Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

ŞİDDETE ÇÖZÜM OKULUN İÇİNDE

ÖZGÜR BOZDOĞAN

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 26 Nisan 2026 21:50 - Okunma sayısı: 10

ŞİDDETE ÇÖZÜM OKULUN İÇİNDE

Okullarda yaşanan şiddet olayları, okul–şiddet ve eğitim–şiddet ilişkisini yeniden düşünmeyi zorunlu hale getirmiştir. Ancak yürütülen tartışmaların büyük ölçüde, şiddeti üreten nedenleri ortadan kaldırmak yerine şiddetin sonuçlarını engellemeye odaklandığı görülmektedir. Sorunun kökenine inmek yerine, sorumluluğun okul dışına taşındığı bir yaklaşım giderek hâkim hale gelmektedir.

Bu çerçevede şiddetin nedeni; dijital mecralara, dizilere, çevrimiçi oyunlara, “eksik maneviyata” ya da yetersiz din eğitimine indirgenmektedir. Bazı kesimler ise zorunlu eğitimin süresini tartışmaya açarak meseleyi farklı bir zemine çekmeye çalışmakta; kimileri de “seküler eğitim” gibi soyut ve tartışmalı kavramlar üzerinden sorunu ideolojik bir alana taşımaktadır. Buna karşılık muhalif sendikalar ve siyasi aktörler, daha çok Milli Eğitim Bakanlığı uygulamalarına ve eğitim sistemindeki yapısal sorunlara dikkat çekmektedir.

Gelinen noktada, meselenin bilimsel ve pedagojik boyutları geri plana itilmiş; tartışmalar büyük ölçüde güvenlik önlemleri etrafında şekillenmeye başlamıştır. Okullara X-ray cihazları yerleştirilmesi, dedektörler, yeni kameralar ve turnike sistemleri kurulması gibi uygulamalar, şiddeti önlemenin temel yolu olarak sunulmaktadır. Bu yaklaşım, okulları birer eğitim kurumu olmaktan ziyade korunması gereken mekânlara dönüştürme riskini barındırmaktadır.

Nitekim sürecin koordinasyonunun İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülmesi de bu güvenlik eksenli bakışın somut bir göstergesidir. Kahramanmaraş’ta yaşanan olayın ardından yapılan toplantının bu çerçevede gerçekleştirilmesi ve sonrasında yayımlanan genelge, yaklaşımın yönünü açıkça ortaya koymaktadır.

Ancak söz konusu genelgenin yalnızca okul çevresine yönelik güvenlik önlemleriyle sınırlı kalmayıp, öğrencilere verilecek psikolojik destek gibi doğrudan pedagojik alanı ilgilendiren başlıkları da kapsaması dikkat çekicidir. Bu durum, sürecin eğitimsel ve gelişimsel boyutundan çok güvenlik perspektifiyle ele alındığını göstermektedir.

Sonuç olarak, ortaya çıkan tablo; şiddeti önlemeye yönelik çabaların, nedenleri ortadan kaldırmak yerine sonuçları kontrol altına almaya yöneldiğini ortaya koymaktadır. Oysa kalıcı ve etkili bir çözüm, ancak şiddeti üreten koşulların bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasıyla mümkün olabilir.

OKUL MU KORUNMALI YOKSA OKUL MU KORUMALI

Pandemi döneminde eğitim tartışmalarının merkezinde, okulun çocukların yaşamındaki işlevi yer alıyordu. Okuldan uzak kalan çocukların korunmasız kaldığı sıkça dile getirilmiş; okulun, çocuğu koruyan en önemli kamusal alan olduğu özellikle vurgulanmıştı. Bugün ise geldiğimiz noktada, çocukları okulun içinde nasıl koruyacağımızı tartışıyor olmamız, yaşanan dönüşümün çarpıcı bir göstergesidir.

Giderek yaygınlaşan yaklaşım; okulların polisler, güvenlik görevlileri ve denetim mekanizmalarıyla çevrili alanlara dönüşmesi yönündedir. Okul girişlerinde üst aramaları, çanta kontrolleri ve sürekli gözetim pratiklerinin sıradanlaşacağı bir döneme doğru ilerlenmektedir. Böyle bir ortamda şu soruyu sormak kaçınılmazdır: Bu koşullarda okul, öğrencinin yaşamında beklenen dönüşümü sağlayabilir mi?

Bu soruya verilecek yanıt büyük ölçüde olumsuzdur. Çünkü okulun temel işlevi yalnızca korumak değil, aynı zamanda özgürleştirmektir. Demokratik bir okul ortamı olmadan çocuğun kendini ifade etmesi, potansiyelini keşfetmesi ve bütüncül gelişimini tamamlaması mümkün değildir. Güvenlik kaygısının merkeze yerleştiği bir okul modeli ise, öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri değil, sürekli tehdit algısıyla karşı karşıya kaldıkları mekânlara dönüşme riski taşır.

Bu noktada, okullarda artan şiddet ile okulun kamusal işlevinin zayıflaması arasında doğrudan bir ilişki kurmak gerekmektedir. Okul, çocuğun toplumsallaştığı, kimliğini inşa ettiği ve yaşamla bağ kurduğu en önemli kamusal alandır. Ancak bu alanın zayıflaması, öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri ve varlıklarını anlamlandırabilecekleri zeminlerin daralmasına yol açmaktadır.

Son yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı politikalarıyla da şekillenen sınav merkezli yapı, bu dönüşümün en belirgin örneklerinden biridir. Liselere Geçiş Sistemi (LGS) gibi elemeye dayalı sistemler, okulları rekabet alanlarına dönüştürmekte; öğrencileri “başaran” ve “başaramayan” olarak ayrıştırmaktadır. Bu durum özellikle akademik olarak geride kalan öğrenciler açısından görünmezlik, değersizlik ve dışlanma duygularını derinleştirmektedir.

Aynı zamanda ekonomik eşitsizlikler de bu tabloyu ağırlaştırmaktadır. Özel okullara erişim imkânı olan öğrenciler ile kamusal okullarda sınırlı imkânlarla eğitim gören öğrenciler arasındaki fark giderek büyümektedir. Kendini akademik, sanatsal ya da sportif alanlarda ifade edemeyen; gelecek umudu zayıflayan öğrenciler açısından şiddet, bir ifade biçimi haline gelebilmektedir.

Bu nedenle çözüm, güvenlik önlemlerini artırmakta değil; okulu yeniden kamusal bir alan olarak inşa etmektedir. Öğrencilerin kendilerini özgürce ifade edebildikleri, eşit imkânlara sahip oldukları ve desteklendikleri bir okul ortamı, şiddetsiz bir eğitim ikliminin de temelini oluşturacaktır.

Kamusal okullar; olanakların eşitlendiği, rehberlik hizmetlerinin güçlendirildiği ve öğrencilerin sanat, spor ve sosyal alanlarda gelişimlerinin desteklendiği kurumlar olmalıdır. Böyle bir yeniden inşa süreci, yalnızca eğitimin niteliğini artırmakla kalmayacak; aynı zamanda okulları şiddetten arındırmanın da en etkili yolu olacaktır.

GÜÇLENDİRİLMİŞ ÖĞRETMEN

Yusuf Tekin, okullarda yaşanan şiddet olaylarına ilişkin yaptığı açıklamada öğretmenlerin “vakarını, otoritesini ve rehberliğini daha da tahkim edeceğiz” ifadesini kullandı. Bu cümle, aynı zamanda öğretmenlerin son yıllarda yaşadığı rol ve statü kaybının da dolaylı bir kabulü niteliğindedir.

Neoliberal dönüşüm yalnızca okulu değil, öğretmeni de değiştirmiştir. Öğretmenler, pedagojik özne olmaktan uzaklaştırılarak, merkezden belirlenen öğretim programlarını uygulayan ve ölçme-değerlendirme süreçlerini yürüten edilgen uygulayıcılara indirgenmiştir. Oysa öğretmen, öğrencinin gelişimine rehberlik eden, eğitim sürecinde yol arkadaşlığı yapan temel aktördür.

Bu dönüşüm, öğretmenlerin mesleki statüsünü zayıflatmakta ve toplumsal algısını olumsuz etkilemektedir. Aynı zamanda öğretmenin otoritesinin aşınması, şiddetin öğretmenlere yönelmesini kolaylaştıran bir zemin yaratmakta; öğretmenlerin okul içi şiddeti önleme kapasitesini de sınırlamaktadır.

Öğretmenlik mesleğinin güçlendirilmesi, yalnızca söylem düzeyinde değil, uygulanan politikalar ve somut iyileştirmelerle mümkündür. Öğretmenleri sürekli mağdur eden bir eğitim yönetiminin, öğretmenlik mesleğini güçlendirmesi beklenemez.

Bugün eğitim sistemi içinde çok sayıda öğretmen farklı biçimlerde mağduriyet yaşamaktadır: ekonomik koşullar nedeniyle emekli olamayanlar, mülakat süreçlerinde hak kaybına uğrayanlar, atama bekleyenler, proje okullarından ayrılmak zorunda bırakılanlar, re’sen görevlendirilenler ve güvencesiz koşullarda düşük ücretlerle çalışanlar… Bu tablo, öğretmenlik mesleğinin içinde bulunduğu yapısal sorunları açıkça ortaya koymaktadır.

Oysa okullarda şiddetin önlenmesinde en kritik unsurlardan biri öğretmendir. Öğretmeni güçlendirmek, mesleki itibarını yeniden tesis etmek ve çalışma koşullarını iyileştirmek; yalnızca öğretmenler için değil, eğitim sisteminin bütünü için hayati önemdedir. Şiddetsiz bir okul iklimine giden yol, büyük ölçüde öğretmenin güçlendirilmesinden geçmektedir.

Okullarda yaşanan şiddet olaylarının farklı nedenleri ve çok sayıda sorumlusu olabilir. Ancak çözümün adresinin yine okulun kendisi olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Şiddeti önlemenin yolu, okulu yeniden güçlü bir kamusal alan olarak inşa etmekten ve öğretmenlerin mesleki statüsünü somut politikalarla güçlendirmekten geçmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere eğitim politikalarını belirleyen tüm aktörlerin, çözümü okul dışı faktörlerde aramak yerine okulun iç dinamiklerini güçlendirmeye yönelmesi gerekmektedir.

Çünkü çözüm dışarıda değil, içeridedir.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları