Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Yaşam ve Varoluş Üzerine Bir Deneme

Y. Emrah KAPIŞKAY

Kategori: Yaşam Bilimleri - Tarih: 31 Ağustos 2025 20:54 - Okunma sayısı: 64

Yaşam ve Varoluş Üzerine Bir Deneme

nsanın elinde sahip olduğu tek gerçek, yaşamdır. Ama işin tuhaf yanı şudur ki, insan çoğu zaman yaşadığının farkında değildir. Günler geçer, yıllar devrilir, hayat akıp gider; bizse sanki hep daha sonra başlayacak bir oyunun provasındaymış gibi davranırız. Oysa sahne çoktan açılmıştır, perde inip kalkmaktadır, seyirci yerini almıştır. Yaşam başlamıştır; ve varoluş, bu başlangıcın en çıplak gerçeğidir.

Varoluş, yalnızca “var olmak” değildir. Taş da vardır, ağaç da vardır, hatta yıldızlar da. Ama insanın varoluşu, bir bilinçle yüklüdür. İnsan, varlığının farkında olan tek varlıktır; işte bu farkındalık, ona hem bir yücelik hem de bir yük getirir. Çünkü var olduğunu bilmek, aynı zamanda bir gün yok olacağını bilmek demektir.

Yaşamın Kısalığı

Hayatın en sarsıcı yanı, onun kısalığıdır. Zaman öyle bir hızla akar ki, gençlik bir sabah uyanıldığında gitmiş olur; çocukluk, sadece fotoğraflarda kalır. İnsan, zamanı yakaladığını sanırken aslında o çoktan elinden kayıp gitmiştir. Bu yüzden yaşam, ne kadar uzun görünse de, aslında bir an’dan ibarettir.

Yaşamın kısalığı insana iki yol bırakır: Ya hayatı erteleyerek ölüme hazırlıkla geçirir, ya da her günü biricik bilir, ona sarılır. Kimimiz zamanı öldürür, kimimiz de zamanın içinde uyanır.

Anlam Arayışı

Yaşam, yalnızca süre değildir; bir anlam arayışıdır da. İnsan yaşamakla kalmaz, yaşadığı şeye anlam katmak ister. İşte varoluşçuların dediği gibi: Dünya bize hazır bir anlam sunmaz; anlamı bizim icat etmemiz gerekir.

Bazen bu arayış, insanı umutsuzluğa sürükler. Çünkü evrenin sessizliği karşısında insan çaresizdir. Gökyüzüne bakar, yıldızların görkemini izler, ama onlar ona hiçbir cevap vermez. Bu sessizlikten dolayı Camus, hayatı “absürd” ilan etmiştir. Ve haklıdır da: Çünkü insanın soruları çoktur, ama evren susar.

Ama belki de bu sessizlik, özgürlüğün ta kendisidir. Çünkü hazır bir anlam verilmediği için, insan kendi anlamını yaratmakla yükümlüdür. Ve bu yükümlülük, aynı zamanda onun özgürlüğüdür.

Ölümün Gölgesi

Yaşamdan bahsederken ölümden söz etmemek mümkün değildir. Çünkü ölüm, varoluşun değişmez sınırıdır. Ölüm olmasaydı yaşam neye benzerdi? Sonsuzluğun içinde kaybolan bir süre, değerini yitirir. Bir çiçeği güzel yapan şey, solacak olmasıdır. İnsan da bu fanilikten dolayı kıymetlidir.

Ölümün gölgesi, yaşamın anlamını artırır. Ölüm olmasaydı, belki de hiçbir şeyin önemi kalmazdı. Çünkü ancak sonu olan şeyin değeri vardır. İnsan öleceğini bildiği için sever, çalışır, eser bırakır. Ölüm, yaşamın karşıtı değil, onun tamamlayıcısıdır.

Varoluşun Yalnızlığı

İnsan, varoluşunda temelde yalnızdır. Çünkü ne kadar kalabalığın içinde olursa olsun, kendi bilincini başkasına bütünüyle aktaramaz. Acısını, sevincini, korkusunu yalnızca kendisi yaşar. Varoluş, derin bir yalnızlıktır.

Ama işte bu yalnızlık, aynı zamanda insanı insana yaklaştırır. Çünkü herkes bu yalnızlığı taşır, herkes bu sessiz yükü bilir. Yalnızlığın ortaklığı, belki de insanları bir arada tutan şeydir.

Yaşamak Nedir?

Belki de asıl soru şudur: Yaşamak nedir? Yalnızca nefes almak mı, yoksa farkında olarak var olmak mı? Eğer yaşam sadece biyolojik bir süreçten ibaretse, insanın diğer canlılardan farkı nedir?

Bence yaşamak, hatırlamaktır. Geçmişi belleğinde taşımak, geleceği hayal etmek, şu anı bilerek yaşamaktır. İnsan, yalnızca şimdiyle değil, geçmişiyle ve geleceğiyle de vardır. Yaşam, bu üç zamanın kesişiminde doğar.

Sonuç: Varoluşun Cesareti

Yaşam, anlamı hazır verilmiş bir oyun değildir. Kimi zaman saçma, kimi zaman ağır, kimi zaman da tarifsiz güzelliklerle doludur. Varoluş, insana hem büyük bir yalnızlık hem de sınırsız bir özgürlük yükler.

Bana kalırsa yaşamın özü, bu özgürlüğü cesaretle taşımaktır. Ölümün gölgesini kabul ederek, kısacık hayatı seve seve yaşamaktır. Anlamı hazır bulamadığımız için, onu biz yaratırız. İşte bu yüzden insan, varoluşunu her gün yeniden kuran bir varlıktır.

Yaşam, bize verilmiş bir armağan değil, bir görevdir. Ve bu görevi hakkıyla yerine getirmek, belki de insanın tek hakikatidir.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Yaşam Bilimleri Yazıları