Günümüzde dünya çapında adına, “Haraç Ekonomisi” diyebileceğimiz bir ekonomik sistem hızla gelişiyor. Değer yok, kültür yok, bilgi- görgü, ahlak yok, hak hukuk yok, üretmek yok… Kitap okumak, bilgilenmek yok –bilgi ve kitap sevilmez zaten-… Tarlada çalışmaz, fabrikada iş görmez, çarşı pazarda alın teri dökmez ama herkesten fazla kazanır. “At imzayı, kazan parayı…” üzerinden bir gecede veya bir saatte sayılı zenginlerinden biri olup çıkıyor ve işin feci yanı ömründe ele avuca sığabilecek bir iş görmemesine rağmen, ileri yaştaki birine “Git çalış!..” diyebiliyor.
Bu sistem tam bir ucubedir aslında. Nasıl tanımlanması gerektiği konusunda görüş ileri sürmekte zorluyor insanı. Sözgelimi, kapitalizm esas olarak sömürü temelinde yürür. Ama içinde bir üretim vardır. Fabrikalar kurar, tesisler inşa eder, değer-artı değer üretir. Yani her koşulda bir üretim fonksiyonuna sahiptir.
Aynı şekilde Sosyalizmde de bir üretim vardır, bir haysiyet vardır. Toplumsal mülkiyete yönelik üretimi her yerde görebilirsiniz. Kooperatifler, birlikler, tesisler, okullar kurar.
Faşizmde bile diktatör, ulusal çıkarlar adına şirketleri üretime teşvik eder.
Haraç sisteminde ise üretim çok kısıtlı veya yok denecek kadar azdır… Bu sistem, kendisine hayatı idame alanı olarak çalışmamayı, emek harcamamayı seçmiştir. Devlet yönetmenin sağladığı imtiyazlarla yola koyulur ve komisyonculuk, ihale, imar, rant, cemaat-tarikat, ideolojik veya nepotik ilişki, mala çökme, uyuşturucu, eroin-kokain, faiz, çek-senet, bahis, kumar, sanal oyunlar, zorla alma, zorla satma ve daha başka şeyler üzerinden ilerler… Ve bu sistemin parçası olanların öne sürdükleri güçlü gerekçelerden biri şudur: “Tarlada, bağda, atölyede, okulda, bir ömür kendi halinde çalışırsanız, konfor sahibi olamazsınız...”
*******
Haraç ekonomilerinin beyin fonksiyonları tamamen çalma-çırpma odaklıdır. Enflasyon, bozulan dengeler, düşen alım gücü, pahalılık ve kitleler
üzerinde derin tahribatlar yaratan benzeri şeyler, bu sistemde fırsata dönüştürülür. Şeytani eğilimler barındıran bir yapıdır bu ve bu yapı için güneşin her gün doğması, komşunun sefaleti önem arz etmez. Acımasızlık, talan-yağma, havadan kazanma, amansız kirlilik oluşturma bu yapının esasıdır. İlgilendiği tek şey, tıpkı bir sincap gibi öteye beriye gömülü olan fıstıkları bulmaktır. (Burada, parantez içinde şunu belirtmeliyim: Eğer bir gün cesaret edip, hırsıza hırsız olduğunu söylemek isterseniz, önceden tedbirli olmanız gerekebilir. Çünkü hırsız, bir anda size kırmızı pelerin görünce öfkelenen boğa gibi saldırabilir. Hain ilan edebilir…)
Haraç ekonomileri kuşkusuz en üst seviyede hırsızlık ekonomileridir. Sistem bir defa hırsızlık veya havadan kazanma üzerinden çalışmaya başladığında, bir ötekini örnek alarak, talan ve yağmayı normal karşılamaya başlar… Bu eğilim de yurttaş üzerinde davranış, alışkanlık ve içgüdülerde oturduğu yerden kazanmaya yönelik hızlı değişimler yaratır.