Prof. Dr. Ali Ünal
Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 24 Şubat 2026 23:55 - Okunma sayısı: 13
Taşımalı Eğitimde Öncelik: Maliyet mi, Eğitim Niteliği mi?
Milli Eğitim Bakanı’nın o açıklamasını okuduğumda bir an duraksadım. Hani bazen bir cümle insanı yıllar öncesine götürür ya, tam öyle oldu. Bakanın, “Öğrenciyi değil öğretmeni taşıyalım. Yaklaşık 2 milyon öğrenci taşıyoruz. 15 bin öğretmeni taşısak daha rasyonel olabilir. Böylece öğrenci sayısı 30'un altına düştü diye kapanma riski olan okulları da açık tutabiliriz” sözünü görür görmez zihnimde iki anı birden canlandı.
İlki, yaklaşık kırk yıl öncesinden. Sınıf öğretmeni olarak ilk görev yerim… Küçük bir okul, tek sınıf, kısıtlı imkânlar. Muhtemelen yanlışlıkla aynı okula iki öğretmen atanmışız. Okulda bir sınıf var ama iki öğretmen var. Çözüm mü? Müdür odasını sınıfa çevirmek. 1, 2, 3. sınıflar bana; 4 ve 5’ler meslektaşıma. Benim öğrencilerimin sayısı bir elin parmaklarını zor geçiyor. Deneyimli bir öğretmen yok, rehberlik edecek kimse yok. Müfettiş ziyareti desen, okulun kapanmasına bir gün kala “dostlar alışverişte görsün” diye gelmiş.
İkinci sahne ise yıllar sonra, üniversitede öğretim üyesi olduğum dönemden. Bir öğrencimle sohbet ediyoruz. Özel bir okulda öğretmen, okul yeni açıldığı için öğrenci sayıları az. Sınıfında yalnızca beş öğrenci var. Öğrenci sayısının azlığından şikayetçiydi: Grup çalışması yapamamak, sınıf içi etkileşimin zayıf kalması, iki öğrencinin akademik olarak ciddi biçimde geride olması, sınıfta beklenen dinamizmin oluşmaması… Hatta öğrencilerin bile sürekli öğretmenin gözünün önünde olma hissinden rahatsız olmaları…
Kendim, aday öğretmen olarak sınıfta öğrenci sayısının az olması pek işime gelmiş, öğrencilerimle rahat rahat çalışmıştım. Öğretmen olan öğrencim ise öğrencilerinin azlığından mutsuzdu.
Bakanın taşımalı eğitimle ilgili yeni tasarısı, tam da bu deneyimlerimi çağrıştıran biçimde kırsal bölgelerde çok küçük okulların ve sınıfların yaygınlaşması ihtimalini gündeme getiriyor. Bu ihtimal, yalnızca idari bir ayrıntı değil; öğrenme süreçlerinden sosyalleşmeye kadar uzanan sonuçlar doğurabilecek bir sorun. Köylerdeki okulların açık kalmasına yönelik toplumsal beklenti elbette anlaşılır. Köyde okulun varlığı, çoğu zaman devletin sürekliliği, yerel yaşamın canlılığı ve ortak aidiyet duygusuyla birlikte anlam kazanır. Bu beklentinin sosyolojik karşılığı güçlüdür.
Ancak eğitim politikalarının nihai ölçütü, sembolik kazanımlardan çok pedagojik sonuçlar olmak zorundadır. Taşımalı eğitim modelinin ortaya çıkış mantığı da tam olarak burada yatmaktadır: Öğrencilerin yeterli sayıda ve branşlaşmış öğretmene, daha donanımlı öğrenme ortamlarına ve daha zengin akran etkileşimine erişimini sağlamak. Çok küçük okulların ve birkaç öğrencili sınıfların yaygınlaşması, bu imkânların sürdürülebilirliği açısından ciddi soru işaretleri barındırmaktadır.
Üstelik mesele yalnızca pedagojik değildir. Çok sayıda küçük okulun açık tutulması; yönetim, altyapı, bakım ve personel giderleri açısından yeni maliyetler anlamına gelir. İlk bakışta az sayıda öğretmeni taşımak daha ekonomik gibi görünse de sistem düzeyinde cari ve personel giderlerinin artması söz konusudur.
Sonuçta mesele, yalnızca kimin taşınacağı meselesi değildir. Eğitim sisteminde yapılacak her yapısal değişiklik, pedagojik, ekonomik ve sosyal etkileri birlikte ele alınarak değerlendirilmek zorundadır. Aksi halde, özellikle maliyet kaygısıyla alınıyor izlenimi veren kararlar hem öğretmenler hem öğrenciler açısından istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Daha da önemlisi, bazı öğrencilerin daha sınırlı ve niteliği tartışmalı eğitim koşullarıyla karşı karşıya kalma olasılığı artabilir. Bu noktada en büyük kaygım, kadrolu öğretmenleri köylere taşıyamayan MEB’in köy ve kasabalardaki eğitimi ücretli öğretmenlere havale etmesidir.
Bu nedenle, taşımalı eğitimin mevcut sorunlarının giderilmesine odaklanan, uygulamayı iyileştirmeyi amaçlayan bir yaklaşımın daha isabetli olacağı kanaatindeyim. Tartışmanın yönü, taşımalı eğitim sisteminde taşımanın yönünü değiştirmekten çok, öğrencilerin nitelikli eğitim imkânlarına erişimini güvence altına alacak biçimde güçlendirmek olmalıdır. Küçük okullarda, küçük sınıflarda sadece ders için gelip öğrenciyi, köyü ve köylüyü tanımayan, bir görünüp sonra kaybolan köye günübirlik gelen öğretmenlerle niteliği sağlamak mümkün değildir. Şu anda açık okullarda il ya da ilçe merkezinde oturup köylere kendi olanaklarıyla gidip gelen öğretmenlerin görev yaptığı okullarda bile sorun yaşandığını müfettiş olarak yerinde gözlemlemiş birisi olarak bunu özellikle vurgulamak isterim. Şimdiye kadar bu öğretmenlerin köyde ikamet etmeye özendirilmesini savunuyordum; bu görüşümü korumaya devam edeceğim.
Sorunları azaltılmış, güvenlik ve öğrenme boyutu desteklenmiş bir taşımalı eğitim modeli, birçok kırsal bağlamda hâlâ en gerçekçi seçenektir.

04 Şubat 2026 14:47

05 Şubat 2026 17:51
08 Şubat 2026 18:46

03 Şubat 2026 22:08
18 Şubat 2026 14:36

02 Şubat 2026 23:06

10 Şubat 2026 06:56

16 Şubat 2026 15:55

11 Şubat 2026 14:41

09 Şubat 2026 01:09