OKUMUŞLARIMIZIN DA OKUMAMASININ SEBEPLERİ VE ÖNERİLER
Garip bir başlık olduğunun farkındayım. Bir okumamışlarımız var bir de okumamışlarımız var. Okumamışlarımız
zaten lise bile bitirmemiş ve kitap, dergi okumaktan canı sıkılan, bunu eziyet gibi görenler. Okumuşlarımızlardan
kastım, en azından üniversite mezunu düzeyinde olup da entelektüel okuma yapmayanlar. Dolayısıyla
okumuşlarımızın okumamasından, düşünmenin yoğun olduğu, eleştirel olan entelektüel düzeyde okumamayı
anlıyorum. Ülkemizin genel olarak kitap, dergi, makale okumama eğilimi var ama eğitim düzeyi yüksek olan
“okumuşlarımız”ı ele almak, ülkemizin geleceği açısından önemli.
Öncelikle okumuşlarımızın neden entelektüel okumadığına yönelik genel sebepleri açıklayalım. Sonra çözüm
üzerine düşünelim.
Okumuş kitlenin sayıca en kabarık kesimi olan öğretmenler kitap okumuyor. Yapılan araştırmalarda en çok
roman ile kişisel gelişim kitaplarının okunduğu tespit edilmiş. Benim gözlemim de bu yönde. Romanlar içinde de
giderek toplumsal değil mistik, gizemli öğeler barındıran Hürrem Sultan gibi romanlar öne çıkmaktadır.
Öğretmenlere baktığımda onlar da bu tür kitaplar okuyor. Toplumsal gerçekliği anlatan kitap ve romanlar, hatta
kendi alanları olan eğitimle ilgili kitap ve makaleleri de pek okumuyorlar. Peki bu neden böyle? Yani neden
“entelektüel okuma” söz konusu değil?
Okuma, özellikle de entelektüel okuma, zaman ayırmayı, kelimeler, cümleler üzerinde durmayı, sorgulamayı, en
sonunda sorumluluk almayı gerektirir. Buradaki sorumluluk, toplumsal sorumluluk. Entelektüel okumanın
olmamasının en önemli sebebi toplumsal sorumluluktan kaçmak. Toplumsal meseleler üzerine düşünmek,
çözüm üretmek, çözümün parçası olmak, sorumluluk almaktır. Düşünsenize toplumsal sorumluluk almak
istemeyen öğretmen, öğretim üyesi, lise, üniversite mezunu neden eleştirel okuma yapsın ki! Kendisini çözüm
üretmeye, o çözümü yerine getirmeye yönelten kitapları okuması, toplumsal sorumluluktan kaçan insana acı
vermez mi! O halde bu acıyı hissetmemesi için kişisel gelişim ve mistik kitaplar okumak yeterli olacaktır.
Ülkemizin bilimde, sanatta ilerlemesi için kitap okumak yetmiyor. Kitabın, eleştirel düşünmeye ve toplumsal
sorumluluk almaya yönelik olması da gerekiyor. Toplumsal sorumluluk almak istemeyen bireylere bu tür
kitapları nasıl okutacağız?
Geliri yükseltmek, kitapların fiyatlarını düşürmek gerçekçi değil. İstanbul’da birkaç yıl öncesine göre daha fazla
kütüphane var. Üstelik bazı kütüphaneler 24 saat hizmet veriyor. İnternette yüzbinlerce pdf kitap var.
Okullarda, üniversitelerde kitap sayısı ve türü arttı. Mesele kitapların pahalılığı, gelir düşüklüğü değil, istek
olmaması. Ekonomik yapıyla da ilgisi var ama başka düzeyde. O da ekonominin belirsizliği, gelecekten duyulan
kaygı. Ekonomik belirsizliğin yarattığı kaygı, entelektüel düzeyde okuma yapanları ekonomik meselelere
yoğunlaşmalarına, dolayısıyla zaman sorununa, dikkatlerinin dağılmasına neden oluyor. Ekonominin istikrara
kavuşması, zaten okumaya istekli insanların entelektüel okuma oranını artıracaktır.
Gerçekçi olalım ki toplumsal meselelere ilgi, entelektüel düzeyde acı çeken insanlardan daha çok, o meselelerin
kendi meseleleri haline gelmesiyle de ilgilidir. Dolayısıyla entelektüel okumanın öneminden dem vurmak,
toplumsal meselelerde sorumluluk almaktan uzak duran insanları harekete geçirmez. Burada Karl Marks’ın
“insanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen toplumsal
varlıklarıdır” sözü açıklayıcı olacaktır. Bir mesele, kendi meselesi değilse, o meseleyi gidermek için insanlar
mücadeleye girip risk almaz. Kendi meseleleri olduğunda bile mücadeleye pek yakın değildir insanlar. Risk
almaktan, konforlarını bozmaktan kaçınırlar. Koşullar ağırlaştıkça mücadeleye katılır. Entelektüel okuma da
böyledir. Toplumsal mesele, insanın kendi meselesi haline geldikçe ve bunu düşünmek, sorumluluk almak
dışında pek yol kalmadığını anladıkça, entelektüel okuması artacaktır.
Diğer yandan anaokulundan başlayarak eğitimde ezbercilik, sınav odaklılık yerine kendi araştırmaya,
sorgulamaya, senteze, bütüncül ve değer odaklı anlayışa dayanan bir modeli yerleştirirsek eleştirel düşünce,
haliyle de entelektüel okuma da artacaktır. Bütüncül eğitim, bilimlerin, hayatın diğer alanlarının (geçim, iş
hayatı, ekonomi, doğa, spor, insan ilişkileri, hobiler, vb) birbiriyle bağlantılı olması ile ilgilidir. Coğrafya, biyoloji
bilgisinin, köyündeki meyve üretimiyle, ekonomi dersinin pazardaki sebze fiyatıyla, psikoloji bilgisinin
arkadaşlarıyla iletişimini daha iyi nasıl sağlayacağıyla bağı kurulabilmelidir. Bu bağ kavratılırsa öğrenci bilimlere,
derse daha ilgili olacaktır. Bilgiye ulaşma isteği, hayattaki ihtiyaçları karşıladıkça, değerleri kavrattıkça artar.
Değer odaklılık ise, üretmekten, paylaşmaktan, dayanışmadan, sorumluluk almaktan mutlu olan bireyler
yetiştirmektir. Fakat böyle yapan öğretmenler, sürekli konu anlatmadığı için “ders işlememek” ile
suçlanmaktadır. Bizde ders işlemek, müfredattaki konuları anlatmaktır. Öğretmenin, hayatın her alanına ilişkin,
bütüncül, değer odaklı yaklaşımı, ders kapsamına girmez; en fazla birkaç dakikalık öğüt kapsamında düşünülür.
Bizde araştırma, sentez, sunum, tartışma, yeni senteze ulaşma yaklaşımı söz konusu değildir. Haftada bir kez
“okuma saati” ile, panolara okumanın önemine dair yazılar yazmakla, çocuğumuza, torunumuza, öğrencimize
öğüt vermekle yani taşıma suyla olmaz.
Okumak, araştırma, değerlendirme/sonuç çıkarma üzerine kurgulanmalıdır.