Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

ZITLIKLARIN ÖZEL BİLEŞİMİ: SAVAŞ MI? BARIŞ MI?

MEHTAP ŞİMŞEK GÜRKAN

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 04 Haziran 2026 21:26 - Okunma sayısı: 400

ZITLIKLARIN ÖZEL BİLEŞİMİ: SAVAŞ MI? BARIŞ MI?

ZITLIKLARIN ÖZEL BİLEŞİMİ: SAVAŞ MI? BARIŞ MI?

Bir dünya bırakın biz çocuklara

Islanmış olmasın gözyaşlarıyla…

Adnan Çakmakçıoğlu’ nun yazdığı bu şiiri aklımızda kalan o tınısıyla hatırlıyor muyuz? Belki de birçoğumuzun çocukken öğrendiği ilk şarkılardan biriydi bu. Bir çocuğun dünyaya yükleyeceği manaya daha o minik yüreğiyle yaklaştığı bir yerdi. Bir dünya bırakacaklardı bizlere. Bizler de geleceğe…Bıraktılar mı, bırakabildik mi?

Hangi döneme gidersek gidelim savaşa doğrudan maruz kalmamış veya dolaylı olarak tanık olmamış bir insanı veya topluluğu görmememiz mümkün değildir. Dünya tarihi bitmek tükenmek bilmeyen bir çatışmanın, yıkımın, tükenişin ve yok olmanın türlü örnekleri ve ürünleriyle yazılmıştır. Lev Tolstoy Savaş ve Barış kitabında bu yazgının temeline ışık tutmak istemiş; tarihsel süreçlerin bireysel iradeden ziyade, daha büyük güçler tarafından şekillendirildiğini vurgulamıştır.

Tarihi liderlerin mi yoksa kitlelerin gizli iradesinin mi yazdığı ise felsefi bir temeli olmasa da tarihi felsefi bir temele dayalı sorular çerçevesinde tartışılagelmiştir. Peki bu yükü dünyanın temeline atan ve yükleyen kimdir? Bireyler mi, Kitleler mi, Liderler mi?

Belkıs 14’ünde bir birey… ‘Kendi İçim Yani Bu Benim’ isimli bir şiir kaleme almış. Bakın bu şiirin bazı dizelerine. Kimi, neyi, nasıl göreceksiniz?

KENDİ İÇİM YANİ BU BENİM

Zindanlarda yüreğim

Yangın yeri ciğerim

Suçlu oldum kendi içimde

Suçlayan da benim suçlanan da

Suçları tek tek bana atan da.

Tutuklu oldum kendi içimde

Kelepçe de bendim, anahtarda

O kelepçeyi kendime takan da.

Diken oldum kendi içimde

Gül de ben idim kaktüs de

Kim ne tarafımı seçerse.

Ses oldum kendi içimde

Kargada ben idim bülbül de

Kim hangisini dinlemek isterse.

..

..

14’ündeki Belkıs’ın kendi içini anlattığı ve dışarıya yansıttığı bu ses içsel bir çatışmanın-savaşın içe ve dışa vurumudur. Savaşlar sadece cephelerde değil, insanın kendi içinde de sürekliliğini gösterir. İnsanın zihnindeki o kaosla birlikte yüreklerimizdeki huzur arayışı bitmek tükenmek bilmez. Öyle ki bu çatışmamızdan çevremiz de nasibini alır.

Tolstoy’un Savaş ve Barış isimli eserini karakterlerin savaşı ve barışı üzerinden okuduğumuzda da karakterlerin savaş sürecinde geçirdikleri ruhsal değişimlerin yankısını zıtlıklar çerçevesinde çözümlemiş oluruz. Tolstoy savaştaki tüm vahşete karşın karakterlerin içine kutsal duygular yerleştirerek verir bu olguyu. Nitekim bizler bu olguyu korku ve yıkımın içinde karakterlerin içlerinde oluşan yaşama tutunma ve sevgiyi büyütme duyguları ile anlamlandırırız.

Belkıs’ın zıtlıkların özel bileşimini kaleme aldığı bu dizeler de; içsel dünyadan yola çıkarak dış dünyaya açılan pencereden görülenlerin diyalektik düşünce uzantısı ile yani evrenin zıtlıkların uyumu ve çatışma üzerine kurulu olduğu gerçeğinin muazzam bir özetini ortaya koyar. Doğu felsefesindeki Yin-Yang’dan Batıya doğru hareket ederek ulaştığımız Antik Yunan filozofu Herakleitos’a ve hatta tasavvufta Mevlana’ya kadar birçok düşünür-alim her değişimin ve gelişimin zıt kutupların birbirleriyle olan manasız mücadelesinden doğduğunu anlatmaya, insanlık ise bu büyük dengeyi sorgulamaya ve anlamaya çalışır.

Dünyada her şey zıttıyla doğar.

İyiliğe karşın kötülük vardır.

Geceye rağmen gündüz…

Gençliğe karşın yaşlılık…

Açlığı doyuran bir tokluk vardır.

Beyazlar siyahla kirlenir.

Güzellikler çirkinliklerle derbeder edilir.

Ahiret inancı dahi cehenneme karşın cenneti anlatır.

Dolayısıyla zıtlıklar evrenin dokusunda ve dahi insanın doğasında vardır. Ancak her şeyin zıttı vardır diyerek kalıcı bir barışı savaşa dönüştürmek veya bunu doğal bir seleksiyon olarak atfetmek bireylerin, liderlerin veya kitlelerin gizli iradesinde değil; ancak ve ancak tehlikeli ideolojilerin yükselişinde mevcuttur. Tarih boyunca kitleler, liderler veya bireyler savaşı haklı ve gerekli gösterecek gerekçeleri tehlikeli ideolojiler ile meşrulaştırmıştır.

Antik Roma’ya doğru yol alalım. Romalılar fetihler yapmayı her zaman barbarların saldırılarına karşın bir savunma refleksi olarak sunarak savaşa hukuki ve haklı bir zemine oturttular. Orta Çağ Avrupası’nda Papa II. Urbanus’ un ‘Tanrı Böyle İstiyor’ inancı ve çağrısıyla toplanan kitleler Kudüs’ü ele geçirmenin günahlardan bağışlanma olarak ödüllendirileceği bilinci ile vahşeti meşrulaştırdı. 20. Yüzyıl Nazi Almanya’ sına uzanalım. Nazi ideolojisiyle kendilerini ‘Üstün Irk’ olarak gören halkın hayatta kalmak için yeni topraklara ihtiyaç duyduklarına inandırılarak biyolojik bir üstünlük ve insani bir zorunluluk haline getirdiği bu anlayış; düşmanları-üstün olmayan ırkları yok etmenin tek yolu olarak kutsandı.

O kadar çağlar geri gitmemize gerek kalmadan… diyerek başlasam cümlelerime, aklınıza neler gelir?

Duyuyorum. Filistin diyorsunuz!

Duyuyorum Doğu Türkistan diyorsunuz!

Duyuyorum Karabağ diyorsunuz!

Duyuyorum Srebrenitsa diyorsunuz!

Duyuyorum!!!

Savaşı bir ideale dönüştürmek, arzulamak ve vahşeti yüceltmek insan varlığının yok edilişini gerekli bir olgu gibi sunan bu ilkel yaklaşım tam anlamıyla barbarlıktır, vicdani bir tükeniştir, caniliktir. Evrensel dengede zıtlıkların varlığını bilen olgun ve bilge bir zihin, savaşın dünyadaki yıkıcı varlığını bilir, reddetmez ancak onun yaratacağı tahribata, yıkıma, gözyaşlarına karşın barışı inşa etmek ve korumak adına entelektüel, ahlaki, insani bir duruş sergiler. Nitekim gece çöktüğünde karanlığın içinde bizim de ışığı söndürmemiz kendi karanlığımızı da derinleştirmemize neden olur.

Elbette barış ortamı durağan ve dingin bir halde varlığını koruyamaz ancak savaşın baskısına karşın her gün yeniden üretilerek emek verilerek ve savunularak dinamik bir hal alır. Evren zıtlıkların bileşimi olabilir ve nihayetinde bize gülü de kaktüsü de bülbülü de kargayı da sunabilir. Asıl mesele bizler her kim olur isek olalım ister birey, ister bireylerin yer aldığı kitleler, ister lider; bu zıtlıkların içinde hangisini dinlemeyi, hangi tarafı seçmeyi tercih edeceğimiz tarafımızla, yani insani bir vicdan sesiyle vereceğimiz o büyük insan tarafımızla; ‘Bir Dünya Bırakın Biz Çocuklara!’ diyen sese ‘Oynaya Oynaya Gelin Çocuklar ‘ diyeceğimiz sesle karşılık veririz. İnsan; tüm sarsıcı ve yıkıcı eylemlere rağmen dingin bir barışı inatla ve yürekle koruma savaşı veren soylu bir muhafız olmakla mükelleftir. Çünkü İnsan Nesimi’nin dizelerinde yer aldığı gibidir:

Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim

Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam !

(En küçük varlık da, güneş de benim. Dört (dört unsur: toprak, su, rüzgâr,

ateş), beş (beş duyu) ile altı (altı yön: sağ, sol, ön, arka, üst, alt) da

benim. Sözle anlatılan görünüşü gör, ancak ben anlatılana da sığmam.)

HAZIRLAYAN: MEHTAP ŞİMŞEK GÜRKAN

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Fikir Yazıları Yazıları