Prof. Dr. Mehmet ŞİŞMAN
Kategori: Sosyal Bilimler - Tarih: 01 Haziran 2026 22:12 - Okunma sayısı: 75
Mehmet Şişman (Prof. Dr.)[1]
Türkiye Türkçesinde bayram kelimesi; Eski Türkçe ile yazılmış metinlerde, Türkçenin diğer lehçe ve şivelerinde farklı biçimlerde yazılıp söylenmesine karşılık hepsinde aynı anlamlar vurgulanarak sevinç ve mutluluk ifade eder. Bütün milletlerde, özel anlamlar yüklenerek kutlanan belirli günler ile bazı olay ve şahsiyetler çevresinde anılan gün ve haftalar vardır. Bunlardan biri de dini ve milli mahiyetteki bayramlar olup bunlar, belirli bir dinin ve milletin mensuplarının çeşitli değerleri ifade eden ritüellere bağlı olarak topluca kutladığı özel günlerdir. Söz konusu bayramlar, aynı zamanda kültürün de temel unsurlarından olup; sevgi, saygı, birliktelik, yardımlaşma, paylaşma, bütünleşme vb. değerlerin ve süreçlerin canlı olarak yaşandığı müstesna günlerdir.
.
Ülkemizde Mayıs ayının son haftası, dini bayramlardan biri olarak Kurban Bayramı'nın idrak edildiği ve kutlandığı bir hafta olmuştur. Toplumsal değişme sürecinde, hayatın çeşitli alanlarında olduğu gibi bayramların kutlanmasında da birtakım değişmeler yaşanmaktadır. Modernleşme ve kentleşme sürecinde “modern kent” hayatının karmaşıklığına da bağlı olarak değişen bayram kutlama biçimleri, kimi yetişkinlere “nerede o eski bayramlar?” dedirtmektedir. Yetişkinler olarak çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadığımız eski bayramları hatırlayarak anılarımızı tazeleriz; ancak o günleri ve o günlerin bayram kutlama formlarını bütünüyle bugüne taşımak ve yaşatmak mümkün değildir.
.
Bugün ülkemizde bayram günleri gelmeden önceki haftalarda gündemi en çok işgal eden konulardan biri, bayram süreleriyle ilgili olmaktadır. Her ne kadar bayramların zamanı ve süresi önceden belli olmakla birlikte söz konusu süre, bayramın denk geldiği haftanın günlerine de bağlı olarak hükümet kararıyla uzatılabilmektedir. Böylece öteden beri zihinlere “bayram tatili” olarak ifade edilen bir algı yerleşmiş olup bu durum, kimilerince “tatilleşen bayramlar” şeklinde ifade edilmektedir. Dolayısıyla “kolektif bir eylem” formu olan “bayramlaşma”, “bireysel bir eylem” formuna dönüşmekte; “bayram tatili” de şehirli kimi insanlar tarafından kısa bir süre de olsa modern kent yaşamından kaçış olarak algılanmaktadır. Böylece kimileri bayramı, “sılayı rahim” olarak ana-baba ocağı ve akrabalarının olduğu mekanlarda, kimileri de tatil beldelerinde geçirmeyi tercih edebilmektedir.
.
Geleneksel kültümüzde “bayramlaşma” ifadesi, işteş yani ortaklaşa gerçekleşen bir eylemi ifade eder. “Bayram kutlaması” ise; genel olarak yaşça küçük olanların büyükleri araması, ziyaret etmesi, ellerini öpmesi, ikramlarını kabul etmesi şeklinde gerçekleşirken toplu olarak da mabetlerin, kabirlerin, akrabaların, hastaların… ziyaret edilmesi şeklindeki eylemlerle devam eder. Kısaca, bayramlaşmanın özü, küçük ya da büyük olsun, bir toplumu oluşturan insanların birlikte ve topluluk halinde hareket etmesidir. Bayramlaşma, ferdi olarak gerçekleşen bir eylem olmayıp başka insanlarla birlikte icra edilen; kucaklaşma, barışma, paylaşma, halleşme gibi eylemlerle tanımlanır. Geleneksel kültürümüzde özellikle kırsal yerleşim yerlerinde bayram hazırlıkları haftalar öncesinde evlerin, giyeceklerin ve yiyeceklerin hazırlanmasıyla başlar; ziyaretlerin ve ziyaret gruplarının planlamasıyla devam eder; kimin kimlerle birlikte bayram ziyaretinde bulunacağına dair “akran grupları” da önceden belirlenirdi. İlk gün, çocuk ve gençlerin; ikinci ve diğer günler de orta yaş ve yaşlıların büyüklerini ziyaret ettikleri günlerdi.
.
Bizim çocukluğumuzda ailelerin, çocuklarına yeni bayramlık elbise alacak parası olmadığı zamanlarda ya elbiseler ters yüz edilir, yani kumaşın içi dışına gelecek şekilde sökülüp yeniden dikilirdi ya da solan giyecekler, köy bakkalından alınan toz halindeki kumaş boyalarıyla evde kazanlarda kaynatılıp boyanır, yenilenirdi. Yeni ya da yenilenen elbise ve ayakkabılar, bayram öncesindeki son akşam çocuklar tarafından yatmadan önce yatağın hemen başucuna konurdu. Bayram sabahı erkenden kalkılır, bayram namazına gidilir; namaz sonrası cami içinde ya da önünde büyük bir halka halinde topluca bayramlaşma süreci icra edilir; sonra da herkes evine dönerek önceden belirlenen odalarda ya da hanelerde üç-beş haneden getirilen yemeklerle birlikte yemek yenir, yeniden bayramlaşma icra edilirdi. Sonrasında çocuklar ve gençler tarafından oluşturulan akran grupları, bütün köyü oluşturan haneleri tek tek ziyaret ederdi. İkramlar ise hanenin maddi durumuna bağlı olarak genellikle baklava, şeker, çikolata, kuru yemiş vb. ikramı şeklinde olup o zamanlarda para verilmesi pek adetten değildi. Benim yaşadığım köyde, “köy eşrafı” ya da “ak sakallar” olarak sayılan kişilere ait ondan fazla “oda” vardı. Bu odalar, ayrı bir yazının konusu olup adeta bir “sosyal mektep” işlevi görürdü.
.
Bizim çocukluğumuzda uzaktakilerle bayramlaşma için genellikle özel olarak hazırlanmış kartpostallar kullanılırdı. Bu kartpostallar, kırtasiyecilerde ya da şehrin işlek caddelerinde oluşturulan masa ve tezgahlarda satılırdı. Bunlar, genellikle mevsim ve şehir manzaralarından oluştuğu gibi çiçekler, tanınmış kişilerin fotoğrafları vb. şeklinde de olabilirdi. Elbette bunların tercihi, gönderilecek kişiye göre değişirdi. Bazıları, özel kokulu kartları ya da mektup yazma kağıtlarını tercih ederdi. Okullarda bayram tebriki için öğrenciler tarafından resim derslerinde süslenmiş özel kartlar hazırlanırdı. Bunlara yazılan ifadeler de muhataplara göre değişirdi. Zaman zaman mektuplarda olduğu gibi bu kartlardaki mesajların sonuna da bir mani eklenirdi. Bunların gerekli yerlerine adresler yazıldıktan sonra pul yapıştırılır, sonra topluca postaneye (PTT) verilirdi. O zamanlarda iletişim araçları çok sınırlı olup kırsal alanda sınırlı sayıda köyde PTT tarafından verilen tek bir telefon aboneliği vardı. Bu kart ve kartpostallar, muhatapları tarafından adeta bir fotoğraf albümü gibi biriktirilir, saklanır, zaman zaman karıştırılarak hatıralar yad edilirdi.
.
Aradan geçen bunca zaman sonra modern iletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesine bağlı olarak özel ulaşım ve iletişim araçlarının sayısı da artmış; bayram kutlamaları ya da bayramlaşmalar, gelişen iletişim araçlarına bağlı olarak cep telefonlarındaki bazı uygulamalar marifetiyle “akran grupları” yerine oluşturulan “mesaj grupları” vasıtasıyla icra edilmeye başlanmıştır. Bayramlaşma için dijital ortamda tasarlanan “bayram mesajları” ile ilgili çok sayıda “dijital kartpostal” bulmak mümkün olmaktadır. Hatta kimileri, cep telefonunun mesaj yazma imkânlarını kullanma zahmetine katlanmayıp başkaları tarafından kendisine gönderilen dijital materyalleri, oluşturduğu “sanal gruplar”a topluca yönlendirmektedir. Böylece cep telefonunda kayıtlı olan her bir tanıdığını tek tek arama ya da onlara tek tek mesaj yazma zahmetinden de kurtulmuş olmaktadır. Her hâlde “dijital toplum” olmak, aynı zamanda değerler de dahil her şeyin dijitalleştiği, buharlaştığı ve uçucu hâle geldiği bir toplumu da işaret etmektedir.
.
Toplumsal, kültürel, teknolojik değişme sürecinde, değerler de dahil olmak üzere kültürün maddi ve manevi öğelerinde bir takım değişmeler olmaktadır. Bu bağlamda teknoloji, kültürün bir öğesi olup kültürün değerler alanında ya da manevi öğelerinde meydana gelen bütün olumsuz değişmeleri tek başına teknoloji ve dijitalleşmeye bağlamak elbette uygun değildir. Zira teknoloji, insanoğlunun ürettiği ve kullandığı bir araçtır.
.
Kültür, bir toplumu oluşturan fertlere kimlik kazandıran ve onları bir arada tutan “sosyal tutkal” olup bu birlikteliği sağlayan kültürel değerler, ne yazık ki modernleşme çabalarına kurban edilmektedir. Türk toplumu, modernleşme sürecine girdiği Osmanlı yenileşme döneminden beri kültürel değişme sürecine maruz olup bazen bu değişmeler kendiliğinden bazen da dıştan etkilemeye dayalı olarak gerçekleşmektedir. Söz konusu değişmelerin bir kısmı, “kültürel yozlaşma” olarak nitelendirilip modernleşme ve çağdaşlaşma, uzunca bir zamandan beri Batılılaşma, Batılı değer ve kurumları aktarma süreci ile eşdeğer olarak görülmüştür. Kolektivist ve dayanışmacı kültür özellikleri, sanki ilkelliğin bir göstergesiymiş gibi sunulurken bireycilik üzerine kurulan Batı kültürleri, Doğulu toplumlar için varılacak nihai toplum ve kültür tipi gibi sunulmuştur. Bu süreci besleyen bilimsel, sosyal, politik ve ekonomik faktörler, sürecin makro düzeydeki mimarlarıdır. Diğer yandan, kültürü nesilden nesile aktarmada yetersiz kalan eğitim sistemleri, rol model ve iyi örnek olamayan ebeveynler ve eğitimciler de mikro düzeydeki aktörleridir.
.
Esasen sürdürülebilir toplum, sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir eğitim vb. ifadelerle vurgulanmak istenenler; insanın, yaşamın, üretmenin ve tüketmenin anlamını yeniden düşünmektir. Sonuç olarak bizi biz yapan, bir ve diri tutan değerlerimiz, sürekli biçimde yok olmaya yüz tutmuştur. Söz konusu değerler, mazi, hal ve gelecek arasında bir köprü olup gelecekte güçlü bir toplum ve ülke olarak ayakta kalabilmenin yolu, öncelikle toplumu bir arada tutan değerleri canlı ve diri tutmaktır. Aksi halde eğitim sistemleri, zihin, gönül ve beden gücünü, küresel sermayenin hizmetine sunan bireyler yetiştirmeye devam edecektir.
.
[1] Emekli Öğretim Üyesi. Toplum, Eğitim ve Kültür Araştırmaları (TEKA) Dergisi Baş Editörü

01 Haziran 2026 22:12

01 Haziran 2026 23:31