Esra Odman İyier ( Yazar )
Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 13 Ocak 2026 18:51 - Okunma sayısı: 29
Bilinçdışı, belirsizlik ve anlatı ihtiyacı üzerine
Bir süredir mitolojik hikayeler tekrar anlatılmaya başladı: Yunan tanrıları dizilerde, İskandinav mitleri bilgisayar oyunlarında, kadim masallar kişisel gelişim kitaplarında, arketipler terapi odalarında dolaşıyor. Bunun anlamı: Bilgi çağında olmamıza rağmen modern insan anlam yoksunu ve kendini bir yere ait hissetmiyor. Bu da onu mitlere yakınlaştırıyor. Mitler sayesinde kendini bulmaya çalışıyor. Çünkü mitler, dünyanın işleyişini açıklamaktan çok insanı anlatıyor.
Carl Gustav Jung’a göre mitler, insanlığın kolektif bilinçdışının imgeleridir (Jung, İnsan ve Sembolleri). Bastırılmış korkularımız, arzularımız, ölümle ilişki kurma çabamız, anneyle, güçle, karanlıkla yüzleşme biçimlerimiz oradadır. Bugün hâlâ Hades’i, Medusa’yı, Prometheus’u anlatmamızın nedeni tarihsel merak değil; bu figürlerin hâlâ aramızda yaşıyor olmasıdır. Modern insanın dili değişmiştir ama bilinçdışı hiç bu kadar konuşkan olmamıştır.
Üstelik yaşadığımız çağ, Jung’un tarif ettiği türden bir çağdır: kolektif kaygı çağı. Pandemi, savaş, göç, iklim krizi, ekonomik belirsizlik, savaşlar, katliamlar…
Sosyolog Ulrich Beck’in, risk toplumu, dediği yerdeyiz artık (Risk Society). Sanayi meşrulaşıp toplumdaki denetim ve güvenlik mekanizmalarının yetersiz kalması sonucu risklerin yayılarak daha tehlikeli anlamlar kazandığı, sanayi toplumunun risk toplumu haline geldiği bir modernlik sürecinden geçiyoruz.
Byung-Chul Han’a göre; sürekli bir tehdit altında olma hali içindeyiz ve yetersizlik duygusuyla yaşıyoruz (Yorgunluk Toplumu, Psikopolitika). Böyle zamanlarda toplumlar bilgiye değil, anlam taşıyıcılarına ihtiyaç duyuyor. Mitler tam da bunu yapıyor. Olan bitenle ilgilenmiyor, olanlara katlanabilmemize yardımcı oluyor.
Bugün süper kahraman anlatılarının patlaması, fantastik edebiyatın ana akıma yerleşmesi, mitolojik dizilerin rekorlar kırması tesadüf değil. Çünkü modern birey artık kendini kahraman gibi değil, savunmasız bir figür gibi hissediyor. Eskiden kahraman ejderhayla dövüşür onu yenerdi. Bugün ise kahraman panik atakla, yalnızlıkla, anlamsızlıkla savaşıyor. Ejderha artık modern insanın içinde ve onu tek başına yenmesi çok zor.
Joseph Campbell; mitlerin özünde insanın dönüşüm ihtiyacını anlattığını söyler (Kahramanın Sonsuz Yolculuğu). Bugün bu kahramanın yolculuğu anlatısının kişisel gelişim kitaplarında, terapi dilinde, hatta girişimcilik hikâyelerinde dolaşması boşuna değil. Ritüelin yerini rutin aldı. Ama başka bir benliğe geçebilmek, dönüşebilmek değişmedi. Hep aynı kaldı.
Bir başka önemli kırılma da: Mit eskiden toplumu düzenlerdi, bugün bireyi onarmaya çalışıyor. Eskiden tanrılar vardı, şimdi iç sesler. Eskiden kehanet vardı, şimdi farkındalık. Psikoterapinin gündelik hayata bu kadar sızması, mitolojik düşüncenin geri dönüşünün başka bir yüzü. Jung’un öğrencisi Marie-Louise von Franz’ın dediği gibi masallar ve mitler, insanın iç dünyasındaki düğümlerin haritalarıdır (Masalların Yorumu). Bugün bu haritalar terapi odalarında yeniden açılıyor.
Modern insanın mitlere dönüşü biraz da şunun itirafıdır: Yalnızım.
Ne bilim ne hız ne verimlilik ideolojisi: “Bunlar neden benim başıma geliyor?” sorusuna gerçek cevaplar üretebildi. Mitler bu soruya cevap vermez ama onlarla yaşamanın yollarını öğretir. Ölümle, kayıpla, kıskançlıkla, kötülükle, yetersizlikle, pişmanlıkla, yoklukla. Bu yüzden mitolojik figürler kusurludur. Tanrılar bile yaralıdır. Modern birey, kusursuzluk anlatısından yorulduğu için mitsel karakterlere yaklaşıyor.
Burada edebiyat devreye girer. Northrop Frye’ın söylediği gibi edebiyat, modern dünyanın mit üretme alanıdır (Anatomy of Criticism). Yeni tanrılar yaratmaz ama yeni içsel durumlar, olaylar ve manzaralar kurar. Bilinçdışına geçitler açar. Okurunu bilgilendirmez, olayları karşılaştırmasına imkân tanır. Kendisiyle, korkusuyla, karanlığıyla bir anlamda gölgesiyle yüzleştirir insanı.
Modern insan mitlere kaçmıyor. Kendine dönmeye çalışıyor. Ama kendine doğrudan bakmak korkutucu ve bu yüzden bir hikâyeye ihtiyacı var. O hikâye mitlerle geliyor. Bu bir kaçış değil insanın kendine varma yolundaki durakları. Bir anlamda insanın içsel yolculuğu.

01 Ocak 2026 21:19

11 Ocak 2026 16:57

01 Ocak 2026 15:36

08 Ocak 2026 07:06

03 Ocak 2026 21:11

10 Ocak 2026 22:15

12 Ocak 2026 03:53

03 Ocak 2026 18:07
11 Ocak 2026 23:52

02 Ocak 2026 19:02