Mehmet KARASU
Kategori: Kitap Tanıtımı - Tarih: 10 Mart 2026 20:27 - Okunma sayısı: 27
Bazı kitaplar okunmaz, yaşanır. Sayın Hasan Güneş’in “Bir Akademisyenin Yabancılaşma Serüveni” tam da böyle bir kitap. Sayfaları çevirdikçe bir öz yaşam öyküsünden çok, bir vicdan muhasebesinin içinde buluyorsunuz kendinizi. Akademik dünyanın duvarları arasında sıkışmış bir insanın, yalnızca mesleki değil, varoluşsal bir sorgulamasına tanıklık ediyorsunuz.
Üniversiteler genellikle bilginin, özgürlüğün ve eleştirel aklın mekânları olarak düşünülür. Oysa bu kitap, o mekânların her zaman öyle olmadığını fısıldıyor. Genç bir akademisyenin idealizmle başladığı yolculuk, zamanla hiyerarşinin sert yüzüyle, yönetsel keyfiyetle, ayrımcılıkla ve psikolojik yıldırmayla karşılaşıyor. Bir insanın emeğinin görmezden gelinmesi, adının bilinçli biçimde geri plana itilmesi, düşüncelerinin dikkate alınmaması… Bunlar yalnızca mesleki hayal kırıklıkları değildir; insanın kendilik duygusunu zedeleyen derin yaralardır.
Hasan Güneş’in metni öfkeli değil; kırgın ama vakur. Yaşadıklarını anlatırken kimseyi mahkûm etmeye kalkmıyor. Daha çok anlamaya çalışıyor. Belki de en çarpıcı tarafı bu: İnsanı ezen sistemi teşhir ederken bile insani ölçüyü kaybetmemesi. Yöneticiliğin bir güç gösterisi değil, bir sorumluluk alanı olduğunu; akademik unvanların insanlık değerlerinin önüne geçmemesi gerektiğini hatırlatıyor.
Kitapta en çok hissedilen duygu, “yabancılaşma”. Kendi kurumunda, kendi emeğinin içinde, hatta bazen kendi düşüncelerinin ortasında yalnız kalmak… İnsan düşüncelerini yaşayamadığında, kendisi olmaktan uzaklaşır. Güneş’in satır aralarında dolaşan soru budur: İnsan, duygu ve düşüncelerini özgürce ifade edemediği bir yerde gerçekten var olabilir mi? Bu soru yalnızca bir akademisyenin değil, çağımız insanının sorusudur.
Eserde ayrımcılığın farklı yüzleriyle de karşılaşıyoruz. Etnik köken üzerinden yapılan imalar, mezhepçi fişlemeler, ideolojik kamplaşmalar… Üniversite gibi evrenselliği temsil etmesi gereken bir kurumun dar aidiyetlere sıkışması, yazarı derinden yaralamış. Fakat o, bu yarayı kinle değil, üretimle karşılamış. Yazmış. Makaleler kaleme almış, kitaplar yayımlamış, öğrenciler yetiştirmiş. Yazmak onun için yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bir iyileşme yolu olmuş.
Kitabın satırları arasında dolaşırken şunu fark ediyorsunuz: Asıl mesele unvanlar değil, insan kalabilmek. Akademik hiyerarşi içinde ezilen ya da dışlanan birinin öyküsü,, bir noktadan sonra hepimizin öyküsüne dönüşüyor. Çünkü adalet duygusu zedelendiğinde, yalnızca bir kişi değil, bütün bir kurum yara alır. İş doyumu azaldığında, bu durum sınıfa, öğrenciye, hatta topluma yansır. Yabancılaşma bireysel bir duygu gibi görünse de aslında toplumsal bir sonuçtur.
Hasan Güneş, yaşadıklarını anlatırken bir aydın sorumluluğunu da hatırlatıyor. Bilimin akılcı zemini ile mistik ve dogmatik yaklaşımlar arasındaki gerilim, sınıfın içine kadar sızmış durumda. Öğrencinin bilimsel bir kuramı “boş ver” diyerek geçiştirmesi, öğretmenin mesleki alanı yerine başka ideolojik yönelimleri öncelemesi… Tüm bunlar, eğitimin yalnızca bilgi aktarmak olmadığını; aynı zamanda zihniyet inşa etmek olduğunu gösteriyor.
Belki de kitabın en güçlü yanı, bütün bu karanlık tabloya rağmen umudu tamamen kaybetmemesi. Eşinin desteği, birkaç vefalı meslektaşı, öğrencilerle kurulan sahici bağlar… Hayatın en zor dönemlerinde bile insanı ayakta tutan şeyin insani temas olduğunu hatırlatıyor bize. Ayrıca, yazmak… Yazmak, susmamak, kayda geçirmek… Deşifre etmenin iyileştirici bir yanı olduğunu sezdiriyor.
Bu kitap, akademik dünyanın iç yüzüne dair cesur bir tanıklık. Ama aynı zamanda daha genel bir çağrı: Gücü eline geçiren herkes, önce kendi insanlığını korumalı. Aksi halde bilgi üreten kurumlar, bilgeliğin değil, kırgınlıkların mekânına dönüşür.
Bir Akademisyenin Yabancılaşma Serüveni, bir hesaplaşma değil; bir anımsatma kitabı. İnsanın en temel hakkının kendisi olabilmek olduğunu, düşüncelerini yaşayamadığında ise içten içe eridiğini anlatıp şunu gösteriyor: Yabancılaşmaya karşı en güçlü direnç, üretmeye devam etmektir. Kalemi bırakmamaktır. İnsan kalmaktır…

09 Mart 2026 13:49

05 Mart 2026 18:01

05 Mart 2026 08:19

02 Mart 2026 06:40

03 Mart 2026 03:16

06 Mart 2026 21:13
02 Mart 2026 20:16

04 Mart 2026 13:05

01 Mart 2026 17:39

01 Mart 2026 14:52