Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Ahlaki Sömürgecilik

Hamit Ölçer

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 01 Nisan 2026 16:04 - Okunma sayısı: 160

Ahlaki Sömürgecilik

Ahlaki Sömürgecilik

Temel sorun, tanıklık ettiğimiz tüyler ürperten gelişmelerin karşısında kendimize özgü standart ahlaki-etik bakış açısının ölçülerini yitirdiğimiz gerçeğidir. Güvendiğimiz, inandığımız, değer verdiğimiz her şeyin temellerinin yıkıma uğradığı ve dahası yıkıma uğratıldığı, insanların gerçekten sevdiği ve gerçekten nefret ettiği şeyi dahi söyleyemediği, her şeyin mutlak bir iyimser olma ve esneklikle geçiştirildiği “ne olsa gider” türünden post-liberal bir çağı yaşıyoruz. Sanılanın aksine çok aşırı bir özgürlük çağında yaşıyoruz ve tam da bu nedenle paradoksal bir biçimde özgürlüğümüzü tümden yitirmiş durumdayız. Çünkü kendimizin gerçekten onayladığı bir değer anlayışının çok dışında standart, seri ve son derece şiddetli biçimde işleyen toplu bir değer katliamıyla karşı karşıyayız. Neredeyse kendi olmamız için hiçbir fırsatımızın ve olanağımızın olmadığı bir çağda yaşıyoruz. Zaten öteden beridir geleneksel, ilkel denilen hiçbir şeye yaşam olanağı tanınmamaktadır. Kadim dünyadan kalanlar çoğunlukla ansiklopedik bir nostaljinin ve ara sıra uğranılan müzelerin donmuş kalıpları olarak zamandan, mekandan, bağlamdan, ruhundan, özünden koparılmış olarak sözde yaşamaya devam etmektedirler.

Tüm dünyada herkesin giderek aynı görsel şovun parçasına indirgenmeye çalışıldığı küresel-sömürücü bir ahlaki yaklaşımın baskın hale geldiğini görmekteyiz. “Kendi”mizin olmadığı, tüm benliğimizle bir “başkası” olmaya çabaladığımız, bundan büyük keyif aldığımız, yani kendimiz olarak değil de bir başkası olarak düşünmenin ve eylemenin bize müthiş hazlar verdiği bu dünyada tamamen başkalarının hayatını yaşamaya yazgılı gibiyizdir ve başkalarının ahlaki standartları bizler için temel ölçüt olmaya başlamıştır.

Ahlaki sömürgeciliği bir bakıma kültür emperyalizminin ya da kültür sömürgeciliğinin çok daha özel bir biçimi olarak yorumlamak gerekirse şu halde ahlaki sömürgecilikte, belirli bir baskın grup kendi ahlaki değerlerini (örneğin soyunmanın ya da çıplaklığın giderek herkes için “normal olduğu”nun empoze edilmeye çalışılması gibi) diğer gruplara karşı evrensel bir norm ve kural olarak dayatmaya çalışır. Sözgelimi, Jennifer Lopez, konserlerinde soyunduğu zaman sanki bu manzarayı “olması gereken”, “normal” bir şeymiş gibi içselleştirmek, benimsemek ve Jennifer Lopez gibi bir yaşam tarzının parçası olmaya çalışmak, ahlaki sömürgeciliğin özneleri olmak, ahlaki sömürgecilerin sömürdüğü bireyler olmak anlamına gelmektedir. Bu bakımdan her ülkede Jennifer Lopez gibi şarkıcıların ortaya çıkışını tam da bu tarz ahlaki sömürgeciliğin bir parçası olarak yorumlayabiliriz. Binlerce yıllık derinlikli kültüre sahip insanlık gelinen noktada Jennifer Lopez’in poposuna odaklanmış, kilitlenmiş durumdadır. Yine örneğin herkes Angelina Jolie’nin dolgun, kalın dudaklarına sahip olmaya çalışıyor ve tüm güzellik uzmanları, cerrahlar, operatörler ve teknolojik araçlarıyla güzellik merkezleri Angelina Jolie'nin dudaklarını yaratmak için seferber olmuş bulunuyorlar. Sanki başka türlü dudaklar mümkün olamazmış gibi. Bu açıdan gelinen noktada mesele bir Jennifer Lopez ya da Angelina Jolie olmak değil, esas mesele, insanlığın korkunç bir anlam ve değer krizinin içinde olduğu gerçeğidir.

Gelgelelim Jennifer Lopez zorla gelin beni seyredin demiyor mesela. Öte yandan sistem de böyle işlemiyor zaten. Ama ta en başından beridir Jennifer Lopez başlı başına belirli bir küresel-tüketim sisteminin bir ürünü olarak zaten önceden planlanmış, programlanmış, kitlelerin belirli beğeni kalıplarınca düzenlenmiş, cilalanmış, parlatılmış ve piyasaya sorunsuz, huzurlu bir biçimde servis edilmiştir. Başka bir deyişle Jennifer Lopez, zaten en başından beridir insanların özlemlerini yansıtan bir büyük yüce fantezi nesnesi olarak yaratılmıştır. Jennifer Lopez "insanlığın yüce poposu" olarak tapınılan yüce bir ikona dönüştürülmüştür. Ve insanlar en temelde bu görsel şova, görsel hazza en başından koşullanmışlardır.

Ülkemiz bağlamında ele aldığımızda bizdeki durum nedir? Mesela kamuoyunda “ünlüler” olarak lanse edilen figüranların son zamanlarda çokça tartışmanın ve eleştirilerin hedefinde oldukları görülmektedir. Özellikle bazı şarkıcıların konser organizasyonlarındaki “aşırıya kaçan” hallerinin epey tartışma konusu olduğu açıktır. Bu noktada, neredeyse hiçbir sınırın, ölçünün, kuralın olmadığı kanaatini uyandıran bazı manzaraların toplumun ciddi tepkisini çektiğini görmekteyiz. Bilhassa kadın şarkıcıların konserlerinde tanıklık ettiğimiz manzaralar gerçekten de toplumsal düzenin ve toplumsal ahlakın sınırlarını zorlayacak türden olduğunu belirtmek gerekir. Şarkıcıların erotik sahne şovlarından, aşırıya kaçan açık-saçık giyim tarzlarına dek uzanan bu pornografik manzaranın toplumsal yaşamın olağan, normal akışının dışında bir biçim almaya başladığı açıktır. Bu anlamda özellikle batı-merkezli dünyanın ünlüleri olarak bilinen ve daha çok pop çağının geç döneminin (lolipop çağının) çok daha yozlaşmış biçiminin figüranlarının (bunların lideri Jennifer Lopez başta olmak üzere) tüm dünyada açıklık-saçıklığı kamusal hayatın evrensel normuna dönüştürme çabası içinde oldukları görülmektedir. Bu tam da ahlaki sömürgeciliktir ve bu ahlaki sömürgecilik akımının temsilcileri ülkemizde Hadise, Gülşen, Aleyna Tilki gibi şarkıcılar yoluyla performe edilmektedir. Bu bağlamda adeta “soyunuyorum, öyleyse varım” türünden bir nudizm (çıplaklık savunuculuğu) akımının rüzgarına kapılmış olan gençlerin de bilişsel ve ruhsal yapıları açısından son derece sömürülmeye elverişli oldukları ve dahası bu sömürü tertibatının parçası olmaya gönüllü biçimde kendilerini kaptırmış oldukları da görünüyor. Dolayısıyla hali hazırda biçimsel olarak ahlaki sömürgeciliğin sadece tek yönlü olarak işlemediği bir çeşit arz-talep, “al gülüm ver gülüm” türünden rızaya dayalı olarak işlediği söylenebilir.

Özellikle kadın şarkıcıların kendi bedenlerini birer erotik, fantezi obje olarak sergilemelerindeki amacın ne olduğunu anlamak zor değildir. Parayı bir şekilde kazanmanın en etkili metotlarından biri olsa gerektir. Ancak daha geniş açıdan bakıldığında bu soyunmacı düzenek, aslında küresel tüketim sisteminin bir parçası olarak çalışmaktadır. Zira tam da sorgulamaktan uzaklaşmış kitlelerin tamamen bilinçsizce tüketime angaje olmaları gibi bilinçsizce görselliğe takılı kaldıklarını görmekteyiz. Ancak burada temel sorun sadece psikolojik değildir. Daha önemli nokta, her şeyin anlamını yitirdiği ve paradoksal açıdan hazzın bile artık haz vermekten uzaklaştığı bir toplumsallıkla karşı karşıya kaldığımız gerçeğidir. Giderek tüm benliğimizle ve varlığımızla görselliğin tahakkümü altına girdiğimiz açıktır ve bu görsellik yazık ki gitgide gözleri daha da kör ettiği söylenebilir.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
Edebiyat - 14 Nisan 2026 20:47

KIRKBEŞ

BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Fikir Yazıları Yazıları