2. ÇOCUK EDEBİYATI ÖĞRETMEN KONGRESİ
20-22 Mayıs 2026 / İSTANBUL
Derleyen: Hasan TURUNÇ
İkinci Çocuk Edebiyatı Öğretmen Kongresi 20-22 Mayıs 2026 tarihlerinde İstanbul’da yapıldı. Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğünün Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü Kongre Merkezinde düzenlediği organizasyona bakanlık yetkilileri, yöneticiler, akademisyenler, yazarlar ve edebiyat alanında çalışmalar yapan çok sayıda öğretmen katıldı.
Programın açılışında kürsüye çıkan eski Milli Eğitim Bakanı ve Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nabi Avcı; kongre kapsamında yapılacak etkinliklerin Türk Edebiyatı’na nitelikli eserler kazandırarak değer katacak ve çocukların yüreğine dokunacak olan öğretmenlerle yazarlara ilham olmasını diledi.
“Kalem Beyni Çalıştırır, Klavye Tembelleştirir”: Konuşmasında “Kalem Klavyeye Karşı” ismiyle yeyımlanan bir makaleden alıntılar yapan Avcı, özetle kalemle yazmanın ve fikirleri kağıda dökmenin dijital araçlarla yazmaya nazaran daha çok uyaranla beyin nöronlarını harekete geçirdiğini belirtti. Yazarken kalem kullanmanın daha kalıcı öğrenmeler sağladığına ve hafızayı güçlendirdiğine dair bilimsel veriler paylaştı.
Daha sonra cebindeki kalemi göstererek “Benim kalemim hep yanımdadır. Dijital aygıtlar hayatımıza ne kadar girerse girsin, sizin de her zaman yanınızda bir kaleminiz olsun” demesiyle salondaki bazı öğretmenlerin kalemlerini göstererek sallamaları renkli görüntülere sahne oldu.
Öğretmen Dünyayı Değiştirir: Bakanların, yöneticilerin ve bürokratların gelip geçici olduğunu iyi bir öğretmeninse kalıcı izler bırakabilme gücüne sahip olduğunu belirten bakan yardımcısı, salonda bulunan katılımcılara “Nabi Avcı Testi” adını verdiği iki soruluk bir test uyguladı:
Soru 1: Sizler ilkokul birinci sınıftayken Milli Eğitim Bakanı kimdi?
İlk sorudan sonra salonda bir sessizlik oldu. Eski bakan, bu testi farklı ortamlarda sıkça uyguladığını ve birinci soruya bugüne kadar sadece bir kişinin cevap verebildiğini belirtti. Bu kişinin de Hasan Ali YÜCEL’in bakanlık yaptığı yıllarda dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ’nün kızı olduğunu açıkladı.
Soru 2: Sizler ilkokul birinci sınıftayken öğretmeniniz kimdi?
Bu sorunun neredeyse herkes tarafından ceveplanabilmesinin “herkes gider, öğretmenin izi kalır” tezini kanıtladığını ifade ederek bu kongrenin düzenlenmesinde emeği geçenlere ve tüm katılımcılara teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.
Kongrenin Satır Başları: Kongre üç gün boyunca paneller, atölyeler ve bildiri sunumlarıyla devam etti. Dijital Dünyada Erdemli Birey Yetiştirmek, Çocuk Edebiyatında Yapay Zeka ve Etik Sorunlar, Çocuk Edebiyatında Yeni Formlar ve Yaklaşımlar, Kültürel Mirasın Aktarımında Çocuk Edebiyatı, Öğretmenler ve Ebeveynler İçin Dijital Okuma Rehberliği, Bilimsel Metinler ve Çocuk Okuryazarlığı, Çocuk Edebiyatı Yayıncılığı ve Okuma Verileri konu başlıklarıyla toplam yedi panel düzenlendi. Bunun yanı sıra Dijital Masal Anlatıcılığı, Oyunlaştırılmış Edebiyat, Görsel Okuryazarlık ve Kitap Resimleme, Çocuk Edebiyatında İllüstrasyonun Yeni Yüzü ve Dijital Çizerlik konu başlıklarıyla toplam beş atölye düzenlendi. Ayrıca öğretmenler tarafından hazırlanan ve kabul gören bildirilerin sunumları yapıldı.
Düzenlenen panellerde konuşan akademisyenler, erdemli birey yetiştirmenin gerçek yaşamla sanal-dijital ortamlar arasında sıkışan bir olguya dönüştüğünü ifade ettiler. Ekran başında geçirilen sürelerin giderek arttığını, bu durumun aynı ev içerisinde yaşayan bireylerin dahi birbirleriyle geçirdikleri nitelikli zamanları oldukça azalttığını belirttiler.
Ne Yapılabilir?: Her şey yetişkin bireylerin dijital rol model olmalarıyla başlayacak. Hanelerin içinde dijital park alanları yaratıp elektronik cihazları oralara bırakabilmek gerekiyor. Dijital botoksla birlikte nitelikli vakit geçirmek çok önemli. Eleştirel düşünme becerisini geliştirmek, mahremiyet bilinci aşılamak, empatiyi ekranların ötesine taşımak ve güvene dayalı bir iletişim ortamı yaratmak dijital uyaranların yaratacağı olumsuzluklara rağmen erdemli birey yetiştirebilmenin en önemli unsurlarıdır.
“Kuşlar Uçar, Balıklar Yüzer, Çocuklar Oyun Oynar”: Oyun çocukların en doğal hakkı. Ailede başlayan etkinlik ve oyunlarla çocukların merak duygusunu harekete geçirerek sorgulama, anlamlandırma kabiliyetlerini arttıran her türlü zenginleştirilmiş etkinlik çok önemli. Sokakta, doğada, parkta koşturan mutlu çocuk seslerine özlem duyar olduk. Dozunu giderek arttıran dijital oyun platformları çocukları ve gençleri ekran başına kilitlemekle kalmayıp, yarattığı bağımlılıkla birlikte bireyleri yalnızlaştıran, sosyal bağlarını koparan ve onları sanal ortamda hiç de güvenli olmayan bir dünyayla baş başa bırakan uçsuz bucaksız bir mecra. Bu dünyada şiddeti giderek normalleştiren ve onu ekranlardan alıp hayata dahil eden; evlerimizde, okullarımızda, sınıflarımızda karşımıza bir tehdit olarak çıkaran bir kurgunun içindeyiz.
Bugün Kaç Metre Okuma Yaptınız?: Paneldeki konuşmasına bu çarpıcı soruyla başlayan ÇİÇEK (Çocuk İçin İçerik Derneği) temsilcisi, okuma alışkanlıklarımızın oldukça değiştiğini belirterek artık derinlemesine anlayarak değil durmadan kaydırarak, bol bildirim, bol reklam ve bol “like” üzerinden anladığımızı zannetiğimiz uyaranlara maruz kaldığımızı ve düşünme yetimizi giderek yitirdiğimizi ifade etti. Ekranı kaydıra kaydıra heba edilen zamanlar nedeniyle üretmeyi bırakıp daha çok tüketmeye odaklanan zihinlerin büyük bir risk altında olduğunu belirtti.
Bir Kukla Bildirisi: Pandemi döneminde aksayan eğitim süreci ve öğrencileri okuldan uzaklaştıran kötü zamanları farklı bir yaklaşımla eğlenceli hale getirerek avantaja dönüştüren bir sınıf öğretmeninin bildirisi dikkatimi çekti. Meslektaşımız ekran başına kilitlenip uzaktan eğitime geçtiğimiz o dönemde öğrencilerin ilgisini canlı tutmak adına dersleri kuklasına anlattırıp öğrencilerinin de kendi kuklalarıyla derse katılmalarını sağlamış. Bu uygulamanın çocukların derslere devamında büyük katkısı olurken kendilerini ifade etme becerilerini de oldukça geliştirmiş. Çok sayıda kaynaştırma öğrencisi olan meslektaşımız, oyunlaştırarak yaptığı okuryazarlık etkinlikleriyle öğrencilerin sınıfa adaptasyonu, ifade becerileri ve gelişen özgüvenleri ile belirgin bir fark yaratmış. Hikaye oluşturma etkinlikleri sonrası ortaya çıkan eserleri çocuk dergilerinde yayımlanmış. Bir süre sonra birkaç öğrencisinin yazıları düzenli olarak yayımlanmaya başlamış.
“Söz Bittiğinde Gözün Zaferi Başlar”: Bu söz yetişkinlerin çocuklara bilgiyi kendi bildiklerinden ibaret sanarak, dayatarak ve çocukların hayal gücüne adeta saldırarak kurdukları her cümle ve bu yaklaşımla yazdıkları her çocuk kitabı için bir sınır ihlali teşhisi konularak söylendi. Tam bu noktada Yazar Yalvaç Ural sorduğu şu soruyla bizleri düşündürdü:
“Çocuk edebiyatı mı, çocuğun edebiyatı mı?: Dijital çağda çocukları pasif dinleyici olmaktan kurtarıp, sürece aktif katılan, edebiyatın nesnesi değil öznesi olarak gören ve sorgulayarak keşfetmeye davet eden metinlere ve eserlere ihtiyacımız var. Bu yaklaşımı vadetmeyen hiçbir kaynak çocukların dünyalarında yer etmeyecektir. Biraz susalım ve çocuklara kulak verelim. Bırakalım hayal güçlerinin sınırsızlığını keşfedip bizim içimizdeki çocukları da uyandırsınlar.
Değişen dünya düzeninde çocuk edebiyatının basılı eserlerine yenilerini eklerken zenginleşen formlarla birlikte yazım yöntemlerinin ve okuma kültürünün de güncellenmesi gerektiği gerçeği gün yüzü gibi karşımızda duruyor. Dijital okumanın hayatımıza hızla girdiğini kabul ederek, bu gerçeği inkar etmek yerine bu alandan da faydalanarak matbu kaynakları zenginleştirmek ve daha ilgi çekici hale getirmek gerekiyor. Bunu yaparken üretimlerin yaş, cinsiyet ve gelişim düzeylerine uygun olması işin en hassas kısmı olacaktır.
Dünyada hızla gelişen basılı çocuk edebiyatı eserlerindeki değişime uyum sağlamak zorundayız. Artık kibrit kutusu boyutlarında ya da akordiyon gibi yaylanarak açılan, hareketli resimlerle boyut değiştiren, yatay formlarda basılıp yana doğru açılarak işbirliği içinde çoklu okunabilen yeni nesil kitap türleriyle karşılaşmak mümkün.
Yabancı Eserlerdeki Gizli Tehlike: Dünyada çocuk edebiyatı alanında birçok eser farklı dillere çevrilerek okurlarla buluşuyor. Bu noktada bazı eserlerin içine gizlenen yönlendirici mesajlardan arındırılarak bireyleri savurmasına, kendi kültüründen, milli manevi duygu ve değerlerden uzaklaşmasına mahal vermemek gerekiyor. Bu tür kaynakların çevirisi yapılmadan önce işin uzmanları tarafından incelenmesi büyük önem arz etmektedir.
Bir Cüce ile Yedi Pamuk Prenses: Okullarda yapılan müsamerelerde çoğu zaman klasik masallar canlandırılarak sahneleniyor. Çocuklara verilen rollerin zaman zaman yarattığı sorunlar konuşulurken yaşanmış bir örnek dikkat çekiciydi. Bir okulda öğretmen Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalını sahnelemek üzere rolleri dağıtmış. Ancak veliler o denli müdahale etmişler ki herkes çocuğu Pamuk Prenses olsun istiyormuş. Bir kişi dışında kimse de çocuğunun cüce olmasını istememiş. Öğretmense onca hazırlık ve emekten sonra oyunu mutlaka sahnelemek istiyormuş. Sahne günü geldiğinde izleyicilerin ağzı açık kalmış. Sahnede bir cüce ile yedi tane prenses varmış.
Yapay Zeka ve Etik Sınırlar (İçimde İntihal Korkusu Var): Yapay zeka artık hayatımızın tam merkezinde ve bu gerçek karşı olsak da savunsak da inkar edemediğimiz ve sıkça faydalandığımız bir alan. Ancak yapay zeka iyi mi kötü mü, olmalı mı olmamalı mı, tehlikeli mi güvenli mi bu konular tartışılıyor ve herkes aynı fikirde değil. Telif hakları, adil kullanım, intihal, emek hırszılığı, doğrulanmamış yanıltıcı bilgi çöplüğü gibi birçok riski içinde barındırıyor. Zihinleri bulandıran bir soru daha var; biz mi yapay zekayı kullanıyoruz, yapay zekamı bizi kullanıyor. Şu an için biz daha çok kullanıyoruz gibi görünse de onunla kurduğumuz duygudan yoksun bu bağ onu bize bağımlı hale getiriyor. Yani şimdilik bizim olduğu kadar yapay zekanın da bize ihtiyacı var. Ancak bizden aldığı verileri biriktirip harmanlayarak oluşturduğu algoritmalar ne kadar büyür ve güçlenir henüz bilemiyoruz. Bilinen şu ki düşünen, üreten, duygudan vazgeçmeyen biz olmalıyız. Fikirler ve üretim bizim, sekreterya işleriyse yapay zekanın olduğu sürece korkacak bir şey yok.
"Görgülü Kuşlar Gördüğünü İşler, Görmedik Kuşlar Ne Görsün ki Ne İşler": Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü’nün başkanlığında gerçekleşen son panelde TÜBİTAK adına konuşan konuk yönetici, kurum olarak temel hedeflerinin çocukları bilime yaklaştırmak olduğunu ifade etti. Uzman bir ekiple nitelikli bilimsel yayımları yurdun her yanına ulaştırabilmek ve bu konuda fırsat eşitliği sağlamak gibi bir hassasiyetlerinin olduğunu belirtti. TÜBİTAK başkan yardımcısı, Bilim Çocuk gibi çok kaliteli yayımları üzerine sürekli yenilerini ekleyerek hiçbir şekilde kar amacı gütmeden tamamen maliyetine küçük bilim insanlarına ulaştırdıklarını sözlerine ekledi.
Ülkedeki kütüphane ve kitap sayılarındaki artışa değinen Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü, çocuk kütüphanelerinden sonra 0-3 yaş bebek kütüphanelerinin de açılması ve yaygınlaştırılması için çalışma başlattıklarını belirtti. Okuma alışkanlığının çok küçük yaşlarda kalp kasını ve beyin kasını geliştirecek etkinliklerle zenginleştirilerek geleceğe taşınabileceğini söyleyen panel başkanı bunun kütüphanelerde ve doğru kitaplarla mümkün olabileceğini ifade ederek oturumu kapattı.
Kapanış: Programın sonunda kürsüye çıkan Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, bakanlık olarak yaptıkları çalışmaları anlattı. Öğretmenler odası buluşmaları ile yaptıkları her iş ve aldıkları her kararı öğretmenlerle istişare ederek hayata geçirdiklerini söyledi. İlki Ankara’da yapılan ikincisiyse bu sene İstanbul’da gerçekleşen Çocuk Edebiyatı Öğretmen Kongre’sini çok önemsediklerini ve bu kıymetli buluşmaları sürdüreceklerini ifade etti. Başlattıkları “Öğretmen Yazar, Çocuk Çiçek Açar” isimli projeleriyle öğretmenlerin yazdıkları öykülerden oluşan seçkileri her sene kitaplaştırarak bu eserleri okullara göndereceklerini ifade edip bu kongrede emeği geçen bakanlık personellerine, üniversite yönetimine ve katılım sağlayan öğretmenlere teşekkür etti. Kongre fotoğraf çekimiyle sona erdi.
Bir İstanbul Masalı: Bir varmış bir yokmuş bile demeye kalmadan rüya gibi geçen bir masal bu. Uçakla başlayan yolculuk boyunca İclal Aydın bana şiir okudu. “Uçak Babama Selam Söyle” diyordu kızımın sesinden ama onu benden başka ne gören ne de duyan oldu. Pilot, uçağın saatte 800 km hızla gittiğini söylerken bana sorsanız gitmiyor havada öylece duruyorduk. Bulutları görmek için aşağı bakmak pek alışık olduğum bir durum değildi ve çocukken havada gördüğüm o ejderhalar, balinalar, kanatlı atlar sanki buhar olup uçmuştu. Ben bunları düşünürken pilotun sesi yeniden duyuldu. "Kaptan pilotunuz konuşuyor: 19 Mayıs Atatürk' ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'mız kutlu olsun." Havada büyük bir alkış koptuğunda uçağın tüyleri ürperdi. Atatürk “İstikbal Göklerdedir” derken ne kadar da haklıydı.
Üniversitede olmak güzeldi. En azından üç günlüğüne üç yanlışım bir doğrumu götürmeden iyi bir okula girebilmiştim. Aydınlık yüzlü gençlerle bir arada olmak iyi hissettiriyordu. Akademisyenlerin bilime tuttuğu ışıktan toplayabildiğim kadarını avuçlayıp ceplerime doldurdum, karanlık çöktüğünde lazım olur diye. Usta yazarların kalemtraşlarından dökülen kalem kırıntılarını toplarken içimi tatlı bir telaş kapladı.
Tramvay, metrobüs, marmaray, feribot derken bu şehirde hareket ediyormuş gibi görünen ne varsa yerinde sayıyor, koşturuyor zannedilen tüm insanlar birer heykeli temsil ediyordu. Değişen tek şey duraklardı, hızla geçip gidense sadece zamandı.
Masalın sonunda İstanbul Boğazı’ndaydım. Tarih tekerrür ediyor ve beni bir türlü affetmiyordu. Madem bu bir masaldı, neden sonunda devler, canavarlar değil de yine iyiler kazanmıyordu? Yok yok! Ya henüz masal bitmemişti ya da iyi ile kötü birbirine karışmıştı. Göz açıp kapayana kadar Galata'nın altından çok sular geçmişti. Boğaziçi Köprüsü görününce boğazım düğümlendi, yutkunamadım. Doyasıya bakamadım da. Kapadım gözlerimi ve sadece sustum. Masal bitti. Sonunda kim kazandı kim kaybetti hala bilmiyorum. Şairle beraber, “İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı...”
Hasan Turunç
hasanturunc47@gmail.com