OLUMLU PSİKOLOJİDE ŞÜKRAN
Dr. M. Zeki İLGAR
Saygıdeğer Okuyucular
Son dönemlerde, “olumlu psikoloji akımı” insanların psikolojik sağlamlıkları açısından oldukça önemli görülen yeni bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. Mutlu, umutlu, iyimser olma; an’da yaşama, akış deneyimleme ve farkındalıkların arttırılması gibi durumları önemseyen olumlu psikoloji akımıyla birlikte yeni bir uyanış başlamıştır. Bu uyanışta yeni kuşakların şükran duygusunu anlamaları kişilerarası ilişkiler açısından önem taşımaktadır.
Günümüzde kişilerin olumlu yönlerini ve yetkinliklerini inceleyerek güçlü nitelerini ortaya çıkarıp desteklemeye yönelik olarak güçlü bir yönelme başlamıştır. Bu yeni akım, kişilerin güçlü yönlerini fark edip kendilerinin farkında olmaları, hem günlük hayatlarında, hem ilişkilerinde, hem de çalışma hayatlarında daha mutlu, sağlıklı ve başarılı olmalarının sağlanmasını amaçlamaktadır. Ancak bu yaklaşım olumsuzlukları yok saymadan, olumluları öne çıkararak olumsuzlukları azaltmayı amaçlamaktadır.
Olumlu psikoloji kapsamında ele alınan etkenlerden birisi olan ‘şükran’ kavramı, kültürümüzde önemli bir yer tutan, alan yazımda birçok olumlu kavramla ilişkili olan ve aynı zamanda kişin psikolojik sağlamlığını yansıtan bir kavramdır.
Şükran kavramı, en kısa tanımıyla kişilerin sahip oldukları değerleri, yaşadıkları deneyimleri ve gördükleri faydaları fark edip teşekkür etmelerini ifade etmektedir. Şükran kelimesi, TDK sözlüğündeki (1998) anlamıyla “iyilik bilme, minnettarlık, gönül borcu? olarak tanımlanmış olsa da gerçekte daha derin anlamlara sahiptir.
Şükran kavramı yüzyıllardır farklı din, etik, ahlâk ve felsefe alanlarında yaygın olarak ele alınan bir kavram olmasına karşın, psikoloji alanında üzerinde çalışılmaya başlanması yakın zamanlara dayanmaktadır. Bu süreci olumlu psikoloji yaklaşımı hızlandırmış ve şükran duyma olumlu bir kavram olarak alan yazında yoğun şekilde çalışılmaya başlanmıştır. Bu çerçevede bir yandan şükran duymayla alakalı çeşitli değişkenler arasındaki ilişkilere bakılmış öte yandan deneysel şükran müdahalelerinin kişilerin iyi oluşlarına anlamlı etkiler yapıp yapmadığı araştırılmıştır (Kardaş ve Yalçın, 2019).
Bir erdem olarak kavramsallaştırılan şükran kelimesi, zaman ve insan karşısında devam eden teşekkür etme arzusunun ifade edilmesi ve paylaşılması olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca, şükran yararı dokunan, kendisine karşı iyilik yapan, kişiye yönelik olarak sergilenen davranış, hediyeye ya da faydaya karşı gösterilen tutum şeklinde de ele alınabilir.
Alan yazında şükran konusuna duyulan ilginin artmasında etkili olan farklı etkenlerden söz edilmektedir. Emmons’a (2004) göre bu etkenlerden birisi olumlu psikoloji akımının dikkatleri kişilerin güçlü yönlerine ve erdemlerine çekmesi sürecidir. Bu kapsamda, şükran insanların iyi oluşlarını etkileyen temel bir erdem olarak bütün kapsamlı terapilerde değinilmesi gereken bir konudur. İkinci etken sosyal bilimcilerde maneviyata ve dinlere yönelik yenilenen bir ilginin varlığıdır. Bu bağlamda, kişilerin inanç ve maneviyatlarını dışavurumu çabası bilim insanlarını şükran konusuna yöneltmiş olabilir. Şükran konusuna giderek artan ilginin üçüncü bir sebebi de ahlak felsefesinin bir alt dalı olan erdem etiğine duyulan ilginin yeniden canlanmasıdır.
Şükran duyan kişilerin, genellikle kendilerine gösterilen iyiliği ve cömertliği unutmadıkları ve kıymet bildikleri belirtilmektedir (Emmons & Shelton, 2002). Şükran, yaygın olarak deneyimlenen bir duygu olarak aynı zamanda yaşamı bir armağan olarak görmeye yönelik eğilimi taşıyan daha genel bir eğilimi ifade etmektedir. Bundan ötürü, şükran çok boyutlu bir kavram olmaktan, anlık duygulanımdan daha uzun süren bir eğilime kadar farklı biçimlerde kavramsallaştırılabilir. Alan yazında şükran; duygu, ahlaksal erdem, alışkanlık, kişilik özelliği, tutum ve baş etme tepkisi gibi farklı biçimlerde nitelendirilmiştir (Emmons 2009).
Bu bağlamda, yürütülen tartışmalar şükran kavramının; duyuşsal-bilişsel boyutları olduğunu; hem duygulanımların hem de bilişlerin güçlü bir bileşeni olarak karmaşık bir yapı oluşturduğunu göstermektedir. Buna göre, şükran çok boyutlu ve çok katmanlı bir kavram olarak, tanımlanması ve incelenmesi zor olan bir kavramdır. Bu nedenle araştırmacıların konuyu incelerken şükran kavramını hangi düzeyde ele aldıklarını açıkça ifade etmeleri ortak bir anlayış birliğinin oluşmasına ve araştırma bulgularının birbiriyle mukayese edilmesine olanak tanıyacaktır (Emmons 2004).
Alan yazında şükran kavramı; duygu, tutum, ahlaki erdem, alışkanlık, baş etme tepkisi ve kişilik özelliği gibi farklı biçimlerde nitelendirilmiştir (Emmons, 2009). Bu bağlamda, alan yazında yapılan tartışmalar şükran kavramının; hem duyuşsal-bilişsel boyutlara sahip olduğunu; hem de duygulanımın ve bilişlerin baskın bir bileşeni olarak karmaşık bir yapı olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre, şükran kelimesi çok katmanlı bir kavram olarak, ele alınması ve tanımlanması zor olan bir kavramdır. Bu nedenle araştırmacıların konuyu incelerken kavramı hangi seviyede ele aldıklarını açıkça ifade etmeleri hem ortak bir anlayış birliğinin kurulmasına hem de araştırma bulgularının mukayese edilebilmesine imkan sağlayacaktır (Emmons, 2004).
Şükran ile ilgili alan yazın, şükran duymayı genel bir kişilik niteliği olarak ve genel eğilim doğrultusunda farklı durumlarda ortaya çıkan duygu şeklinde, bazı hallerdeyse kişilik eğiliminden bağımsız olarak oluşan bir duygu diye kavramsallaştır-maktadır (Kardaş ve Yalçın, 2018).
Roberts (2004) şükran kelimesini iyilik yapan, iyiliğin kendisi ve kendisine iyilik yapılan kavramları bağlamında incelemiş, şükranın daha çok, kişinin gördüğü bir yardım veya iyilik karşısında yardım edene yönelik minnet duyguları şeklinde tanımlana-bileceğini belirtmiştir. Bu bakışa göre, şükran duygusundan söz etmek için, önce yapılan bir iyiliğin fark edilerek kabul edilmesi ve bunun nedeninin bireyin kendisine değil, Tanrı veya insan gibi dışarıdan bir kaynağa yüklenmesi gereklidir. Bu açıdan şükran duygusu temelde kişilerarası bir duygudur.
Bu nedenle Roberts’a (2004) göre eğer kişi gördüğü bir iyiliği veya yaşadığı olumlu bir durumu dışarıdan başka birine yüklemiyor ve bu konuda belirli bir kaynağa şükran hissetmiyorsa kişinin yaşadığı duygu şükrandan ziyade memnuniyet duygusudur ve bunun şükran olarak kabul edilmesi yanıltıcı ve yanlıştır. Buna göre, şükran kavramı belirli şartlar altında ortaya çıkan bir duygu ya da genel bir kişilik eğilimi şeklinde kavramsallaştırılabilir. Bazı kişiler belirli yaşantılardan sonra o yaşantıya has bir şükran duygusu hissedebilir fakat bu genel bir eğilimin sonucu değilse şükran olarak sayılmayabilir (Kardaş ve Yalçın, 2018).
Şükran Duymanın Öğrenilmesi
Olumlu psikolojinin temel amaçlarından biri, kişilerde iyilik halinin ve esenliğin artırılmasıdır. Bu amaçla kullanılan farklı alıştırmalar “olumlu müdahale? olarak adlandırılmaktadır. Olumlu müdahalenin genel anlamda kabul edilmiş olan kesin bir tanımı bulunmamaktadır. Bununla birlikte tanımlamak çabasıyla Park & Biswas-Diener (2014), yapılan bir uygulamanın olumlu müdahale sayılabilmesini genel anlamda aşağıdaki üç yapıya da uymasına bağlamaktadır.
- a) yapılacak müdahale uygulamaların olumlu konulara odaklanması,
- b) müdahalelerin olumlu mekanizmaları olması ya da müdahale neticesinde olumlu sonuçlara ulaşmanın amaçlanması;
- c) müdahalelerin bir zayıflığı düzeltmek için değil, kişiyi daha sağlıklı bir yaşama ulaştırmak için düzenlenmesi gerektiğini belirtmektedirler (akt. Teoman, 2015).
Bu alıştırmaların seçimi, kişisel özeliklere, kazanılması veya geliştirilmesi istenen değerlere göre değişmektedir. Ayrıca, olumlu psikoloji müdahalelerine katılan kişilerin devamlılıklarının sağlanması adına güdüleyicilerin olması ve olumlu psikoloji alıştırmalarından keyif alınması oldukça önemli kabul edilmektedir. Lyubomirsky ve diğerleri çalışmalarında, içsel motivasyonu yüksek olan kişilerin olumlu psikoloji alıştırmalarına devam etme konusunda daha iyi motive olduklarını ve müdahaleler neticesinde kazanımlarının dışsal motivasyonla katılmış kişilere göre daha yüksek olduğunu ifade etmişlerdir (akt. Schueller, 2010).
Schueller (2010), sıklıkla kullanılan olumlu psikoloji alıştırmalarını ya da müdahalelerini aşağıda sunulan altı başlık altında ele almıştır:
- Aktif-Yapıcı Yanıtlama Alıştırmaları: Bu alıştırmada katılımcılar, gerçekleşmiş olan güzel olayları aralarında soru-cevap şeklinde ve aktif şekilde paylaşırlar. Bu alıştırmanın özellikle kişilerarası ilişkilerden duyulan doyum ve bireysel esenlik üzerinde çok olumlu ve güçlü etkisi olduğu bulunmuştur (Gable ve diğ., 2004).
- Şükran Ziyaretleri: Katılımcıların, daha önce şükranlarını ifade etmedikleri yakınlarını, arkadaşlarını ve ailelerini ziyaret edip onlara şükranlarını belirtmeleri istenmektedir. Bu alıştırmayı kullanan Seligman ve diğ., (2005), depresif semptomların azalmasında ve mutluluğun artırılmasında bu uygulamanın etkileri belirlenmiştir.
- Şükran Müdahaleleri: Bu müdahale ve alıştırma kapsamında, araştırmacıların belirlediği zaman örüntüsü içerisinde, örneğin her akşam, haftada bir gün ya da üç günde bir hayatlarında gerçekten şükran duydukları üç durumu yazmaları istenmektedir. Bu müdahaleyle özellikle başta esenlik hali yanında daha birçok olumlu değişkenle, olumlu yönde yüksek ve anlamlı ilişkisi vardır (Emmons ve diğ., 2003).
- Hayatı Özetleme Alıştırmaları: Bu alıştırmada katılımcılardan kendi hayatlarını düşünmeleri ve gelecekte torunlarına hayatlarını aktarmaları istenseydi neleri anlatmak isteyeceklerini yazmaları istenmiştir. Uygulamanın üzerinden birkaç gün geçtikten sonra, gelecekte hayal ettikleri hayata ulaşmaları için nelere daha çok dikkat etmeleri ve neleri değiştirmeleri gerektiği gibi konularda paylaşım yapmaları istenmiştir. Seligman & Rashid, yaptıkları çalışmalarında bu yöntemi kullanarak depresif belirtileri azaltıp, iyilik ve esenlik hallerini artırmışlardır (akt. Schueller, 2010).
- Zevk Alma Alıştırması: Bu uygulamada, katılımcılardan mutlu oldukları ve keyif aldıkları en az 2-3 şeyi hayal etmeleri ve bu keyifleri içlerinde yaşatabildikleri ölçüde yaşatmaları istenmiştir. Buradaki temel hedef, mutluluk ve keyif veren olumlu duygulara odaklanarak o duyguların kişi üzerindeki etkilerini artırmaktır. Bu alıştırma, şükran boyutunda ele alınan “şükran niyetleri? alıştırma ve uygulamalarına temelde benzerlik göstermektedir. Bu alıştırma aynı zamanda olumlu psikoterapide uygulanan yöntemlerden birisidir.
- Güçlü Yanlar Alıştırmaları: Bu alıştırmadan önce mutlaka Seligman & Peterson?ın geliştiği, kişilerin güçlü değerlerini veya niteliklerini gösteren ölçeğin uygulanması gerekmektedir. Böylelikle, kişilerin sahip oldukları en güçlü ve yüksek değerler ortaya çıkacaktır. Bu alıştırmada, katılımcılardan bu değerler üzerinde ciddi olarak düşünüp, hayatlarının öteki alanlarında bu değerleri ve güçlü yanlarını nasıl kullanabileceklerini ve değerlendirebileceklerini arayıp bulmaları ve geliştirmeleri istenmektedir.
Yukarıda ifade edildiği gibi, olumlu psikoloji alan çalışmalarında uygulanan farklı müdahaleler kişilerin güçlü yanlarını, kendilerine ve hayatlarına ilişkin farkındalıklarını arttırabilmek amacıyla gerçekleştirilmektedir (Sheldon ve diğ., 2011).
Erdem etiğinde şükran kutsal boyutundan soyutlanmış olarak salt kişilerarası bir olgu biçiminde de gözlemlenmiş, filozofların şükranın tanımı ve etkilemeleriyle alakalı zengin tartışmaları olmuştur. Buna göre, yüzyıllardan beri dinde ve felsefede çeşitli boyutlarıyla tartışılan şükran bir kavramının özünde kişilerarası bir boyutunun da olması, bu kavramın ruh sağlığı alanı açısından çeşitli yansımalarının olabileceğini göstermektedir (Kardaş ve Yalçın, 2018).
Şükranın Gelişmesini Olumsuz Etkileyen Etkenler
Alan yazında şükranın çevresel bir engelleme olmadığında, kişilerde doğal olarak gelişen bir nitelik olduğu belirtilmektedir. Bu durum kişilerde şükran özelliğiyle uyumlu olmayan ya da şükranın gelişmesinin önünde kimi zaman engel olarak duran çeşitli etkenlerin olabileceğini göstermektedir. Emmons’a (2009) göre, kurban olma, kişilerin eksikliklerini kabul edememe, kıskançlık, kin duyguları, üstünlük kurma ve maddi şeylere fazlaca önem vermenin hayatta şükran duymayla çok uyumlu olmadıklarını ve şükran duymayı olumsuz etkilediklerini belirtmektedir. Bu niteliklerden bazılarının kökeni kişiliğin derinliklerinde bulunabilir. Şükranı engelleyen kişilik özelliklerinden birisi narsizmdir. Narsisizm düzeyi yüksek kişiler ayrıcalıklı özel bir ilgiyi hak ettikleri ve oldukları konusunda yanlış bir algıya ve kendilerini abartılı biçimde önemli ya da üstün görme eğilimine sahiptirler. Bu nitelikleriyle her şeyi hak ettiğini düşünen narsistlerin şükran duymaları daha güçtür. Bunlardan ötürü, uygulamada şükran müdahalelerine başlamadan önce, şükran duymayı geliştirmeye engel oluşturabilecek bu tür durumların ele alınması gerekir (Emmons 2009).
Şükran Duymanın Gelişimi
Kişide şükran duygusunu geliştirme konusunda alan yazında farklı tekniklerden bahsedilmektedir. Bu tekniklerden biri Yoshimoto’nun geliştirdiği tekniktir. Bu uygulamaya göre kişinin hergün kendisine aşağıdaki soruları sorup cevaplaması gerekmektedir.
“Bugün insanlardan ne aldın?”
“Bugün insanlara ne kazandırdın?”
“Bugün kendin için ne yaptın?”
“Bugün insanlar için ne yaptın?”
“Bugün insanlara ne tür zorluklar ve olumsuzluklar yaşattın?”
“Bugün kendine ne tür zorluklar ve olumsuzluklar yaşattın”
Bu soruları cevaplamak için tutulan “şükran günlükleri” kişinin kendisini iyi hissetmesi yanında insanlara iyilikler yapmaya yöneltmektedir.
Şükran Duymanın Yararları
Yapılan araştırmalarda kişilerin kişisel ve sosyal iyi oluşları ile şükran duygusunun doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkili olduğu ifade edilmektedir. Sürdürülebilir mutlulukla ilgili olarak çalışmalar yapan ve şükran duymayı sürdürülebilir mutluluğun önemli bir bileşeni gibi gören Lyubomirsky’e (2008) göre şükran, insanların mutluluğu elde etmek için yararlanmaları gereken bir metastratejidir.
Bu yaklaşıma göre şükran duymak, merak etmek, olumsuzlukların güzel yanını görmek, takdir etmek, bolluğu ve zenginliği fark etmek yanında bunların derinine inmek, hayatımızdakilere ya da Tanrıya teşekkür etmek, sahibi olduğumuz güzelliklerin ve nimetlerin farkında olmak ve bunları ifade etmektir. Şükran verilen şeyleri hakkı gibi görmemek, lezzet almak, baş etmek ve şimdi odaklı olmaktır.
Bu anlayışa göre, şükran duygusuna sahip olma kişiler için olumsuz duygulara karşı bir panzehirdir ve çekememe, hırs, düşmanlık, endişe, kıskançlık ve kızgınlık gibi olumsuzlukları etkisizleştiren bir duygudur. Ancak ortalama bir kişi, şükranı sadece verilen bir hediye ya da yapılan bir iyiliğe karşılık teşekkür etmek olarak görebilir (Lyubomirsky 2008). Bu nedenle Lyubomirsky (2008), araştırmacıların şükranı tanımlarken biraz daha geniş açıdan bakarak tanımlama yapmalarını istemektedir. Bu kapsamda, şükran duymanın aslında teşekkür etmenin ötesinde anlamı ve faydaları bulunmaktadır ve araştırmalar şükranın çok boyutlu faydalarına işaret etmektedir. Buna göre tutarlı olarak şükran duygusuna sahip olan kişiler, göreceli olarak daha mutlu, daha umutlu, daha enerjik olduklarını ve daha çok olumlu duygular yaşadıklarını belirtmişlerdir. Yine bu kişilerin daha az şükran duyanlara nazaran daha empatik, daha yardım sever, daha çok maneviyata saygılı ve daha affedici oldukları ve maddiyata daha az önem verdikleri belirlenmiştir. Öte yandan, şükran duyanların daha az kaygı, yalnızlık, kıskançlık duydukları, daha az depresif ve nevrotik oldukları araştırmacılar tarafından ortaya konulmuştur. Ancak hepsi nedensel olmayan ve ilişkisel olan bu araştırmaların bulgularından hareketle tüm bu olumlu sonuçlara şükran duymanın sebep olduğunu söylemek te mümkün değildir(Kardaş ve İlhan, 2018).
İlgili Araştırmalar
Şükran konusunda yapılan araştırmaların geneline bakıldığında, kavramın daha çok esenlik (iyilik hali ya da iyi oluş) değişkeniyle birlikte ele alındığı görülmektedir. Bunun nedeniyse genel anlamda esenliğin olumlu psikoloji alanında özel bir konuma sahip olması, diğer birçok olumlu duygu ve durumları olumlu etkiyor olmasıdır. Esenlik ve şükran değişkeninin beraber kullanılmasının en temel nedenlerinden bir diğeri ise, şükran duyan, kişilerin potansiyel bilişsel kaynaklarını kullanarak, demografik değişkenlerle birlikte pozitif etkilere yol açmasıdır (Park ve diğ., 2004).
Ayrıca, şükranın hem bireysel hem de sosyal ilişkilerin yapısını ve kalitesini olumlu anlamda etkilemesiyle birlikte, cömertlik ve şefkat gibi uyuma yönelik sosyal neticelerle ilişkisi olmasından ötürü de araştırmalarda sıklıkla ele alınmaktadır (Wood ve diğ., 2010).
Konuyla alakalı olarak yapılan birçok çalışmada, esenlik hali ile şükran arasında güçlü bir ilişki olduğu; kişilerin daha iyi ve doyumlu bir hayat sürmelerinde ve bazı psikoterapilerde şükran üzerine fazlaca odaklanıldığı görülmektedir (Seligman ve diğ., 2005). Bunun yanında, öteki korelatif çalışmalar incelendiğinde ise şükranın hayattan duyulan doyum ve mutlulukla olumlu; depresyon, kıskançlık ve düşmanlıkla olumsuz yönde ilişkili olduğu belirtilmiştir (Watkins 2004; Watkins ve diğ., 2003).
McCullough ve diğerleri (2002), bu pozitif ilişkilerin tümünü şükran duygusu yüksek olan kişilerin, uyumsuz ve olumsuz düşüncelerden uzak durmalarına; daha çok olumlu olaylara odaklanmalarına, böylece daha güçlü sosyal bağlar kurarak toplumsal motivasyonları yüksek ve stresle daha rahat baş edebilen kişiler olmalarına bağlamaktadır. Kısaca ifade etmek gerekirse, şükran duygusu yüksek olan kişilerin stresle daha rahat baş edebilmeleri, bu sebeple stres düzeylerinin düşmesi ve esenlik duygularının da yükselmesi mğmkündür (Lyubomirsky ve diğ., 2005; Wood ve diğ., 2007).
Lambert ve diğ., (2010), romantik veya yakın arkadaşlık ilişkileri ile şükran üzerine yaptıkları araştırmalarında kişilerin birbirlerine duydukları şükranı ifade etmelerinin aralarındaki iletişimin ve bağın güçlenmesine neden olduğunu ve böylelikle kişilerarasında kurulan bağın güçlendiğini belirlemişlerdir.
Fagley & Adler (2012) ise şükran duyma ile beş faktörlü kişilik özelliklerinin hayattan duyulan doyumu yordaması üzerine yaptıkları araştırmada kişilik özelliklerinden, şükran boyutuyla yüksek korelasyon gösteren tek boyutun deneyime açıklık olduğunu bulmuşlardır. Ayrıca, nevrotikliğin şükranla ilişkisi de oldukça düşük ve olumsuz yöndedir. Araştırmada kişilik değişkenlerinin yanında ele alınan yaşamdan duyulan doyumla şükran arasındaki ilişkinin de yüksek olduğu bulunmuştur. Şükran düzeyi artıkça kişilerin hayattan duydukları doyumun da arttığı görülmektedir.
Noor & Alwi?nin (2013) yürüttükleri çalışma Malezya?da sosyo-ekonomik düzeyleri düşük olan, yaşları 12-16 arasında değişen ergen katılımcılarla gerçekleştirdikler çalışmada, dayanıklılık düzeyi yüksek olan katılımcıların düşük olanlara nazaran, sosyal destek, kişilik, anne-çocuk ilişkisi, okula uyum ve öğretmen desteği gibi dayanıklılık kaynaklarından daha yüksek puanlar aldıklarını; okul ve aile ilişkilerinin de iyi olduğunu bulmuşlardır. Ayrıca, yüksek dayanıklılık kaynaklarına sahip olan grubun esenlik düzeylerinin de yüksek olduğu saptanmıştır.
Teoman (2019) olumlu psikoloji kapsamında geliştirilebilir bir özellik olarak görülen psikolojik dayanıklılık kavramının şükran müdahaleleriyle olan ilişkisine dair araştırmasında olumlu ilişki tespit etmiştir.
Uzmanlara göre şükran duygusu, kişilerarası ilişkileri sağlıklı bir zemine taşıyarak saldırganlığı azaltırken bağlılık duygusunu arttırmaktadır. Psikologlar, etnologlar ve sosyal bilimciler, uzun süredir insanların karmaşık duygu yapıları üzerinde çalışıyorlardı. Ancak şükran duygusu, ‘pozitif psikoloji’ akımı ortaya çıktıktan sonra araştırmaların konusu haline gelmiştir (Mertek, 2019).
Özetlemek gerekirse şükran konusu, ruh sağlığı alanında son yıllarda yaygın olarak üzerinde çalışılan, gelişmeye ve araştırılmaya açık olan bir konudur. Alan yazında şükran kavramı duygu, duygu durumu, yaşam yönelimi, baş etme yolu, kişilik eğilimi ve bilişsel yapılandırma düzeneği gibi farklı biçimlerde ve seviyelerde ele alınmıştır.
Yapılan birçok araştırma, şükranı duygusunun güvenli biçimde ölçülebilir ve geliştirilebilir bir özellik olduğunu, kişilerin ruh sağlıklarına olumlu katkılar sağladığını, olumsuz hayat olaylarına karşı koruyucu bir etken olduğunu ortaya koymaktadır. Benzer biçimde şükranın bir yandan kişiyi, strese ve olumsuz duygu durumuna karşı korurken, öte yandan sağlıklı sosyal ilişkiler kurmasına, geliştirmesine ve mevcut ilişkilerini güçlendirmesine yardımcı olduğu ortaya konulmuştur.
Şükranla alakalı olarak yapılan çalışmaların önemli bulgularından birisi de şükranın kişilerin sosyal ilişkilerine olan olumlu etkisinin varlığıdır. Buna göre, kişiler şükranlarını ifade etmek için olumlu sosyal davranışlarda bulunurken, zaman içerisinde şükrandan kaynaklanan bu tepkiler, kişilerin sosyal bağlarını güçlendirerek yeni ilişkiler kurmalarına ve ilişkilerini güçlendirmelerine yardımcı olmaktır (Emmons & Shelton 2002).
Benzer biçimde Fredrickson’a (2004) göre şükran, hem kişisel hem de toplumsal bağlamda olumlu etkilere yol açan bir duygudur. Toplumsal bağlamda da yardım eden, yardım alan ve bu sürece tanıklık eden kişilerde olumlu duyguların oluşmasına ve buna benzer yaşantılar yaşama isteğinin oluşmasına yardım etmektedir. Şükran, olumlu duyguların yayılması ve olumlu yaşantıların diğer kişiler açısından da yararlanabilecekleri anlamlı durumlar yaratılması gibi yollarla toplumsal kaynakların daha çok gelişmesini ve toplumsal bağların daha çok güçlenmesini de sağlamaktadır. Bu nedenle düzenli olarak şükran duygusunu yaşayan kişiler diğer insanlar tarafından sevilir ve ilgi görürler (McCullough & Tsang 2004).
Öte yandan, olumlu duygular kişilerin daha yaratıcı ve bilgili olmalarına, toplumla bütünleşmelerine, kendini toparlama güçlerinin gelişmesine ve sağlıklı olmalarına yardım yapmaktadır. Bu yönüyle düzenli olumlu duyguları olan kişiler durgun kalmamakta, en üst seviyede işlevsellik kazanmak için sürekli gelişmektedirler. Olumlu duygular, kişilerde kendini sürdüren bir yapı geliştirerek duygusal iyi oluş ve fonsiyonellik seviyelerini arttıran güçlü bir kaynak oluşturur. Bütün bunlardan ötürü şükran, arkadaşlık ilişkilerinin ve öteki sosyal bağların kurulmasına ve güçlenmesine, maneviyatın ve sosyal birlikteliklerin güçlenmesine, böylece kişilerin sevme kapasitelerinin gelişmesine yardım eder (Fredrickson 2004).
KAYNAKÇA
Emmons, R.A. & Shelton, C. M. (2002). Gratitude and the science of positive psychology. In Handbook of Positive Psychology (Eds; C. R. Snyder, S. J. Lopez):459–471., Oxford University Press.
Emmons, R. A. & McCullough, M. E. (2003). Counting blessings versus burdens: An experimental investigation of gratitude and subjective well-being in daily life. Journal Personal Socıal Psycholoğy, 84:377–389.
Emmons, R. A. (2004). The psychology of gratitude: an introduction. In The Psychology of Gratitude (Eds RA Emmons, ME McCullough):3–16. Oxford University Press.
Emmons, R. A. (2009). Gratitude. In The Encyclopedia of Positive Psychology (Eds. S. J. Lopez): 442-447. Wiley-Blackwell.
Fagley, N. S. & Adler, M. G. (2012). “Appreciation: A spiritual path to finding value and meaning in the workplace” Invited paper, Journal of Management, Spirituality, and Religion, 9, pp. 167 187.
Fredrickson, B. L. (2004). Gratitude, like other positive emotions, broadens and builds. In The Psychology of Gratitude (Eds R. A. Emmons, M. E. McCullough):145-166, Oxford University Press.
Gable, S. L., Reis, H. T., Impett, E. A., Asher, E.R., (2004). “What do you do when things go right? The intapersonal and interpersonal benefit of sharing positive events”, Journal of Personality and Social Psychology, 87, pp. 228-245.
Kardaş, F. ve Yalçın, İ. (2019). Şükran ölçeğinin geliştirilmesi: geçerlik ve güvenirlik çalışması. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 18 (89).
Kardaş, F. ve Yalçın, İ. (2018). Şükran: Ruh sağlığı alanında güncel bir kavram. Current Approaches in Psychiatry/Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 10(1), 1-18.
Lyubomirsky, S., Sheldon, K. M. & Schkade D. (2005). “Pursuing happiness: The architecture of sustainable change”, Review of General Psychology, 9, 111-131.
Lyubomirsky, S. (2008). The how of happiness: a scientific approach to getting life you want. Penguin Press.
McCullough, M.E. & Tsang, J. (2004). Parent of the virtues? the prosocial contours of gratitude. In The Psychology of Gratitude (Eds RA Emmons, ME McCullough):123-141. New York, NY, Oxford University Press
McCullough, M. E., Emmons, R. A. & Tsang J. A. (2002). “The grateful disposition: A conceptual and emprical topography”, Journal of Personality and Social Psychology, 82, pp. 112-127.
Noor, N. M. & Alwi, A. (2013). “Stressors and well-being in low socio-economic status Malaysian adolescents: The role of resilience resoures”, Asian Journal of Social Psychology, 16, 4, pp. 292–306.
Parks, A. C., Biswas-Diener, R. (2014). “Positive Interventions: Past, Present, and Future-In Bridging Acceptance and Commitment Therapy and Positive Psychology: A Practitioners’s Guide to a Unifying Framework”, Edit. Todd Kashdan and Joseph Ciarrochi.
Roberts, R. C. (2004). The blessings of gratitude. In The Psychology of Gratitude (Eds RA Emmons, M. E. McCullough):58–78. Oxford University Pres.
Schueller, S. M. (2010). “Preferences for positive psychology exercices”, The Journal of Positive Psychology, 5,3, pp.192-203.
Seligman, M. E. P., Steen. T., Park, N. & Peterson, C. (2005). Positive psychology progress: empirical validation of interventions. American Psychologist, 60:410-421.
Sheldon, K., Kashdan, T. B., Steger, M. F. (2011). “Designing positıve psychology: taking stock and moving forward”, Oxford Press.
Teoman, D. D. (2017). Bir pozitif psikoloji uygulama örneği olarak şükran müdahalesi ile çalışanların dayanıklılıklarını artırmaya ve stresle başa çıkma tarzlarını iyileştirmeye yönelik bir alan çalışması. (Doktora tezi). İstanbul Üniversitesi.
Watkins, P. C., Woodward, K., Stone, T. & Kolts, K. L. (2003). “Gratitude and happiness: Development of a measure of gratitude, and relationships with subjective well being”, Social Behavior and Personality, 31, pp. 431-451.
Watkins, P. C. (2004). “Gratitude and subjective well-being”, The psychology of gratitude, In R. A. Emmons & M. EM. McCullough (Eds), pp.167-192, Oxford: University Press.
Wood, A. M., Joseph, S. & Linley, P. A. (2007). “Coping style as a psychological resource of grateful people”, Journal of Social and Clinical Psychology, 26, 9, pp.1076-1093.
Wood, A. M., Froh, J. J., Geraghty, A. W. A. (2010). “Gratitude and well-being: A review and theoretical integration”, Clinical Psychology, 30, 7, pp. 890-905.