimindeki sağlıklı yolu kat edebiliriz.”diyor.
.
İşte böyle açıklıyor Yeşilyaprak, aşkı ve bitişinde yaşanan bunalımdan kurtulmanın en sağlıklı yolunu. Devamla da aşkın bu matematiğini anlayıp kabul edersek, onun bize sağladığı derslerden pay çıkarabileceğimizi, o payı öğrenip daha sağlıklı yaşama olasılığının bulunduğunu söylemekle yetinmeyip bir de bu yaşantıdan bize kalanın karşımızdakiyle ilgili olmadığını, bizimle ilgili olduğunu belirtiyor.
.
Bir ilginç açıklama da içimizdeki boşluğun, çocuklukta doyurulmayan temel gereksinimlerimizden kaynaklandığı! Bu yargıdan, “çocuklukta temel gereksinimleri doyurulmuş olanların, âşık olmayacakları” sonucunu mu çıkarmalıyız?
.
Yazar, bunun ardından gelen açıklamalarında da Froom’un “Sahip Olmak ya da Olmak ”adlı yapıtında ayrıntıladığı bir gerçeğe değiniyor: Sahip olunan her şeyin yitirilebileceği; yalnızca özümüze kattığı öz ve bizimle kaynaşıp bize ait duruma gelen şeylerin artık bizden koparılamayacağı ya da bunun yitirilemeyecek varsıllıklarımız olduğu gerçeği; yani Froom’un“olmak” dediği, bizim kendimiz olarak yaşamamızı sağlayan güç.
.
Üçüncü yazım: “AŞKIN ZAMANSIZI” OLUR MU?

13 Haziran 2026 14:34

06 Haziran 2026 01:01

18 Haziran 2026 19:33

06 Haziran 2026 18:53

06 Haziran 2026 19:46

11 Haziran 2026 17:50

12 Haziran 2026 19:24

15 Haziran 2026 22:55

04 Haziran 2026 21:26

08 Haziran 2026 09:42